Soyut ve Somut Düşünsel Yaşam Üzerine

Cemal Zöngür kullanıcısının resmi
Her yaşamsal düşünceye anlam ve değer kazandıran insanın kendisidir. İnsanı ele alınmadan hiçbir konu ya da yaşam hakkında fikir belirtmek mümkün değildir. Çünkü gerek insan kendisiyle ilgili gerekse Allah’ın varlığı başta olmak üzere, doğada gözlenip duyulabilen her şeyi somut ve soyutsallaştırma, insanın düşünce ve akıl yürütmesiyle ortaya çıkan bir gerçekliktir. “Soyut ve Somut Düşünsel Yaşam Üzerine” geniş açıklamaya geçmeden, ne anlam içerdiğini kısaca ifade ederek devam etmeye çalışalım.

 

Soyut Düşünce Biçimi: Varlığı hiçbir şekilde kanıtlanmayan, ancak her ifadesi ütopyaya ve hikâye söylencelerinden ibaret olan yaşam bilincidir.

Somut Düşünce Biçimi ise: Gözle görülen ve varlığı kesin kaynaklarla realiteye dayanan bilinç ve yaşam demektir.

İnsan yaşamında mevcut olan bu iki temel düşünme yeteneği, insanın dünya yüzünde var olduktan en az 12 milyon yıl sonra oluştuğu bilimsel araştırmalarla kanıtlanmış durumdadır. Bu yaşamın hangi aşamalardan geçerek günümüzdeki konumu aldığını daha iyi anlamak için, kısa bir tarihsel inceleme yapmak yeterli olacaktır.

Tarih ve Antropolojik araştırmalar ışığında, insanın ilk ataları sayılan Primat ve Neandertallerin gelişim ve yaşamları, M.Ö.12 milyon yıllarında Homo Hubilas’ın el ve ayakları üzerine yürüdüğü dönemle başlamıştır.

İkinci gelişim evresi ise, aradan 3 veya 4 milyon yıl geçtikten sonra, Homo Erektus’un ayaklarının üzerine dikilip yürümesi, ellerini daha pratik şekilde kullanmasıyla, büyük bir fiziksel ve duygu değişimi yaratmıştır.

Fiziksel ve duyguda devam eden bu evrimleşme, yaklaşık M.Ö. 200 ila 165 milyon yıllarında Homo Sapienslerin akıl ve deneme yanılma yöntemiyle büyük anlamlar kazanmış oldu. Ancak belirtilen dönemlerde gerçekleşen yaşamsal duygu ve düşünceler henüz bilince çıkarılmış değildi.

Sürekli değişim içerisinde olan insan, Avcılık dönemine kadar daha çok duygu ve hisler doğrultusunda doğal bir edimle, deneme ve yanılma yöntemi, yarı soyut ve yarı somut alt yapının hazırlamıştır.   

M.Ö.65 bin yıllarında Avcılık (Paleolitik) döneminin olgunlaşmasıyla, yavaş yavaş Soyut (Metefizik) düşünme şekli olan Pagan ya da diğer adıyla çok tanrıcılık (Poloteizm) düşüncenin yansımalarından ay, güneş, yıldız, su yağmur, ateş, toprak vb. doğa güçlerine tapınmanın öne çıktığı görülmektedir.

Ve bununla birlikte hem somut (Materyalist) hem de soyut (Metefizik) düşüncenin ana kaynağı durumunda olan Totem ve Animist düşünce yapısı gelişim evresini tamamladıktan sonra, ara üst aşama olan Mezolitik sürece geçilmiştir.

Mezolitik ara dönemle birlikte Neolitik Çağın tarımcı yaşamı, kadının öncülüğünde bilince çıkıp akıl, fizik ve sorgulamanın birleşmesiyle, insanı diğer hayvani özellik ve yaşamdan ayıran devrimlerin en büyüğü niteliğindedir.

Ana Tanrıça (Ana Erkil) düşünce ve yaşam yaklaşık M.Ö. 5 bin yıllarına kadar dünyanın her yerinde aynı devrimsel etkiye sahip olup, insanın aile, çocuk, akraba, toplum, ahlak, hukuk ve siyaset gibi temel kurallarla, dünyanın gidişatını değiştirmiştir.

Mevcut yaşam üzerine oturan Sümer Uygarlığı; kral tanrıcılık (Ata Erkil) düşünce yapısıyla sanatsallaşmada önemli çığır açmasına rağmen, giderek soyutlaştmasıyla, birçok kaos ve karmaşanın ortaya çıkmasına neden olunmuştur.

Bu karmaşık soyut yapıya büyük eleştiriler getiren Hz. İbrahim Peygamber, mevcut soyut (Metafizik) düşünceyi daha üst aşamalara taşıyarak, insanın Allah olamayacağını, Allah’ın göklerde olduğunu ileri sürüp, Gök ve Tek Tanrı inanç ve yaşam düşüncesini icat etmiştir.  

