ÖYKÜLER

YOLUN SONU

Hüseyin Habip Taşkın kullanıcısının resmi

 
Dünyamızın bir bölgesine akbabalar çullanmış. Teknoloji dedikleri iki kanatlı, kanatlarının arasından geçen upuzun demir yığını, gökyüzünün hâkimi ‘benim’ dercesine mavilikler içinde şekilden şekle girerek gözdağı veriyor insanlara.
İnsanlar nerede? Yeryüzünde, yeryüzünden gökyüzüne endişeyle bakan insanlar. Gökyüzünden fırlatılan çeşit çeşit bombalar, adres sormadan, davetsiz misafir gibi dalıyor insanların, evlerin, işyerlerinin arasına.

Hasret nemlenmiş, nem duvara işlemişti.

Fetih Koç kullanıcısının resmi

 Her ne kadar farklı olsa da Zımêqlilerin sıcak duygularıyla karşılandı. Sessiz kalmayı tercih ediyordu. Ona yönelen bakışlarda bir iz arıyordu. İçini nehir edip onu bu köye getiren o nehrin izi... ‘Hangi gözlere değer gözlerin, hangi bakışlar üşüşür de unutur yüreğimi?’ dedi içinden. Tüm çabalara rağmen oturmadı. Onu tanıyan Funda ve Yazgül onunla ilgilendi ve onu alıp Quma Çiçe'nin evine götürmeye yöneldiler. Reddetmeden onlarla birlikte köy ortasında ayrılarak eve doğru gitmeye başladılar. Yürürken aniden Funda ve Yazgül'e dönerek: “Onun evi nerde, o hangi evde büyüdü?” diye sordu...

Hüzünlü Bir Şarkıdır Eylül

Fetih Koç kullanıcısının resmi

Şimdi, hüzün sarısı bir Eylül şarkısındayım...

Tüm şarkılar da Eylül yaralıdır.

Hüzünlü bir mevsimin başlangıcıdır Eylül, sararan yaprakların ilk savruluşu, hani sıcacık tınların düştüğü anlar oluyor ya, sürgünlerin acısı sızladığı anlar, hafif yağmurun döküldüğü günler. Eylül, hazan mevsimin de yağmalanmış yüreklerin adıdır.

***

Sarı-sıcak hüzün şarkıların adı. Sürgüne düşen yüreklerin özlemi. Şiirlerin derin yarasıdır Eylül.

AİLE İLİŞKİLERİ BİTERKEN

Hüseyin Habip Taşkın kullanıcısının resmi

Safiye bu koca şehire yıllar öncesinde ailesiyle geldiğinde sekiz yaşındaydı ve ilkokula gitmekteydi. Uzun saçları koyu kestane rengindeydi. İncecik bir dal gibiydi. Ayağında naylon ayakkabıları vardı. Soğuk havada ince kiremit renginde kazağı üzerindeydi.
Babası inşaat işlerine duvar örme ustası olarak gider, aile geçimlerini sağlardı. Annesi ev kadını olmakla birlikte ev temizliğine ara sıra gündelikçi olarak, Safiye’nin ağabeyleri ise İsa, Hasan, Hüseyin ilkokula giderdi.

"Neden var neden yok"

Görülmüştür kullanıcısının resmi

 
Biz çocukların, evimize geldiğinde kaçacak delik aradığı, sokakta karşılaştığımızda ise yüzümüzde muzip bir gülümsemeyle yolumuzu değiştirdiğimiz, mahallemizin iğne işlerini yapan, Selanik göçmeni bir Zeynep teyzemiz vardı.
6. sınıfa başladığım yıl, Zeynep teyzenin en büyük oğlu Mehmet abi yanımızdaki binaya taşındı ve bodrum katına da bir aliminyum doğrama ve panjur atölyesi açtı.

Sayfalar

Hapishane Edebiyatı

Ümüş Eylül Dergisinin 54. Sayısı Çıktı
Tekirdağ Cezaevi tutsaklarınca elle yazılıp mektuplarla dağıtılan Ümüş Eylül Kültür-Sanat dergisinin Ocak-Şubat-Mart 2025 tarihli 54. sayısı...
Ümüş Eylül Dergisinin 53. Sayısı Yayınla...
Tekirdağ Cezaevi tutsaklarınca elle yazılıp mektuplarla dağıtılan  Ümüş Eylül Kültür-Sanat dergisinin Ekim-Kasım-Aralık 2024 tarihli 53. sayısı...
Düşünsel özgürlüğün Sınırsız Kütüphanesi...
Görülmüştür Kolektifi, Redfotoğraf grubu ve Karşı Sanat, “içerdekilerle dışardakileri buluşturan” ortak bir sergiye daha imza atıyor. Fotoğrafçılar,...

Konuk Yazarlar

MİRİNA DERWÊŞ/ Yılmaz ELAGÖZ
Derwêş , li ser nivînê xwe  razabû. Lihêfek kevn û bipîne li ser wî bû.  Linghên xwe   kişandibûn ber bi zikê xwe ve û destên...
Turist Tavuk mu Kaz mı? Erhan Tığlı
Kazıklarımız buradan oraya yol olur, yollarımızda trafik canavarı bol olur. Acılı kebaplarımızla karnını, acıklı şarkılarla kafasını şişiririz; halis...
Kaç Can Hakkı Olmalı İnsanın? Veli Erdem
                                         ...
ÖYKÜLER beslemesine abone olun.