ÖYKÜLER

Bebek

Sırrı Ayhan kullanıcısının resmi

Saatlerdir direksiyon başında iş kovalamama karşın dişe dokunur iyi bir tur yakalayamamıştım. Akşama doğru yol kenarında bir kadının el kaldırdığını görüp, “Taksi!” diye seslendiğini duyup durdum. Kucağında küçük bir bebek, kolunda bir de sepet vardı.  Kapıyı açıp saygılıca onları arka koltuğa yerleştirdim.  ''Nereye, ne tarafa gideceğiz, hanımefendi?” diye sordum nazikçe.
 ''Şoför Bey, bizi Frankfurt şehir merkezine götür. Frankfurt tren istasyonuna yakın bir yere varalım, ben size adresi tarif ederim.” dedi.
Tamam, hanımefendi.” deyip marşı çalıştırdım.

Tarık

İsmail Cömertoğlu kullanıcısının resmi

"Gel oğlum benim bahtı kara oğlum." dedi ve oğlunu bağrına basarak kendisi de katıla katıla ağlamaya başladı.

Tarık'ın şalvarı yırtılmış, gömleği kirden katmerleşmişti. Ana özlemi, baba özlemi içindeki Tarık on bir yaşındaydı henüz. Ağustosta annesi ağır bir şekilde hastalanmış çok geçmeden Gaziantep Amerikan Hastanesi’ne yatırılmıştı. Hastalıktan kıvranarak ölümle pençeleşen ana çocuklarını düşündükçe kendinden geçiyordu. Hele hele Tarık aklına gelince yüreği parçalanıyor, mahvoluyordu.

Ne söylenir acaba?

Sırrı Ayhan kullanıcısının resmi

''Kapıya kadar yanaşsan iyi olur.” dedi.
''Ev karşıda işte.” dedim. “Karşıya geçebilirsiniz. Beni şimdi oraya döndürmeyin, sonra sorun olur.''
''Ben yürüyemem!''
''Neden? Sağlıklı ve dirisiniz. Biraz yorgun görünüyorsunuz ama her halde birkaç metreyi de yürüyebilirsiniz?''
''Sen boyuma bakma! Bacaklarımda hiç takat kalmamış.''
 ''Neden ? O kadar çok mu hastasınız?''
''Evet.''

İsmail

Nejla Arslan kullanıcısının resmi

Dağların gölgesinde kalan, tepelerin ardından başlayan çıplak dağların üstündeki bitki örtüsü yemyeşildi. Karşı dağlara yağan yağmurun kokusu geliyordu İsmail’in burnuna. Otlayan koyunları aceleyle toplamaya çalıştı. Ne yaparsa yapsın, hızla yaklaşan kara bulutlara yakalanacaktı. Küçük torba içine koyduğu bulguru ve ekmeği nereye saklayacağına karar veremedi. Herhalde yine ıslanacaktı.  Elindeki sopasıyla toprağı eşeledi, çalı çırpı topladı.

Gece Yürek ve Dil Suskun .

Görülmüştür kullanıcısının resmi

           Neden diye sormayacağım, çünkü ruhum hapishanelere sığmıyor. Ruhumu hiçbir yere sığdıramıyorum. Bu hakikat ortadayken bile toprağın koynuna sığacağımı sanmıyorum. Toprak dar gelir, sığamam toprağın koynuna.
            Toprak ağır. Duvarlar soğuk.
            Sular kurşun kadar ağır. Özlemler ise büyük.
            Yani topraktan gelerek gecenin kalbine akarak, gecenin yatıştırıcı, uslu sessizliği ile birlikte bir sonsuzluk içinde kalmayı yeğlemek daha iyi.

Sayfalar

Hapishane Edebiyatı

Ümüş Eylül Dergisinin 54. Sayısı Çıktı
Tekirdağ Cezaevi tutsaklarınca elle yazılıp mektuplarla dağıtılan Ümüş Eylül Kültür-Sanat dergisinin Ocak-Şubat-Mart 2025 tarihli 54. sayısı...
Ümüş Eylül Dergisinin 53. Sayısı Yayınla...
Tekirdağ Cezaevi tutsaklarınca elle yazılıp mektuplarla dağıtılan  Ümüş Eylül Kültür-Sanat dergisinin Ekim-Kasım-Aralık 2024 tarihli 53. sayısı...
Düşünsel özgürlüğün Sınırsız Kütüphanesi...
Görülmüştür Kolektifi, Redfotoğraf grubu ve Karşı Sanat, “içerdekilerle dışardakileri buluşturan” ortak bir sergiye daha imza atıyor. Fotoğrafçılar,...

Konuk Yazarlar

MİRİNA DERWÊŞ/ Yılmaz ELAGÖZ
Derwêş , li ser nivînê xwe  razabû. Lihêfek kevn û bipîne li ser wî bû.  Linghên xwe   kişandibûn ber bi zikê xwe ve û destên...
Turist Tavuk mu Kaz mı? Erhan Tığlı
Kazıklarımız buradan oraya yol olur, yollarımızda trafik canavarı bol olur. Acılı kebaplarımızla karnını, acıklı şarkılarla kafasını şişiririz; halis...
Kaç Can Hakkı Olmalı İnsanın? Veli Erdem
                                         ...
ÖYKÜLER beslemesine abone olun.