Her geçen gün bu soyut düşünce ve yaşam şekli idelistleştirilerek daha ileri aşamalara taşınmasıyla, tek tanrılı dinlere gidişi hızlandırmıştır.

Gerek somut Ana Tanrıça kültünden gelen Dualist düşünce, gerekse ilkel materyalist somut bilimsel yaşam anlayışı, her ne kadar somutsal düşünceden ödün vermeden yoluna devam ettirmiş olsa da, soyut metafizik yapının yükselişini engelleyememiştir.

Daha önceki yaşamsal düşüncelerde olduğu gibi, soyut (Metefizik) düşünce ve yaşam biçimi dünyanın her yerinde aynı etkiyi gösterip, M.Ö. 50 yıllarından itibaren Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet’in var olmasında temel belirleyiciliğe sahiptir.

Miladi 1500 yıllarına kadar etkinliğini her türlü sürdüren bu üç soyut (Metafizik) düşünce yaşam şekli, yavaş yavaş daralarak kendi kabuğuna çekilme sürecine girdiğini, aralarındaki çatışma ve mezhepsel ayrışmalarla birlikte, pozitif bilimlerin yarattığı yeni ve modern yaşamın etkisinden anlaşılmaktadır.

Yeni Çağın kendisini tam olarak hissettirdiği 1789 yıllarından itibaren, somut (Materyalist) düşünce yeniden atağa geçerek teknik, felsefi ve sosyal bilimlerle, rasyonel düşünme ve yaşamı tekrar insan bilincine oturması, insanlık tarihindeki en önemli devrimlerdendir.

Bazıları bu ifadeleri kabul etmese de temel gerçekliğin bu şekilde olduğunu içerisinde bulunduğumuz teknolojik, sağlık ve bilgisayarların (Bilgi Çağı’nın) sağladığı hizmetler her şeyi kanıtlamaktadır. Bu yüzden başka bir kaynak gösteremeye gerek bile yoktur.

Soyut ve somut yaşamsal düşüncelerin tarihçesi kısaca bu doğrultuda gelişmişken, felsefi açıdan insan bilincinde nasıl şekillendiklerine daha yakından bakmak gerekir.

Soyut felsefi düşünce yaşamına sahip olan insanlar evren, dünya, cansız ve canlı varlıkların, basit bir gaz ve toz parçalarından oluşamayacağını düşünerek, büyük bir fizik ötesi (Metafizik) manevi gücün (Allah) yaratıcılığına inanmışlardır. Bu inanış ve düşünme şekli, doğal olarak insanda bazen gizli bazen de açık bir korku (Fobi) duygusunu yaratmaktadır.

Ve her şeye muktedir tanrısal gücün korkusunu felsefeleştiren idealistler, insan topluluklarını bu düşünceye göre biçimlendirip yönetmek için çeşitli dinsel söylencelerle, Tanrı isterse cezalandırır, isterse ödüllendirir biçiminde soyut bir anlayışıyla yaşama yön vermektedirler.

Ancak diğer taraftan bugüne kadar üzerinde düşünmek istemedikleri uçak, füze, genetik, tıp vb. alanlarda geliştirilen bilimsel çalışma ve icatların, tamamen insanın akıl ve düşünce gücüne dayandığını hâlâ kavramak istememeleri, derin bir bilgi yoksunluğunu göstermektedir.

Eğer somut materyalist pozitif bilimlere inanan insanlar, diğer soyut metafizikçi düşünenler gibi nasıl olsa Allah yaratıp her şeyi vermektedir diyerek beklemiş olsalardı, karıncalar gibi çoğalan insan, günümüzdeki noktaya gelmeden birbirinin etini yiyerek neslini çoktan yok edecekti.

Bu mantığın daha ileri gitmesini engelleyen tek felsefi yapı, somut diyalektik ve tarihi materyalist düşünce olmuştur. Çünkü dünyada var olup görülen ve somut şekilde hissedilen her şeyin, ampirik metotlarla insanın neler yapabileceğini net bir biçimde ortaya koymuştur.

Bunun en basit kanıtı gaz, toz, sıvı, kan ve çiçeklerin etkileşim, birleşim, değişim ve ayrışmalar sonucunda, icat edilen her teknik araç ve tıbbi malzemelerin, insan için sağladığı faydayı insan bilincinin silmek mümkün değildir.

Örneğin eskiden insanlar çeşitli hastalık ve doğal afetler karşısında çaresizce Allah’tan yardım bekleyerek ölüp giderken, somut pozitif bilimsel teknik ve tıbbi icatlarla, birçok zorlukların kolayca nasıl aşıldığını herkes yaşayarak bilmektedir.

Bu da insanda moral, motivasyon ve kendine güven sağlanmış olup, en zor olarak görünen sorunların dahi, çözüm merkezinin insanın kendi elinde olduğu kanıtlanmıştır. İşte soyut ve somut yaşamsal düşünce yapılarının, insanlığa kattığı faydaları kısaca bu şekilde ifade edebiliriz.

   

 

 

 

Kategori: