Dünden Bugüne Corona ve Sonra(sı)
Salgın “Bitti”, “Nihayete erdi” mi? “Hayır”!
Salgın “Bitti”, “Nihayete erdi” mi? “Hayır”!
en mükemmel ifadesidir.”[1]
Asıl adı Gürkan Coşkun’du; Çorumlu ve Parisli idi. 25 Eylül 2022’de 81 yaşında kaybettik Onu…
1941 doğumluydu, “kuyruklu yıldız” anlamına gelen ‘Komet’ ismini kullanırdı.
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde gördüğü eğitim sonrasında 1971’de Vincennes Üniversitesi’nde plastik sanatlar eğitimi almak için Paris’e yerleşti.
İlk sergisini eğitim gördüğü Fransa’da açtı. Viyana, Salzburg, ve Brüksel’de de kişisel sergiler açmıştı.
başka bir nefestir”[1]
Ülkelere bölünmesi yeryüzünün!”[1]
İklim krizinin güncelleştirdiği “Bir sona doğru mu gidiyoruz?” sorusu, ister istemez Jean-Paul Sartre’dan mülhem şu diyalogu anımsatıyor: “... ‘Her şeyi silip yeniden başlarız.’
Mathieu gülümsedi: ‘Her şey silinir silinmesine, ama başlanmaz yeniden.”
Hayır, düşünen aklın karamsarlığı için hiç de imkânsız değil bu!
hepsini senin adınla çağırıyorum”[2]
Sinema, edebiyat, sanat, aşk, siyaset 47 yıllık yaşamının özetiydi. Coğrafyamız sinemasının en önemli ismiydi. Onun ardından Onun cesaretinde bir yönetmen çıkmamıştı. Kim ne derse desin büyük devrimci bir sinemacıydı; dik duran müthiş bir gözlemci, yetkin öykücüydü.
diz üstünde değil.
Yaşam hep ayakta
yapılması gereken bir iştir.”[1]
Yazmak, tasarımla ilintili bir gerçek ve yaratıcı bir eylemdir; eylem olarak ele alındığındaysa toplumsallaşabilen/ dönüşebilen hakikâtin kendisidir.
Yeniden üreten, yorumlayan, değiştiren ve dönüştüren bir birey olarak yazar, yazmak süreci boyunca kendisiyle, doğayla ve toplumla bir hesaplaşma içindedir aynı zamanda.
kolayca yazıldığını mı sanıyorsunuz?”[1]
Johann Wolfgang von Goethe’nin, “Gökyüzüne çizilmiş resimdir;” Friedrich Hegel’in, “Güzel sanatların en üstünü ve en zor olanı,” diye tanımladıkları şiir -eskilerin deyimiyle- “İnsani bir mefkure”dir; Ahmet Hamdi Tanpınar’a göre, “Saf bir lisan”dır.
“Şiirin sabit bir tanımı yoktur,” denir; “Şiir gökyüzünün sonsuzluğu, denizin engin derinliğidir, ateştir, itirazdır, ütopyadır,” benim için…
adaleti bozuk düzene,
sessiz bir küfürdür.
Gülümseyin.”[1]
“Kendime öğüt”de, “uslanma hiç, hep deli kal/ büyüme sakın, çocuk kal,” derdi.
“Bi bok bilmiyorsun. İşin kötüsü, bi bok bilmediğini de bilmiyorsun” diyen doğruluk, çalışkanlık ve vazgeçmeme simgesi; erdem timsali üstat mizahçıydı.[2]
“Böyle Gelmiş Böyle Gitmez” diyen ‘Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz’ın, ‘Zübük’ün müellifiydi.
“Ben sanatçı değil, iletim için, özellikle devrimci iletim için çalışan bir sanat işçisiyim,” diyen Onun hakkında (ya da vesilesiyle) bir hayli yazıp/ çizdim;[2] bunu ve hatta daha da fazlasını hak etmişti.
Kolay mı?
Filmlerinde politikaya değinmeden edemeyen ve eleştiriyi sanatla harmanlamayı iyi bilen sinemanın Mao’su, Karl Marx’ı, Bertolt Brecht’iydi kanımca; Ona sinemanın ‘Pablo Picasso’su da derlerdi.
Cemal Süreya’nın, “Dokunulmasa da, görülmese de,/ Kalpte yer verilir bazısına; nedensiz...”
Turgut Uyar’ın, “Herkesin bir gideni vardır,/ İçinden bir türlü uğurlayamadığı...”