
insan için en büyük değer ahlâklı olmaktır. Ahlâkı öyle ya da böyle zedelenmiş insanın tüm değerleri sahtedir. İstisnalar hariç insanların sahte değerlerle yaşadığını, en ufak maddi manevi çıkar söz konusu olduğunda, anında her türlü değeri ayaklar altına alan yaşamlarından biliyoruz. Bu da insanın sahte ve üçyüzlü olduğunu ifade ediyor. İnsanları bu sahte değerlere sahip kılan en büyük etkense devlet yönetimleridir. Çünkü devletlerin hemen hemen hepsinin tek değeri, insanları kendisine itaat edecek şekilde sorgu yeteneğinin gelişmesini engelleyen yalan, yanlış bilgi ve kültürle yönetmeleridir. Çoğu insan devletlerin bu üçyüzlülüğünün farkında olmaması neticesinde, devletin her yalanını önemli değer görüp inanmaya devam ediyor. Halbuki felsefi düşünce, sorgu yeteneği gelişmemiş insan, hiçbir zaman gerçek değere sahip olamaz. Bunun felsefi izahını şu ölçülerde yapabiliriz.
Felsefi sorgulama yeteneği gelişmeden, sırf ihtiyaçlarını karşılayan insan için yaşam, biyolojik olarak edilgen ve sadece ego tatmini ağırlıklı sıradan canlıdan başka anlam taşımaz. Dünya genelinde bu yapı en az %90 orandadır. Gerçek durum bu aşamadayken, insanların temel açıdan kültürel değerlerini belirleyen felsefelerin, buna nasıl yol açtığını derince analiz etmek gerekir. Felsefeler doğru analiz edilmezse, her şey özünden rahatlıkla saptırılarak yaşanır ki, bunu matefizik felsefenin tanrısal gücün varlığını ispat edemediğ halde sürekli savunması, insanların sorgu yeteneğinin körelmesine sebep olmuştur. Günümüz modern insanı her konuda saptırılmış içi boş değerlerle yaşarken, ahlâklı olduğunu düşünmesi de kocaman bir yalandan ibarettir. İnsan; atom çekirdeğinin alt yapıları olan hadran ve kuarklara kadar her türlü nano varlıkları sorgulayıp inceleyen felsefi bir temele dayanmadan düşünce, değer sahibi olamaz. Bu yüzden insanlık materyalist felsefeye, etik teoriyi de ekleyerek sorgu ve yaşamını sürdürmelidir. Metafizik ve Materyalizmin nasıl bir kültürel değer yarattığnı, özetlemeye çalışılırken, bu felsefelerin prota tipi M.Ö.20 binli yıllarda paganist düşünce ile başladığını ifade etmeliyim.
1-Metafizik Felsefi Değerle Yaşama Bağlı Olmak: Metafizik düşünsel yaşamda, büyüğünden küçüğüne kadar evrende gerçekleşen her şeyin, tanrı denilen bilinmez ve görülmez manevi bir gücün yarattığına inanılıp, bunu sorgulamayı akılsızlık gören düşünce biçimidir. Bunun kısa tarifi, statik kör düşünme demektir. Bu felsefi doğrultuda eğitim, kültür, ahlâk sahbi olanlar, yaşamın en önemli noktalarının gelişmesini engelleyen mantığa sahipler. Metafizik felsefi inanç, her türlü değişime, yeniliğe karşıyken, bu mantıkla yaşama bağlanmak beyin, bilinç, düşünme, sorgu yeteneği olan insan için tam bir zavallılıktır. Dünyadaki insan topluluklarının çoğunluğu, ifade edilen metafizik mantıkla değerler yaratıp yaşama devam ederken hem kendi kendisini hem çevresini aldatan karakter özelliğine sahip olundu. Metafizik felsefi değerin özeti; evrendeki her şey dahil insanın hiçbir değeri olmadğı, tek ve en büyük değerin yaratıcı üstün güç gördüğü tanrıdır der. Oysa ki bu tanrıyı bu zamana kadar kimse ne gördü ne de nasıl bir forma sahip olduğunu tarif edemedi. Ne olduğu bilinmeyen ve görülmeyen bir tabuya büyük meziyetler biçip bağlanmak, düşünme ve sorgu yeteneği olan insan için en büyük körlüktür. İnsanlığın %90 ı bu seviyedeyken barış ve akıl gibi değerden bahsetmek yalancılık değilmidir?
