Aleviler Bu İhanetin Takipçisi Olacaktır!
Alevi Dernek, Örgüt, Dergah, Cemevi, Kültür Merkezi ve Yöre Dernek Yöneticilerine Çağrıdır !…
Alevi Dernek, Örgüt, Dergah, Cemevi, Kültür Merkezi ve Yöre Dernek Yöneticilerine Çağrıdır !…
roz vêcino....
tirijia tiji mı sero kêmi nêbena
teyna çımê mı....
çımunê to de şêvq vineno
xo ser jü çiçega narina
pakaê to keş ra çino.
Vana; tı ke qeseykena
na dina bena ê mı
a sene zerretenıkia
çekuyunê to ra
hêmgen rêzeno
zerria mına bele de
taxt nana ro....
tı vana, omnono.
Vana; tı ke nusnena
qusır barkeno sono
qıseweta ....
hardê dewreşi çina
asmên pakao
omıdi rewıyinê
may huyinê
domoni kayderê
tı vana, sırrê na dina
15 Haziran 2016 tarihli, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2016/ 2498 nolu, Cumhuriyet Başsavcı Vekili İdris Kurt (34405) imzalı iddianamesiyle, “düşünce ve ifade özgürlüğü”nü savunduğum için yeniden ve bir kez daha karşınızdayım.
Siz bakmayın “iddianame”nin bizleri Türk Ceza Kanunu 220/ 8.1, 53. maddelerinden “Örgütün veya Amacının Propagandasını Yapma Suçlaması”yla yargılamaya kalkışmasına!
insanlara duymak istemedikleri
şeyi söyleyebilme hakkıdır.”[1]
Mahkemenizin, hakkımızda Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan 2016/55635 soruşturma, 2016/21186 esas, 2016/2498 no.’lu iddianameyi ciddiye alıp dava açması sonucunda, savunmamı yapmak üzere karşınızdayım…
Karşınızdayım, ama itiraf edeyim ki ne diyeceğimi, kendimi nasıl savunabileceğimi bilmiyorum.
Bilmiyorum, çünkü “suç” umun ne olduğunu anlayabilmiş değilim.
İstasyonda tren beklerken gözlerim kendiliğinden Calanda Dağı doruğuna kaydı. Bir gün evvel dağın zirvesine kar yağmıştı. Zirveden iki paraşütçü iniyordu. Trenin hareket etmesine daha vardı. Bir banka oturdum. Her zamanki gibi sırt çantamdan çıkardığım kitabı okumaya başladım. Derken tren geldi. Turistlere yemek sunulan iki vagon daha eklendi. Kompartımanda kitabımı tekrar kaldığım yerden okumaya devam ettim. Geniş omuzlu, uzun boylu bir genç de karşıma oturmuş, kitap okuyordu. Birbirimize gülümsedik.
Karnımızı doyururken burnumuzu çekmeye başladık. Gözlerimize dolan görüntülerden anlam çıkarmak belki de aşkla birlikte aynı anda tenimizle buluştu. Terimizden kazıdık kokumuzu ve şişeler doldurduk.
bir toz zerresi:
İnsan budur işte.”[1]
Deniz tutkunları kâinata meydan okurcasına haykırırlar: “Aganta burina burinata!”
Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın ünlü romanındaki üzere, denize açılırken son söz, son komut yerine geçer bu haykırış; Onu ve en çok ona yakışan, “Gerçek değerler bireyleri topluma, toplumları insanlığa bağlarlar,”[2] betimlemesini anımsatırcasına…
Ancak bu madalyonun “olması gereken” yüzüyken; ya olan mı?
BİR İSHAK BUDAK HİKÂYESİ
Gözlerim fal taşı gibi açılmıştı. Gecenin zift karanlığında ayın parıldayan ışığı gözlerime vuruyordu. Güneş yoktu artık, yeryüzündeki sıcacık ışığını çekmişti. On dakika boyunca belki de daha uzun bir süre ayın ışığını seyre daldım. Zihnim bana sesleniyordu. Bir şeyleri hatırlatıyordu sanki. Hatırlamadığımı fark ettim. Uykusuzluk çeke çeke bir hal oldum şu sıralar. Hele gecenin bir yarısı kalkmam yok mu?
Ömer: “Bırakın tartışmayı oğlum” dedi, “zenginin malı züğürdün çenesini yorarmış. Hanginiz bugüne kadar doğru dürüst altılıyı tutturdunuz lan söylesenize?” diye de çıkıştı.