İnsan, Kültür, Felsefe, Siyaset ve Aleviler-4-
Gerçek siyaset; insan için en zor şartlarda bunu kendi yaşamında uygulama iradesini gösteren felsefi bir duruştur. Uygulanmayan siyasetle yaşamak, hayal deryasında boğulup yok olmaktır.
Gerçek siyaset; insan için en zor şartlarda bunu kendi yaşamında uygulama iradesini gösteren felsefi bir duruştur. Uygulanmayan siyasetle yaşamak, hayal deryasında boğulup yok olmaktır.
Bir toplum veya devlet kurumsallaşmak istediğinde, mutlaka temel bir siyasi düşünceye sahip olarak hareket eder. Söz konusu siyasi düşünceler din, ırk, sol, sağ, liberal, laik, seküler vb. örgütlenmelerle gerçekleşir. Avrupalılar 1700’lerden itibaren herkesten önce seküler, laik, çağdaş siyasetle ulus devletleşmesine geçiş yaptılar. Diğerleri 1900 yılların başı ve ortasında uluslaşmaya çalıştılarsa da bunların çoğu din, feodalizm, etnik ırkçılık gibi hastalıklar yüzünden, demokrasi ve uluslaşmayı gerçekleştiremediler.
Bu bakımdan kutsallıklar üzerinden siyaset yapanlar ile, insanlığa değer veren herkes, değerlerine ihanet etmeden asla siyasal vb. özel amaçlarına ulaşamazlar
Bugüne kadar kanıtlanmış "Tanrı" olmadığına göre, buna dayanan düşüncelerin hepsi oturmuş profesyonel yalancılıktır.
kadar hepsinin siyasal felsefesi, bilim dışı duygusal ve devlet endekslidir. Mevcut muhaliflerin yüzde doksanı devletle aynı paralelde, Türkik İslamik ulus üstünlüğü, devletçi paternalizm, taklitçilik, şovenizm ve demokrasiyi oy kullanmakta anlamaktır.
Bir toplum ve bireyin yaşam kalitesi, o toplumun siyasetinin derinlik ve de objektifliğine göre belirlenir. Ya ilerici siyasal yapıyla zenginleşerek en az sorunla yaşar veya gerici anlayışla sürekli birbirini yiyerek bitme noktasına gelinir.
Bilindiği gibi toplumlara ruh, hareket, dinamik ve yaşam heyecanı katan temel felsefe siyasettir. Bu yüzden siyasetin doğru ve gerçek bir felsefi temeli olması şarttır. Orta Çağ'da olduğu gibi siyasetin dinlerin hayal ürünü söylencelerine dayanması, insanların sürekli birbiriyle çatıştırması demektir.
Her şeyden önce siyasetin ciddi bir bilim dalı olduğu gerçeğinden hareket edilmelidir. Siyasette yönlendirici, ön açıcı ve yönetici olmak isteyen her insan, iyi bir yüksek eğitimle birlikte, genel kültürünü derinlemesine tamamlamış olması birinci şarttır.
Tek başına bu da yeterli görülmeyip, doğru ve gerçek siyasi misyon almak isteyen kişi, başta kendisi ve ailesi olmak üzere, birlikte hareket ettiği tüm insanları, maddi manevi açıdan mütevazi bir yaşamla, özü sözü bir olarak bunu kanıtlamalıdır.
Ancak zamanı çoktan geçmiş din temelli kültür ve siyaseti bir türlü bırakmak istemeyen Türkiye ve Bölge siyasetçileri yüzünden, toplumun sürekli uçurumun kenarında yaşaması tam bir kültürsüzlük ve öngörüsüzlük örneğidir.
Kendisini geliştirmeyip 1500 yıllık kültürle hâlâ yaşayan devlet ve siyaset adamları, bu geriliği eğitim vb. araçlarla topluma empoze etmeleriyle, bölgesel sorunlarının büyümesinin en büyük sorumlularıdırlar.
Buna sebep olansa, felsefenden uzak duran birçok devlet yönetimi ve siyasi yapının, sürekli fetişizmin sadece psikolojik açıdan cinsel saplantı olduğunu öne çıkarmasıdır.
Halbuki sosyoloji biliminin mimarları olan Agusto Comte ve Caharles Brosses, fetişizmin; dini inançlara bağlanma şeklinden ortaya çıkıp, daha sonra cinsellikte dahil farklı duygu ve düşüncelerde nasıl saplantı haline dönüştürüldüğünü net bir şekilde ifade etmişlerdir.
dövüşemeyecek kadar korkak olan,
bu yüzden de kendileri
adına dövüşmek için dünyanın gençlerini
cepheye süren hırsızlar çıkarır.’’ Edmund Burke