
Ne bir gölgesi vardır dinlenebileceğimiz ne de bir kenarında tutunacak dalı.
Taşlıdır yol…
Dikenlidir…
Yürüdükçe ayaklarımız değil, çoğu zaman yüreğimiz kanar.
Ama insan yine de yürür.
Çünkü insan, her şeye rağmen yarına inanmak zorundadır.
Bazen bir avuç umutla, bazen bir dua ile, bazen de sadece “Allah büyüktür” diyerek devam eder yoluna.
Geride bıraktığımız her acı, bize hayatın başka bir yüzünü öğretir.
Kaybettiklerimiz, eksilenlerimiz, içimize attığımız sözler, duygular ve kimseye anlatamadığımız yaralar…
Hepsi bizi biraz daha sessiz, biraz daha sabırlı ama bir o kadar da güçlü yapar.
Ve gün gelir…
İnsan dönüp arkasına bakar.
“Bunca yolu nasıl geldim?” diye sorar kendine.
İşte o zaman anlar ki bazı yollar yürünmek için değil, insanı kendisine ulaştırmak için çıkmıştır karşısına.
Belki bugün yolumuz taşlı…
Belki dikenler ayağımıza batıyor.
Belki gönlümüz yorgun, gözlerimiz uzaklara dalıyor.
Ama unutmayalım:
Yarınlar henüz yaşanmadı.
Ve belki de bizi bekleyen yarınlarda, bugün kanayan ayaklarımızın üzerine gül dökülecek.
Belki bir sabah, yıllardır özlediğimiz o huzur kapımızı çalacak.
Belki bir dostun sıcak sözü, bir çocuğun gülüşü, bir annenin duası kadar güzel bir an belki bir kuş ya da bir kedi, bir yıldız mesaj verecek yeniden tutacak elimizden.
Çünkü hayat, insana her zaman istediğini vermez; ama sabredenlere bazen hiç ummadıkları güzellikleri armağan eder.
O yüzden…
Yol ne kadar taşlı, dikenli, acılı, üzüntülü olursa olsun yürümekten vazgeçmeyelim.
Çünkü bazı yolların sonu karanlık değil, ana kucağı sıcaklığında bir huzura çıkar.
Ve inanıyorum ki; bugün dikenlere basarak yürüdüğümüz yolların üzerine, yarın gül dökülecek.
Yeter ki umudumuzu yitirmeyelim.
Yeter ki kalbimizde iyiliğe, sevgiye ve güzel yarınlara biraz olsun yer bırakalım.
Çünkü hayat, bazen en güzel hikâyesini tam da bittiğini sandığımız yerde yazmaya başlar.
Ali Cemal Türkmen






