Başkan Mao Versin…
Karşılık vermek, kendimi savunmak istedim ama vazgeçtim oracıkta. İşin ucunda bayram harçlığı vardı! ‘’Sallanma’’ diye arkamdan bağırdı. ‘’Herkes sofrada bir sen eksiksin’’
Karşılık vermek, kendimi savunmak istedim ama vazgeçtim oracıkta. İşin ucunda bayram harçlığı vardı! ‘’Sallanma’’ diye arkamdan bağırdı. ‘’Herkes sofrada bir sen eksiksin’’
E normal bu denemez çünkü Eşber Müebbet cezalı, Ahmet 30 yıl almış ve Eşber'in bir takım özel ihtiyaçları oluyor, bunları yoldaşı karşılamak ister. Oysa TİP davasından gelen şahıs! Boy pos aynı, yaşı da öyle Eşber ile ama hem çok sağlıklı hem de Beş vakit namazında. Sizler kiminle kalmak isterdiniz?
1987 yılında hemen arkada yapılan L tipi cezaevine alındık. Boydan boya Malta, sağda solda B,C,G,E, diye koridorlar ve bu koridorların içinde dörder kişilik hücre tipi koğuşlar!
Kırık kalpli bir şairin, kırık kaleminden, yaşanmış gerçek bir hayattın özeti…
Düşlerin Kıyısındaki Harika Sesli Çocuk...
Bir zamanlar Dilovası’ndan Unkapanı’na uzanan ve tüm Türkiye’ye dalga dalga yayılan, bir hayat hikâyesini sizlerle paylaşmak istiyorum. O zamanlar çocuk olan, yanık sesli ‘’Küçük Resul’un’’ (Resul Balay) hayat hikâyesi.
İz sürüyor kediler
Rüzgar acı acı ağlıyor
Ben hâlâ yağmuru bekliyorum
Umutlarım dağlar kadar
Gelse de tepeden tırnağa sen olsam
Bugünde görünüp
Dünde yaşayan adam
Hangi sanat içirir o güzelim şarabı
Bir mızrağın ucunda gün boyunca sallanan
Ütülüp kalaylanan kafatası içinde
Zamanın eşkiyası kudretli bir adama
Sen
Dündeki bu düşü allayıp pullayarak
Sultanın tuğrasıyla yanık et kokusunu
İşleyip beyinlere taşıyarak bugüne
Suçunu yazıyorsun tarihin günlüğüne
Cahilin zulasında
senin sakladığın düş
Ahiret bilmeziyle
Karışınca korkuya
Çıkıp gelir ansızın
Dönüşerek sayrıya
Gözünü aç, bana bak
Çıplak bedenime göğsüme
Tüm cinselligime utanmadan bak..
Dokun bana, gözlerin ile seviş
Sakın ayıp deme
Nefsin temiz ise
Bana insan olarak dokun
Esir değil eser olarak bak
Ayıp olan ne cinsellik
Ne de çıplak bedene bakmak, dokunmak
Insanlarımızın körelmiş
Maf olmuş, bitmiş nefisleri
Temiz ve pak olan bedenlerde buluyor ayıbı
Utanıyorlar!!
Benim utancım başkadır
Cezaevinde yoldaşım
Afrikada açlıktan ölen kapitalizm mahkumları
baharmış silmek istiyorum anne
boşluğuma açılan şu komşu pencereleri
girmeseler çiçeğe durmuş ıhlamurla arama
korkuluğuma kuşlar yuvalansalar
kapımda sahipsiz ne çok kilit
balkonda üşüyen bu kedi kimin
küskünlüğüm kendime anne
dolaşıyorum içimde sahaflar
okunmuş hayatlar alıyorum seni anımsadıkça
gelişigüzel raflara diziyorum
en üstte anası gorki’nin yanında benimkisi
Türklerin düşmanlarını at nalı biçiminde kuşatıp yok ettiklerini, gözümüzün içine bakar, sesine tehditkâr bir hava katarak anlatırdı. Anlaşılan, düşman bizdik ve bugün ki at nalı kapanı da bize karşı işliyordu. Ara caddelerden hastaneye doğru koşarken genişçe bir yere geldik. İsyanı bastırılmış bir ordu gibiydik. Çaresiz, öfkeli... On altısında, bilemedim on yedisinde bir genç, ansızın kucağımıza düştü. Belki Kale'den, belki Mağaralıdan gönderilmişti. Ortalığı keşfedip gidecekti. Delikanlı, olup bitenden habersiz, uyku sersemi gibi davrandı.
tenini çizdi mi hiç?
sana dokunmadan
yaşamadan
hissetmeden çizdi mi?
ben çizdim...
burnunu dudağını
kaşını gözünü
hele o gözlerin
baktıkça beni içine çekiyor
hayır… boğulmuyorum
aksine yaşıyorum
hem de baharı ilk defa yaşarcasına
ben sadece senin tenini değil
kokunu ve sesini bile çizdim
beni tamamlayan sesini öyle çizdim ki
bana sarılmışçasına
sanki hiç bırakmayacakmış gibi
kokun... asi kısrak haline getiriyor beni
Seni sevdiğim için
Eteğimin ucunu bırak
Yalnızlığa bırakmalıyım seni
Acı çekmelisin
Yanmalısın
Ağlamalısın
Özlemelisin
Ama illa yaşamalısın!
Büyümelisin
Büyütmelisin
Beni, bizi anlatmalısın
Bizim son sözümüz olmalısın
Hesabi sen sormalısın
Her ne olur ise olsun, kim olduğunu unutmamalısın…
Sen... Sen yavrum Dersimlisin...
Sen... Kürt çocuğusun
Ve sen, benim yarınımsın
Dersim yanıyor
Bizi katlediyorlar ama sen bunları yaşamalısın.
Eteğimi bırak