2-Materyalist Felsefi Temelde Yaşama Bağlı Olmak: Materyalizm; evrende görülen, hissedilen ve doğadaki tüm olup biteni sorgularken, aynı zamanda her türlü değişimin doğadaki tüm varlıklar ve insanın kendi özünde olduğunu temel alan, modern felsefi bir yaşamdır. Diyalektik bu temelden hareket eden zengin, eğitimli, yarı eğitimli, eğitimsiz insanlar, bilgi seviyelerine göre birçok şeyi sorgulayarak yaşamlarına yön verirler. Bu sayede dünya insanlığı modern, akılcı sistemsel olanaklara sahip oldu. Mevcut gerçekliği dünya devletlerinin çoğu kabul ederken, yarısından fazlası içten içe bunu dışlayıp metafizk düşünceyle yaşamlarına yön vermeleri neticesinde, insanlığın biribirne düşmanlaşmasına neden oldular. Materyalist düşünme, sorgu, değişim felsefesine inanan bireyler, toplumlar, devletler, buraya kadar doğru temelde ilerlerdiler. Ancak bu düşünce yapısına ahlâki kültür ve ortak yaşam ilkesini eklemek yerine, her şeyde sınırsızlığı büyütmeleri, adeta insanlıkla alay ettirler. Bu da metazik kültürde olduğu gibi ahlâk kültüründen yoksun olmaktır. Felsefi açıdan değerlerin oluşum ve yaşanışını bu şekilde özetledikten sonra, çoğunluğun sahiplendiği ortak genel değerler ile, sorgu ve bilinç yeteneğini kullanan azınlıkların değerlerine ayrıca göz atmak gerekir.
Ortak yaşamsal genel değerler:
a) Tanrı ve peygamberliğin gösterdiği kültüre göre yaşama bakmak.
b) İnanç
c) Sevgi
d) Aşk
e) Maddiyat
f) Siyasi düşünce.
g) Kendine göre beğendiği devletin varlığı.
h) Aile ve çocuk.
i) Ekonomik güç.
j) Ulusal birlik.
k) Meslek
l) Sanat
m) Kültür ve eğitim.
Sorgu ve ahlâk kültürüne bağlı yaşamsal değerler:
a) Sorgu, bilgi ve ahlâkı en büyük kültür değeri görmek.
b) Her bakımdan demokrasiye inanmak.
c) Her türlü değişimin, diyalaektik Materyalizmle daha doğru açıklandığına inanmak.
d) Kadın ve erkek arasındaki farkın önemsenmeyecek derecede olduğunu bilmek.
e) Eğitim, bilim, sanat, kültür ve doğayı, yaşam için en büyük değer görmek.
f) İnançlar başta olmak üzere her türlü farklılığın zenginlik olduğunun kabulü.
g) Düzen, sistem, devlet ve toplulukların çarpık, yanlış, yalancı dayatmalarına rağmen, yalnız yaşama iradesini göstermek.
h) Her imkân, olanak ve yaşamın ahlâki bir sınırı olduğu bilinciyle ortaklaşa hareket etmek.
Özetiyle insanların sahiplenip yaşattıkları değerler bunlardan ibarettir. Çoğunluğa göre hareket edip, özgün bir duruş, düşünce, irade ve sorgulama göstermeyen her insan, asla doğru yaşam değerine sahip olamaz. Sahip olduğu tek şey sürüleşmektir ki buna her zaman şahit oluyoruz. Bu nedenle makam, mevki, kariyer, ideoloji, parti, tarikat, din, para ve servet gibi maddi değere gereğinden fazla sahip olmak ve bağlı kalmak, her türlü değerin sahte ve ahlâk dışı olduğunu ifade eder.
Cemal Zöngür
Kaynaklar:
1-Georges Politzer-Felsenin Temel İlkeler. Sosyal Yay.
2-SSCB Enstitüsü Bilimler Akademisi-Politik Ekonomi. 2 Cilt. İnter Yay.
3-Noam Chomsky – Güç ve İdeoloji Üzerine. Best Yayınları.
https://tr.wikipedia.org/wiki/Diyalektik_materyalizm
Diyalektik Materyalizm (Eytişimsel Maddecilik ya da Eytişimsel Özdekçilik),
materyalizmin Karl Marx tarafından yorumlanmış biçimi, Marksist felsefenin adlandırılma biçimi ya da Marksizmin felsefi öğretisidir.[1]
Marx ve Engels'in öncülük ettiği, ancak Marx'tan çok -sistematik bir felsefe olarak- Engels'te açılımları bulunabilecek felsefe akımı. Engels, Marx daha hayattayken söz konusu kuramı şekillendirmeye başlamıştır ve Marx'ın buna yönelik bilinen bir itirazı yoktur. Bununla birlikte, Marx kendi felsefi çalışmalarını bu şekilde adlandırmaya ve kategorize etmeye çok eğilim göstermemiştir.
Marx, diyalektik yöntemin üstünlüğünü ve Hegel'de "idealist bir kabuk" içinde saklı ve "baş aşağı çevrilmiş" olarak bulunan diyalektiğin rasyonel özünü ortaya çıkarabilmek için onu tamamen materyalist temelde yeniden ele almak gerektiğini savunmuştur. Bu anlamda, Marx'ın diyalektik materyalizmden söz ettiği ve onu çalışmalarında kullandığı bilinir, ancak sistematize edilmiş bir disiplin ya da yöntem olarak diyalektik materyalizm daha çok Marx'ın ardılları tarafından onun teorik çalışmalarından ve analizlerinden yararlanılarak geliştirilmiştir.
