Zula(nız)daki Şiir, Mavzer(iniz)deki Mermi Gibidir[*]
adımları gök gürültüsü
türküleri ateşten
bayrağında umut
umutların umudu bayrağında.”[1]
adımları gök gürültüsü
türküleri ateşten
bayrağında umut
umutların umudu bayrağında.”[1]
Genel olarak tüm toplumlarda, özel olarak da Mezopotamya ve Anadolu toplumlarında, insanlığın tek yönlü gelişimi zararlı ve yıkıcı etkiler gösterir. Bunun nedenleri araştırıldığında kadınlara din eksenli yaklaşımlardan kaynaklı bir sorun olduğu ortaya çıkar.
Kadın sorununa daha derinlikli yaklaşıldığında, biyolojik bir cins olmanın ötesinde kadının erkeğin hizmetini gören, ona kul-köle olan, görevinin çocuk emzirmek, kocasının şehvetini gidermekten ibaret olduğu görülecektir.
.1) İKTİDAR VE EĞİTİM
II. AYRIM: SOMUT VEYA TOPLUMSAL PRATİK
II.1) TÜRK(İYE) EĞİTİM(SİZLİĞ)İ
II.2) PARALI EĞİTİM NOTU
II.3) PROJE OKULLAR PARANTEZİ
II.4) HÂL VE GİDİŞAT
II.5) TERÖRİST BASKILAR
III. AYRIM: ÜNİVERSİTE(LER) VE YÖK
III.1) ÜNİVERSİTE(LERİ)
"La bise" rüzgârı gibiyim.
Oysa acıyı kim bizim kadar tanıyor ki, acı gölgemiz ve nefesimiz olsa da, acıyı tanımak ve bilmek yetmiyormuş, yaşamak yaşamak gerekiyormuş. Sırlarla yüklü doğa! Big-bang! Kauntum, Aristo mekaniği, Newton'un beşiği, Darwin, Tanrılar ve Tanrıçalar... Mitik ve yitik sesler… Fosiller kitabeler, firavunlar, lahitler… Davut, Musa, İsa, Muhammed ve Mezopotamya... Kentler, ilçeler ve köyler...
İnsan(lık), sürdürülemez kapitalist vahşetin devreye soktuğu ekolojik felaketle yüz yüzedir.
Yaşar Kemal’in, “Evrende iki sonsuz doğurgan yaratıcı güç vardır. Biri insan, öbürü doğa. İnsan, yaratıcılığını yitirdiği gün, doğa yaratıcılığını bitirdiği gün her şey bitecektir,” uyarısı eşliğinde küresel ısınmadan, diğer verilerine dek bunu görmeden gelmek, artık mümkün değildir.
Özellikle de AKP’nin -kapitalizm patentli- çevre pratiği göz önünde bulundurulduğunda…
* * * * *
gücün yeni biçimlerini!”[2]
Bilmem fark ettiniz mi? “Yeni Zamanlar”ın “yeni entelektüelleri” ve Kaç-ak Saray’ın “gözde” kalemlerinden İbrahim Karagül, Yeni Şafak’ın 23 Aralık 2016 tarihli nüshasında bir “manifesto”(!) kaleme aldı.
Bugünkü iktidar partisinin gerisindeki iradenin paranoya ve ihtiraslarını olabilecek en açık şekilde gözler önüne seren ve sürüklenmekte olduğumuz “Başkanlık” sisteminin kurucu mantığını açığa çıkartan bir “manifesto”. Karagül, “manifesto”(!)suna şu sözlerle başlıyordu:
Yıllar önce, başbakanlığı sırasında Süleyman Demirel’in, sonradan bir “özdeyiş” hâline gelen bir sözü olmuştu. Sokak gösterilerinin, protestoların zirve yaptığı günlerdi. “Yürüsünler, demişti Demirel. “Yürümekle yollar aşınmaz.”
Kimileri tarafından bir “demokratlık gösterisi” olarak alkışlanmıştı bu sözler. Bence değil. Demirel’in “demokrat”lığındansa, o yıllar egemenlerin kendilerine olan güvenlerinin göstergesiydiler. “Sokaktakiler ne derse desin, biz işimizi yürütürüz” güveni.
kimse karanlığa uyanmasın diye…”[1]
Şeyh Bedreddin (ile Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal) İsyanı’ndan söz etmek kolay değil; tarihten felsefeye, başkaldırıdan devrimci praksise uzanan (ütopik de olsa) yeni bir dünya talebini içeren muazzam bir deneyim olmasından elbette…[2]
Şeyh Bedreddin başkaldırısı, Osmanlı düzenine karşı eşitlikçi bir isyandır ve devrimci mücadele tarihinin bugüne taşıdıkları açısından çok önemlidir.
Kaya çatlayacak, tohum yeşerecektir.”[1]
“Evliyim/ İki çocukluyum/ Ozanım/ Düzeltirim/ Çocuklarımdır/ Bütün çocukları dünyanın,” derdi; hayatı boyunca işçi sınıfı için eserler üreten şair-yazar Sennur Sezer; sınıfın edebiyatçısıydı; ilk işi de tersane işçiliğiydi.
* * * * *