Merhaba Hayat
Merhaba Hayat; zevkle okuyacağınız öykü ve anlatılar kitabıdır.
Merhaba Hayat; zevkle okuyacağınız öykü ve anlatılar kitabıdır.
Birinci öykü kitabımı ilkin Yaşar Nabi Nayır'a, sonra da Mehmet Fuat'a götürdüm, her ikisi de, "Biz el yazmalarını okumuyoruz, daktiloya geç getir," diyerek alıp okumadılar. Daktilo bulamadım. Daktilo buluncaya kadar evinde saklaması için öyküleri sevgili arkadaşım Ahmet Öztürk'e verdim. Tabi bu arada 12 Mart darbesi oldu. Ahmet, bir İsrail baskını sonucunda Filistin'de öldürüldü. Öyküler, General Faik Türün'ün, Elrom'un öldürülmesinden sonra, 80 bin askerle İstanbulda başlattığı arama furyası sonucunda kırklara karıştı.
Haydar Karataş’ın ninesinin anlattığı masalara “Gece Kelebeği”nde karşılaşmıştım.
Gece Kelebeği, Dersim Katliamı’nın kapısını bize bir kadının yaşadıklarının tanıklığından aralarken, o masallar ise bize Dersim’in mekânsızlığının ve ebedîliğinin kapısını aralıyordu. Gömüt içindeki ayırt edilmeyen gömüt gibiydiler; dokunduğunda ruhunu sarıp sarmalayacak, dokunmadığında ise hiç yokmuşçasına kalacak.
Yazar Şair Akman Gedik’ten söz ediyorum. Dilimizin Zazaki lehçesiyle ve Türkçe birçok kitabı çıktı. Şiir, öykü serüvenine denemeyi de eklemiş. İyi ki de eklemiş. Bezuvar Kitaplığı’ndan yeni çıkan, Renk Yoksulu adında deneme kitabını tekrardan okuyorum. Türkiye’nin ahvalini ele almış; kinlerini, öfkelerini, hoşgörüsüzlüğünü ve sevgisizliğini. Ondandır ki, o topraklarda tanrı ölmüştür. Çünkü tanrı sevgidir. Sevgi ise can çekişiyor. Irkçılığın, tahammülsüzlüğün batağında debelenmektedir. Doğal olarak ahlaksızlık da almış başını gidiyor. Her duldada bir çete türemiş.
En çok da sahibini yitirmiș bir őykü...
Şiir bir bakɪma sahip çɪkmaktɪr sahipsiz ve sessiz gidenlere...
Çünkü yitse de bir őykünün insanɪ, duygularɪ asɪlɪ kalɪr bir yerlerde ve birilerinde...
Bu nedenle bazen șiir bir vefa borcudur dizelerde ődenen...
Sevda K.
Ve son kez baktım çocukluğumun küçük cennetine"
Bir yanda bizim biz olmamızı sağlayan iç dünyamız. Diğer tarafta iç dünyamızı unutturacak kadar bize hakim dışarıdaki yaşamımız. Bize düşen hayat ödevi ise bu ikisini uyum içinde götürerek yaşamı devam ettirmek…
Kitaba adını veren Mendil Sen Kokuyordu öyküsü zaten bir harika. Diğer öyküler de birbirinden güzel ve akıcı... Yazarın dili çok sade. Okurken anlamak da hiç zorlanmıyorsunuz. Öykülerin konusu da çevremizde gördüğümüz, her gün yaşadığımız olaylar. Okurken hiç yabancılık çekmiyorsunuz. Her konu var. Töre cinayetlerinden ve namus cinayetlerinden tutun da, aşk, sevgi, dostluk, hasret, özlem...
Necmettin Yalçınkaya sizi öyküye doyuruyor.
“Deli Bal”, alışıldığı gibi kitapta yer alan bir öykünün adı değil. Karadeniz’de üretilen, çok az yendiğinde faydalı fakat dozu kaçırıldığında delirttiği söylenen bir bal çeşidi. Kitabın arka kapağında yazar tarafından verilen bilgilerden öğreniyoruz ki eser, hacmi ve içeriği kıyaslandığında deli bala benzediğinden bu adı almış.
B- Katılım Koşulları
Edebiyatın gerillası