Bu Ülkenin Çocukları

Hasan Sağlam kullanıcısının resmi
Çocukluğumu hiç unutmadım; uzak dağ köylerinde yoksulluk ve çaresizlik içinde, şehirlerden gelen kravatlı şahıslara ve şehir çocuklarının hayatlarına imrenmekle geçirdiğimi anımsarım.

  Babam bir çift kara lastik aldığında her gün, birkaç saat sadece evin içinde giyer, akşam yastığımın altına koyar, kokusuyla büyük şehirlerarası yolculuk yapardım.   

   Hep büyük kentlerdeki çocukların yaşadıklarının en güzel hayat olduğuna inanırdım.

  Yaşım kırk olmuşken şimdi kılı kırka yarıp düşünüyorum ve iyi bakmaya çalışıyorum. Kendi çocukluğumu bu kadar çaresizlik içinde anımsarken, yaşamlarına imrendiğim şehir çocuklarının babaları “benim aslan oğlum, büyüyüp asker olacaksın!” diyerek askerliğin erkek ve aslan işi olduğunu da payelemiş olduklarını öğreniyorum.

  Benim babam beni hiç öyle sevmedi. Kalabalık bir ailede büyümeme rağmen, kız kardeşlerimi kapalı giydirip, erkek olduğum için böbürlenip çüküm açıkta olsun da “erkek adamın erkek oğlu nasıl olur görsünler” havasında olmadı.

Askerlik anıları da yoktu; bundan da övünmedi. Vatan, millet, Sakarya, Afyon, Hatay falan filan vs vs...

   Ancak çok askeri anısı vardı hem de acıdan ibaret. Ölümden, sürgünden ve zulümden ibaret…

  Babam çocukluğunu, savaş oyunları içinde Dersim Tertelesinde silah sesleri ve uzun bir tren yolculuğundan ibaret anlatırdı.

   Ben de askerlik yaptım; tam on dokuz ay! Ben istemedim; zorla alıp götürdüler askere beni. İlk üç ay silah vermediler. Üst baş araması yaparken üsteğmen cebimde çıkan Yılmaz Güney resmine ana avrat küfretti:

“ Her Türk askerinin cebinde kadın resmi, kız resmi var sende neden bunun resmi var? ” diyerek kan dolmuş gözlerini gözlerime dikerek resmi yırttı.

    Aslında orda düşündüm ki; Diyarbakırlı biri İstanbul'un orta yerinde bağırsa dese ki; “Ben Diyarbakırlıyım ama Türküm!” İnanıyorum hep bir ağızdan bağıracaklar: “Aslını inkâr eden haramzadedir. Sen Kürt'sün zorlama kendini boşuna!”  Bu sebeple bir problemde şudur ki; Kürt kendisine “Kürdüm” derse de sorun “Türküm” derse gene sorun. Yani ne İsa’ya ne Musa’ya yaranabilir.

Hayatımda ilk kez kendi yaşıma yakın Türk gençleriyle orada tanıştım. Çocukluk anılarını anlattıklarında hepsinin benim kadar yoksul büyüdüklerini fark ettim. Ama babaları onlara '’Vatan toprakları’' adı altında atadan kalma tarlalar armağan ediyor gibi öğretmişti.

   Mektupları geldiğinde ‘’gariban anam’’ diye içerlenir ağlardı bazıları. Annelerini severlerdi elbette anneleri kuşkusuz severdi onları.

Şimdi bakıyorum da her gün “ Vatan Sağ olsun! “ naraları ile onlarca genç ölüyor. Vatan gerçekten sağ ama kimin elinde, kimin vatanı?

  Sorunun bu şekilde çözülmediği, vatanı koruma adı altında aynı topraklarda yaşayan kardeş halkın çocuklarını katletmek toprağın bile kabul edemeyeceği bir şeydir.

Hani Âdemoğlu topraktandı? Mademki toprağın çocuklarıyız, neden ayrım yapıyorsunuz? Neden kendi topraklarınızda durmayıp da, gidip kendi toprakları üzerinde doğan çocukları öldürüyorsunuz? Vatan böyle mi sağ olacak?

Her gün gencecik insanlar kıyılırken hangi vatandan bahsediyorsunuz bayım siz?

Annelerin yapması gereken çok önemli bir şey var.

Özellikle Türk annelerinin yapması gereken en önemli şey bu erkek ırkçı faşist devlete verecek çocuklarının olmadığını söylemesi ve karşı durmasıdır!

Kürt çocukları ölürken “terörist” , Türk çocukları ölürken “şehit” oluyor paradoksundan çıkmanın tek yolu: “ Ne vatan sağ olsun, ne şehit ne de gazi... İstemiyoruz lütfunuzu, çocuklarımızı öldürmeyin yeter!” demelerinden geçer.

             

  hasansaglam@gmail.com

Kategori: 

Hapishane Edebiyatı

Ümüş Eylül Dergisinin 54. Sayısı Çıktı
Tekirdağ Cezaevi tutsaklarınca elle yazılıp mektuplarla dağıtılan Ümüş Eylül Kültür-Sanat dergisinin Ocak-Şubat-Mart 2025 tarihli 54. sayısı...
Ümüş Eylül Dergisinin 53. Sayısı Yayınla...
Tekirdağ Cezaevi tutsaklarınca elle yazılıp mektuplarla dağıtılan  Ümüş Eylül Kültür-Sanat dergisinin Ekim-Kasım-Aralık 2024 tarihli 53. sayısı...
Düşünsel özgürlüğün Sınırsız Kütüphanesi...
Görülmüştür Kolektifi, Redfotoğraf grubu ve Karşı Sanat, “içerdekilerle dışardakileri buluşturan” ortak bir sergiye daha imza atıyor. Fotoğrafçılar,...

Konuk Yazarlar

80’LİK DULLAR-1/ Sedat ÖNCER
Çünkü nüfusu orta yaşın da çok ötesinde insanlardan kuruluydu. Beldenin tek camisinden gün yoktu ki bir sela sesi duyulmasın… Emeklilerin tercih...
ZİNE/ Nazir Atila
Zine birden telaşlandı. İçini derin bir üzüntü kapladı. Yüreği korkuyla karışık bir heyecanla atmaya başladı. “Korkma Zine, okulun reviri var,...
"BİZ BAŞKA TÜRLÜ SEVERDİK BİRBİRİMİ...
Derken, Galata Yokuşu'nun oralarda, yeni kurulmuş bir ajansta iş buldum. Burada getir götür işlerine bakacak ve Tünel'den başlayıp, Levent'e...