öykü
SAQELENGE Ümran Düşünsel’in Yeni Eseri ‘Ayağı Kırık Turnayım Katarda’ ya Dair
SAGELENGE
Yüzyıllara dayanan sözlü geleneğin halen canlı ve başat yaşandığı Kurdîli coğrafyada ses (deng) erbaplarınca dile getirilmiş stranlar (şarkı) da hayatın farklı yönlerine değinen ezgilerden mürekkeptir.
"Neden var neden yok"
Biz çocukların, evimize geldiğinde kaçacak delik aradığı, sokakta karşılaştığımızda ise yüzümüzde muzip bir gülümsemeyle yolumuzu değiştirdiğimiz, mahallemizin iğne işlerini yapan, Selanik göçmeni bir Zeynep teyzemiz vardı.
6. sınıfa başladığım yıl, Zeynep teyzenin en büyük oğlu Mehmet abi yanımızdaki binaya taşındı ve bodrum katına da bir aliminyum doğrama ve panjur atölyesi açtı.
GÖKKUŞAĞI’NDAKİ KAN İZLERİ
Adil Okay
GÖKKUŞAĞI’NDAKİ KAN İZLERİ
“Kadınların yaraları görünmez. Kiminin beyninde, kiminin yüreğinde, kiminin döl yatağında… Kimini babası, kimini ağabeyi, kimini sevgilisi, kimini kocası, kimini oğlu açmıştır. Kadınlar geceleri uyumaz, görünmez iplik ve iğnelerle dikerler yaralarını. Görünmez yaralar ondurmaz kadınları…” (s.45)
Hasta Mahpus Mesut Deniz'den bir öykü: MAHALLEDE SAHİPSİZ ARABA
...
Güneşli bir gün biz çocuklar tatilin rehavetiyle biraz geç uyanmış, kahvaltımızı edip Yenibosna sokaklarını yeni yeni doldurmaya başlamıştık. İlk olarak sokağımızın aşağı ucunda oturan Hasan’a rastladım. Hasan o dönemki kankamdı. Onunla muahabbet ederek dolaşmaya başladık.
Gözlerimiz mahalledeki samimi olduğumuz diğer çocukları ararken, bir kaç sokak ileride, sokakları dikine bölerek ilerleyen yol üzerinde park etmiş siyah bir otomobil farkettik. Otomobilin başında da iki çocuk merakla ona bakıyordu.
Şiir Makası... Gül Makası....
***
AYDAN YALÇIN’IN “GÜL MAKASI”*
“(…) her çiçeğin kendisine açtığıdır bu / çürük mevsim sarkığı / naylon çiçek kokulu / sancılanmış zamandır regl olmaya hazır / sesim yorgun, sesim aç / ölü kentler yolcusu / (…)” Aydan Yalçın
“Zamana Adanmış Yüzlerimiz”*
Bir insan ömrüne kaç hayat sığar?
O hayatların hangisinde “aidiyet” bulunur ya da tümden yiter.
VEDA
VEDA
Sen gittiğinde
Cinnetimin iki zehirli zambağı
Gözlerin de durmadı
Saçların da gitmişti
Peşi sıra
Sarı sarı
Rüzgar rüzgar
Senenin son dizesiydi kasım
Sen gittin ben kaybolmuştum
Zaman mı ben mi
Donmuş muydu
Zamanıydı gittin
Yaprak dökümüydü erguvanların
Sokaklar ıslak ve acımasızdı
Öykünün kasım akşamıydı
ON ÇOCUKTUK!
Odama girip çıkan doktor ve hemşirelerden fırsat buldukça okudum. Heyecanlanmak, yaşama tutunmak, ‘ölüm de neyin nesi?‘‘ demenin edebiyatın tatlı yorganına sarılmakla olduğunu bir kez daha öğrendim.






