Eski Kulağı Kesik/ Sait Almış

Edebiyat Bahcesi kullanıcısının resmi
Cemil birkaç yıl önce İstanbul’dan göç etmişti Foça’ya. Kendini emekli etmişti. İstanbul ve hayat birlik olup ümüğüne çökmüştü

Cemil’in yıllarca. Yoruldu, tükendi, sonunda pes etti, her şeyi olduğu gibi bıraktı kaçtı.
Sabahları kahvelere, akşamları meyhanelere takılıyordu. Nereye gitse kendi gibi hayat yorgunlarına, kaçkınlara rast geliyordu. Aynı mekânları tercih ettiklerinden olsa gerek, sanki mıknatıs gibi çekiyorlardı birbirlerini. Herkes kaçış hikâyesini anlatıyordu içki masalarında. Hem de defalarca. Geçmişini hatırlatan her şeyden kaçıyordu Cemil. Bu yüzden onun hikâyesini kimse bilmiyordu. Ama herkes kendince bir hikâye uyduruyordu onun için.
***
Bir sabah mezattan balık alırken, Foça’nın emektar balıkçılarından Ruhi yaklaştı yanına. Sırtındaki balık dolu kasayı yere bıraktı. Elini Cemil’in omzuna attı. “Senin için ‘eski kulağı kesiklerden’ diyorlar, doğru mu?” diye sordu. “Eyvah, hayattan kaçamadım herhalde,” diye telaşlandı Cemil. İstanbul’dan, işinden kaçmıştı ama hayatından kaçamamıştı herhalde.
“Eski kulağı kesik demekle balıkçı Ruhi ne demek istedi? Geçmişim hakkında bir şey mi biliyor acaba?” diye, deli danalar gibi dolandı durdu bütün gün sahilde. Uyuyamadı o gece. Gün doğmadan soluğu yine Balık Hali’nde aldı. Avcısına âşık olan yaralı hayvan gibiydi. Gözleri Balıkçı Ruhi’yi aradı. Ruhi gelmedi o günkü mezada. Hayatının akışını belirleyecek sınavın sonucunu öğrenememiş bir öğrenci burukluğu içinde döndü kahveye.
Belli olmuştu bir gün ve bir gecesi daha azap içinde geçecekti. Hava güzeldi. Bahar gelmek üzereydi. Kendini Sazlıköy’de buldu. Önce Kilise’ye uğradı. Sonra dağa doğru yürümeye başladı. Taş bir Rum evinin yıkıntıları üzerine kurulmuş küçük bir keçi ağılı çıktı karşısına. Kapısında bir çoban köpeği vardı. Yaklaştığında havlayan köpeğin kulağının kesik olduğunu fark etti. Keskin olması için kulağını kesmişlerdi. Yüzü allak bullak oldu. Bütün gün unutmaya çalıştığı korkusu yeniden benliğini kapladı.
Kendisinin bile unuttuğunu sandığı o eski, keskin günlerini kim biliyordu? Balıkçı Ruhi’ye kim söylemişti? Başka bilen var mıydı? Kafasının içinde bunun gibi onlarca soru dolanmaya başladı yine. Bu sorularla günü ve geceyi geçiremezdi. Hemen Balıkçı Limanı’na döndü. Balıkçı Ruhi’nin limandaki yerini buldu. Ruhi balıktaydı, teknenin yeri boştu. Hemen karşısındaki Balıkçı Kahvesi’ne oturdu, Ruhi’nin yolunu beklemeye başladı. O gün hayatında içmediği kadar çok çay içti.
Gün batımından sonra, gözaltına aldığı yere pancar motoru tekleyen bir tekne yanaştı. Hesabı önceden ödediğinden, hemen sahile koştu. Ruhi halatları bağlıyordu. Sırtı Cemil’e dönüktü. “Hemşerim bakar mısın?” diye seslendi. Ruhi yorgun ve isteksizce vücut pozisyonunu değiştirmeden, başını geriye çevirdi.
“Buyur, beyim!”
“Estağfurullah,”
“Dün sabah mezatta sen bana bir şey dedin, hatırlıyor musun?”
“Evet, hatırlıyorum”
