FİKRET BAŞKAYA YENİDEN YARGILANIYOR... PEKİ AYDIN KİMDİR...FİKRET BAŞKAYA KİMDİR...
Hocaların hocası Fikret Başkaya Yargılanıyor
Hocaların hocası Fikret Başkaya Yargılanıyor
TAHİRE VE BABİLİK
"Seni görürsem eğer, yüz yüze, karşı karşıya
Üzüntümü anlatırım be sana, tane tane, tel tel
Yüzünü görmeye saba gibi eserim
Ev ev, kapı kapı, yol yol, sokak sokak
Ayrılıktan, akar iki gözden yüreğimin kanı
Dicle Dicle, derya derya, çeşme çeşme, kanal kanak
Küçücük ağzının, anber kokan yüz hattının
Gonca gonca, çüçek çiçek, lale lale, hoş bir koku
Senin kaşın, gözün, avlamış gönlümün kuşu
Mizaç mizaç, gönül gönül, sevgi sevgi, huy huy
Hazin gönül, dokumuştur sevgini ruh kumaşıma
gündeme getirmek yeterli olmamakta.
Elleri apak bir nilüferdi.
Biraz telaşlı,çokça utangaçtı.
Ela gözlerinde misafirdi hep umut.
*
Kadın uçmayı öğrenen bir kuştu /acemi.
Yaşamsa yutmaya hazır bir ateş.
Kadın önce kanatlarını kaptırdı ateşe/yandı canı....
Unuttu gökyüzünü,unuttu uçmayı...
*
Durur mu yutmaya alışmış ateş?
Uzandı kadının parmaklarına.
Kadın can havliyle çekti ellerini.
Kova kova su serpti harlı ateşlere /kaptırmadı ellerini.
*
Unuttu kadın kırılganlığı.
Unuttu elleri ak nilüferleri.
"(...)
Susmamız oturmamız
ve evet dememiz istendi bizden.
Kiminle nasıl sevişeceğimize
Kaç çocuk yapacağımıza
Nasıl giyinip nasıl konuşacağımıza
Dilimize inancımıza cinsel kimliğimize
evet’çi çeteler karar verdi bu güne kadar
Ses çıkarınca kırk katır
Hayır deyince kırk satır
Olacak kaderiniz dediler
Ama gün oldu
devran döndü
biz de uyandık
“Kadınlar vardır
kadınlar her yerde” diyerek
Baş kaldırdık.
Sonunda hayır dedik.
Hayır
Hayır
...
Bir masalla başladı her şey. Ve biz masal içerisindeki kahramanlara dönüşmüştük bir an.
Masalımız önce düşüncelerle başladı.
Kadın: İnsanlardan giderek uzaklaşıyorum, hatta artık sevmeme haline dönüşüyor.
Adam: Ya kendinden?
Kadın: Kendimden de. İnsanlığın yaptıklarını gördüğümde kendi türümden nefret edecek hale geliyorum.
Adam: Neden peki, seni bu duruma getirecek nedenlerin ne?
Yürek acıya
Ölüm hep bana bana mı
Düşer usta?”[1]
29 Kasım 2018’in akşam saatlerinde yaşamını yitirdi; çırakları yetim bıraktı.
74’ünde hayata veda ederken; iz bıraktı da gitti; iz bırakmak önemlidir…
* * * * *
“gününü umuda ayarla” derdi ve her daim umutluydu; “hep taze tuttum sevincimi,/ avluda diz boyu kar,/ elimde kır çiçekleri,” dizelerindeki üzere…
Gerçek anlamda demokratik yapıya geçmeyen her devlet ideolojiktir. Hangi siyasi yapıdan olursa olsun, ideolojik kalan devletler ekonomik, siyasi, din, ırk, kültür ve düşünce sorunlarını çözmemiştir. Genelde ırkçı ve bağnaz temelde iç çatışmaları yaşayan niteliği düşük devletlerdir bunlar. Demokratik devletlerse, büyük oranda siyasi, ekonomik, din, ırk, kültür ve düşünce sorunlarını çözmüş, barış içerisinde yaşarlar. Bu iki siyasal yaşam gerçeğinden hareketle, Türkiye'nin hangi kategoride yer aldığını daha somut şekilde anlamaya çalışalım.
Ötesi ya hatıralarda bir iz,
ya da hayâllerde bir umuttur.”[1]
Zor; hem de pek zor(lu) günlerden geçtiğimiz; zamanın ruhunun da böylesine biçimlen(diril)diği güzergâhtayken; işlerin iyi gitmediği bir “sır” değil…