Öykü

Kül/ Sait Almış

Edebiyat Bahcesi kullanıcısının resmi

Her yeni gelen kendinden önce gelenleri selamlıyor, yakın olduklarına sarılıyor, uzaktan tanıdıklarını baş hareketiyle selamlıyordu.

Esrarengiz bir hava vardı rıhtımda. Herkes merak içindeydi. Yolcuların kıyafetleri yüzlerindeki ifadeyle uyumsuzdu. Rengârenk şort ve tişörtler giymişlerdi. Endişeliydiler. Ne de olsa davet sahibi Çılgın Sevoş’du. Her şey olabilirdi. Davetiyelerde Sevim Hanım’la birlikte neşeli bir deniz yolculuğuna çıkılacağı, çılgın bir partiye uygun deniz kıyafetleri ile gelinmesi rica ediliyordu.

Dedemin Gözleri

Kamil Aydemir kullanıcısının resmi

Dedemin İstanbul'a gelişi yılı yarılamamıştı ama dedem İstanbul’da iyice solan Artvin’di. Biz dedeme saygıda ve sevgide kusur etmiyorduk fakat ne yaparsak yapalım dedemin yüzünü güldüremiyorduk. Dedemden saklamaya çalışsam da dedem bizi sevmiyor diye ara sıra bozuluyordum dedeme. Okulumun olmadığı zamanlar dedeme İstanbul’u gezdirmeye çalışıyordum. İstanbul’u dedimse İstanbul’un hepsini sanmayın bizim oturduğumuz İstanbul’u. Yani devenin kulağını. Dedem ile sokaklarda her dolaştığımızda dedem başını kaldırıp yüksek evlere bakıyordu. Ben de dedem ile bakıyordum ama bir şey göremiyordum.

Kasabalı/ Sait Amış

Necmettin Yalçınkaya kullanıcısının resmi

 

Lafa dalıyoruz, ateşin harı geçiyor. Tek enerji kaynağımız şöminedeki ateş. Sönmemesi gerekiyor. Sık sık odun atıyoruz. Odun almak için balkon kapısını açtığımda, korku filmlerinin efektini aratmayan bir uğultu giriyor evin içine. Karanlığın içinden süzülüp gelen o rüzgâr sesi de kayıtlara giriyor.

SADAKA DEĞİL, SADIK DOST!

Sibel Karakız kullanıcısının resmi

“Sık sık sadaka veriyorum. Verdiğim sadakalar yüzünden şimdi hayattayım!” dedi kaza yerine koşanlara. Kalabalıktan biri dayanmayıp sordu:
“Kimlere veriyorsun sadakayı?”
“Bildiğin dilencilere verilen sadaka değil benimkisi. -Hoş dilencilere de vermiyor değilim!- Yani sadece maddi değil demek istedim.”
“Merak ettim doğrusu, nasıl sadaka verdiğini?”

Kül

Savaş Yadırgı kullanıcısının resmi

Nereye dönsem ölüm ayrılık

Acının ayrılığının da bir tanrısı olmalı

Yoksa ne menem şeydir bu Her yürekte ağu kalsın

                                 ***

Bir kimsesizlikti bizi birbirimize bağlayan. Şefkata muhtaç, acısı uzun, kabuk tutmayan yaralarımız vardı yüreğimizde. Birbirimizin kimsesiz hüzünlerine tutunmuştuk. Sahipsiz zamanların kayboluşluklarıydı. Sanki küssek, yetim çocukları gibi sahipsiz kalacaktı gözyaşlarımız.

Dönülmez Akşamın Ufkundayız / Arzu Bahar

Edebiyat Bahcesi kullanıcısının resmi

Ben de bıkmadan, her akşam “Dönülmez Akşamın Ufkundayız”ı söylüyorum. Kov ulan! Bu şarkıyı söylüyorum diye kov beni sıkıyorsa. İncir çekirdeğini doldurmaz sebeplerle kapının önüne koyuldum bir sürü yerden, bu sefer hiç değilse “Prensip meselesi yüzünden kovuldum” derim. Prensip meselesi! Vay! Fiyakalı oldu ha! Dur, kovarsa böyle söyleyeyim sağda solda. “Son şarkıyı beğenmediği için kovdu beni şerefsiz. Prensip meselesi kardeşim, son şarkı ‘Dönülmez Akşamın Ufkundayız’ olacak işte. Ben Müzeyyen Senar’ın anısına söylüyorum bir kere o şarkıyı. Saygı şeysinden yani. Nasıl da söyler ama!

Kum/ Melek Ertan

Edebiyat Bahcesi kullanıcısının resmi

   

Nefesim yetebilecek mi acaba? Gözlerim neden açık? Boğulmadan önceki son bilinç anı böyle mi? Kendi kayboluşumdan hemen önce kıyıda dolaşan insanların yutuluşunu da gördüm. Nasıl bu kadar hızlı gelişti her şey? Oysa alt komşularda annemleydim. Ortalık alacakaranlıktı fakat bizim keyfimiz yerindeydi. Biraz dedikodu yapmış, gülmüştük. Annem artık yürüyebiliyordu ve ben buna çok şaşırmıştım. Demek ki artık zamanıydı,  yatalaklık mahkûmiyetinden kurtulmasının. 

Yokluğa Göç Edenler

Yıldız Karagöz kullanıcısının resmi

 

Köylerine Antalya’dan getirtilip, yerleştirilen Yörüklerden rahatsızdı herkes. Ne yapsalar ne etseler seslerine kulak veren kimsecikler yoktu. “Vatan bir milletin evidir.” diyor Ahmet Mithat; sınırları kırmızı kalemle çizenler, içindekileri de tek renge, tek düşünceye, tek kelimeye hapsetmişlerdi. Bunu ret edenler yokluğa göç ediyordu.

Hayat Işığımdı

Gülefer Cambaz Savran kullanıcısının resmi

Duvarın diğer tarafından bastonuna dayanarak acılar içinde gelişini görür gibi olurdum ve bilirdim bu gece de dün ve ondan önceki gecelerde olduğu gibi ağrılardan uyumamıştır.
    O kapının arkasındaki sürgüyü yavaşça aralar, aralı yerden dışarıya seslenirdi yaşlılığın verdiği endişe ile. 
"Kim o ?"
"Teyze benim."
Aralı kapı kapanır, tekrardan ardına kadar açılırdı.
Onu o bu sabah da sağ salim karşımda görünce seviniyor ve yüzümde kocaman bir gülümsemeyle:
"GÜNAYDIN," derdim içimde ona olan bütün sevgimle.

Sayfalar

Öykü beslemesine abone olun.