"Benim diyalektik yöntemim, Hegelci yöntemden yalnızca farklı değil, onun tam karşıtıdır da. Hegel için insan beyninin yaşam-süreci, yani düşünme süreci —Hegel bunu "Fikir" ("Idea") adı altında bağımsız bir özneye dönüştürür— gerçek dünyanın yaratıcısı ve mimarı olup, gerçek dünya, yalnızca "Fikir"in dışsal ve görüngüsel (Phenomenal) biçimidir. Benim için ise tersine, fikir, maddi dünyanın insan aklında yansımasından ve düşünce biçimlerine dönüşmesinden başka bir şey değildir." (Das Kapital, Almanca ikinci baskıya sonsöz, 24 Ocak 1873)
Diyalektik materyalizm uzun bir felsefi geleneği, karşıt eğilimleri ve çatışmalarıyla birlikte mat ettiği ve onu aştığı iddiasındadır. Bir yandan Hegel'den diyalektiği, öte yandan Feuerbach'tan materyalizmi almıştır. Bunlar belirli bir anlamda işlemlerden geçirilmiş ve birleştirilerek her iki eğilimin kendinde taşıdıkları teorik sorunların bu şekilde aşıldığı ve yepyeni bir felsefi düzleme ulaşıldığı savunulmuştur. Böylece teorik düzlemde, diyalektiğin değişimci teorisi ile materyalizmin maddeci açıklaması birleştirilmek istenmiştir. Buradan da bilginin, düşüncenin, doğanın ve toplumun açıklanmasında başka tür bir teorik modellemeye gidilmiştir. Buna göre sürekli bir değişkenlik içindeki madde bu değişkenliği ile birlikte bilinebilmekte ve bilgi bu süreçlerin akışı içinde maddi gerçekliğe her geçen gün daha da çok yaklaşmaktadır. Dolayısıyla tek ve biricik olan gerçeğin, biricik yöntemi ve teorisi de diyalektik materyalizmdir. Diyalektik materyalizmin bu noktada hem bir yöntem hem de teori niteliğini kazanır.
Metafizik
https://tr.wikipedia.org/wiki/Metafizik
Metafizik ya da doğa ötesi[1], felsefenin bir dalıdır. İlk felsefeciler tarafından, "fizik bilimlerinin ötesinde olan" anlamına gelen "metafizik" sözcüğü ile felsefeye kazandırılmıştır. [kaynak belirtilmeli]
İncelemeleri varlık, varoluş, evrensel, özellik, ilişki, sebep, uzay, zaman, tanrı, olay gibi kavramlar üzerinedir.
Metafiziği tanımlamaktaki zorluk Aristoteles'in bu alana ismini verdiği yüzyıldan bu yana bu alanın gösterdiği değişimdir. Metafiziğin konusu olmayan konular metafizik içine dahil edilmişlerdir. Yüzyıllarca metafiziğin içinde olan Din felsefesi, Mantık felsefesi, Algı felsefesi, Dil felsefesi ve Bilim felsefesi gibi konular kendi alt başlıkları altında incelenmeye başlanmıştır. Bir zamanlar metafiziğin konusu içinde yer almış konuların hepsinden söz etmek çok yer tutabilir.
Temel metafizik sorunları hep metafiziğin konusu olagelmiş konular olarak tanımlamak mümkündür. Bu sorunların ortak niteliği ise hepsinin ontolojik (varlıksal) sorunlar olmasıdır.
İlkeleri
Metafizik Mendel'in belirttiğine göre durağanlıktır ve bunun zıddı diyalektik'tir. Diyalektik de her şeyin değiştiğini savunan bir felsefi akımdır.[2] Hegel'in tanımında metafizik ilkelerini de oluşturmuştur.
Özdeşlik ilkesi
Varlıklar var olan boyutundadır, değiştirilemez. Üç varlık vardır, üç boyut vardır ama biz insan oğlu sadece kendi boyutumuz ölçüsünde durabiliriz. Başka boyutlara giremeyiz de, başka boyutları göremeyiz de.
Aşılmaz Sınıflandırmalar İlkesi
Bu ilkede de varlıkların birbirinden farklı olduğu vurgulanmaktadır.[3]
Zıtların karşıtlığı ilkesi
Zıt boyutların aynı yapıda boyut değiştirmesi.







Yorumlar
Elinize sağlık.Dünyanın ve
Elinize sağlık. Dünyanın ve ülkemizin en çok ihtiyaç duyduğu saygı, güven, sevgi, sorumluluk olmadımı, tüketici bir toplum olmaktan ileriye gidemiyoruz.Kin, nefret, ego, savaşlar ve ötekileştirmelerle geri kaldık.