“Affedersin, ama ben çözemedim. Ne demek istedin bana?”
“Anlamadın demek ki? Köpeklerin kulaklarından anlamadıysan, kedilerden ipucu vereyim sana.”
“Ne söyleyeceksen doğrudan söylesen?”
“Olmaz! Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır. Arif olacaksın bu kasabada. Foça’nın kedilerine dikkatli bak. Kuyruğu kopuk ne çok kedi olduğunu göreceksin. Bir o kadar da öyle insan vardır Foça’da. Senin için de onlardan biri diyorlar. Kuyruğunu tramvay çiğnemiş diyenler bile var!” dedi ve balık kasasını omuzlayıp yürüdü gitti Ruhi.
Cemil arkasından bakakaldı. Sorusuna yanıt bulup rahatlayacağını umarken, aklına başka bir soru daha takıp gitmişti Ruhi. Foça’da kuyruğu kopuk çok kedi olduğu doğruydu. Kedilerin en zayıf yerleri olan kuyruklarının köpekler tarafından ısırılarak koparıldığını öğrenmişti. ‘Balıkçı Ruhi iki benzetmeyle filozofça bir şey ifade etti herhalde,’ diye düşündü. İlk benzetmede kulağı kesik köpek ile ikinci sorudaki kuyruğu kesik kedi örneği kedi-köpek kavgasına işaret ediyordu.
“Eski kulağı kesik” diyerek “keskin kavgacı” yıllarını ima ettiğini düşünüyordu. “Kuyruğunu tramvay çiğnemiş” ne anlama geliyordu acaba? “Eyvah!” dedi. “Tramvay nerede var? Beyoğlu’nda. Demek ki benim nerede yaşadığımı da öğrenmiş Balıkçı Ruhi.” Daha da telaşlandı Cemil. Ruhi’nin nereye gittiğini takip etmediğine hayıflandı.
Soluğu Menendi Kafe’de aldı. Kafeye varıncaya dek sahil yolunda ve kafenin önünde yedi tane kuyruksuz kedi saydı. “Seçici dikkat bu olsa gerek herhalde.” dedi. İki orta boy Foça Barbunu söyledi. “Izgara olsun!” dedi. Hani geçmişim film şeridi gibi gözümün önünde geçti derler ya, bu deyimin uydurma olmadığını anladı Cemil. İlk duble rakıdan sonra kendini Beyoğlu’nun arka sokaklarından Taksim Meydanı’na çıkarken buldu.
Kaçtığı hayatı ondan önce gelmişti Foça’ya. Herkes her şeyi biliyordu. Kimse kibarlığından yüzüne karşı bir şey söylemiyordu. Herkes çok iyi davranıyordu. Sanki filozof balıkçıyı sözcü seçmişlerdi. O da görevini layıkıyla yapıyordu işte. Açıkça söylememişti, ama “biz kasaba halkı senin kim olduğunu biliyoruz, kimseyi kandırdığını zannetme!” demek istemişti Ruhi.
“Kulağındaki kesik çok eski. Zaten kuyruğu dik tutamamışsın, tramvaya kaptırmışsın. Biz bu gününe bakarız,” demek istemişti herhalde Filozof Ruhi.
Ani bir kararla hesap istedi. Metin Usta şaşkındı. Barbunları daha yeni getirmiştim,” dedi, hesabı uzatırken. “Olsun,” dedi.  “Kuyruğumu, pardon eşyalarımı toplamam gerekiyor. Yarın seyahate çıkıyorum.”
İçinden de ‘Kulağımda hak etmediğim bu kesik izi varken, bu ezik kuyrukla hiçbir yerde barınamam ya,’ diye söylendi.
İstanbul kaçkını Cemil’i bir daha Foça'da gören olmadı. Çok geçmeden unutuldu gitti. Zaten hakkında hiç kimse hiçbir şey bilmiyordu. Unutmaları zor olmadı…
Sait Almış/04.03.017/Foça
Foto: Didem Yenipazar

Kategori: 

Bunları Okudunuz mu?

05/09/2016 - 03:52
05/01/2016 - 18:47
09/02/2013 - 17:12
09/02/2013 - 13:55
09/01/2013 - 19:45