Güncel
BARIŞ İÇİN AKADEMİ (Mİ?)
“Barış,
insanların birbirlerine
gerçek adlarını
söyleyebildikleri bir zamandır.”[2]
Barış için savaş karşısında akademiyi, sorumluluklarını konuştuğumuz bu toplantıyı neden Ege ya da Dokuz Eylül veya herhangi bir Üniversitesi’nin bir salonunda, kampüsünde düzenleyemiyoruz? Neden bu insanî eylemimiz üniversitelerde yasaklı, “sakıncalı”? Bu soru(n)ların yanıtını verebilirseniz, barış için savaş karşısında Türk(iye) akademisinin zavallılığının vardığı sümsüklüğün ne demek olduğunu da kavrarsınız.
100. YILINDA ERMENİ MESELESİ AN(LA)MAK[*]
Kolay mı?
T.“C”yi sembolize eden Çankaya’yı bile doğrudan etkileyen bir soru(n)dur söz konusu olan!
“Nasıl” mı?
1921 yılında Çankaya’da tepenin yamacında bulunan bağ evinin ilk sahibi, 1915 tehciri sırasında Ankara’dan ayrılmak zorunda kalan Ermeni Kasapyan ailesiydi!
El koyarken yok eden soykırım, “unutuluşa” mahkûm edilirken; Gabriel García Márquez’in, ‘Anlatmak İçin Yaşamak’ başlıklı yapıtındaki dediği gibi: “Hayat, insanın yaşadığı değildir; aslolan, hatırladığı ve anlatmak için nasıl hatırladığıdır.”[3]
Ölüleriniz Kardeşimizdir/ VOS DÉCÉDÉS SONT NOS FRERES
IŞİD canilerinin Paris’te gerçekleştirdiği saldırılar, parçaları Ankara’da savrulan yüreğimizi bir kez daha kavurdu. Ölülerinizi, ölülerimizin yanıbaşına, yüreğimize gömdük.
Bugün burada suçüstü yakalanmış bir telaşla, terörün İslâm’la ilişkisi olmadığından dem vuracak değiliz.
Hayır, hiçbir tarihsel ya da aktüel gerekçe, kendi hâllerinde, sıradan insanların kitlesel biçimde vahşice katledilmesini aklayamaz, mazur gösteremez...
VURUN “ÖTEKİ”NE![*]
diktatör özlemiyle yanıp tutuşur.”[1]
Geçtiğimiz günlerde, sosyal medyada 22 yaşında “gizli tanık” ifadesiyle müebbet hapis cezasına çarptırılan ve cezası Yargıtay tarafından onaylanan Gülsüm Koç’a dikkat çekmek üzere bir mesaj paylaşmıştım. Aktroll’lerden biri ikiletmeden atladı: “Kadın kadın olaydı her şeye burnunu sokmaz edepli kadın olurdu demekki bir bok yediki...” (İmla ve ifade bozuklukları aktroll’e aittir.)
Paris’in Asıl Katili
Bu saldırıların önemli bir yanı, küresel emperyalist güçlerce, yani başta ABD ve AB emperyalistleri olan koalisyon güçleri, İsrail, Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar'ın Suriye ve Irak'a yapmayı planladıkları harekât, bir başka deyimle işgal operasyonunun hemen öncesinde meydana gelmiş olmasıdır.
Doğan okuyacak...
Küçük ve yemyeşil çimlerle ve rengârenk çiçeklerle kaplı bir tepenin etrafına çember gibi sıralanmış tek katlı evler! Her evin önünde bulunan birer ikişer dönüm bahçelerde; domates, patlıcan, biber, fasulye kabak, salatalık gibi birçok sebze ve incir, nar, dut gibi birçok meyve ağaçları bulunmaktaydı. Bahçeler ile tarlaların sınırı bölen; şırıl şırıl akan ırmak içinde ise Kara Balık ve Yılına Balığı yaşamaktadır. Irmaktan sonra gelen uçsuz bucaksız pamuk, buğday, pancar, mısır, soya ve biber tarlaları bulunmaktır.
SOYKIRIMIN ANITI VE AĞITI: GOMİDAS/ KOMİTAS/ SOGHOMON SOGHOMONİAN
est quam omnium sermo.”[1]
Yıllar boyunca, ne geçen zamanın ne de Anadolu toprağının örtebildiği katliam izleriyle dolu yollarda yürür ve kendi ölümünü beklerken, “Eğer kurtulursam gördüklerimi yazacağım. Halkımın yaşadıklarını herkes bilsin” diye düşünüyordu Rahip Krikor Balakyan. “Hatta tüm bunları gelecek kuşaklara aktarmak için yaşamalıyım. Hayatta kalmak için elimden her ne geliyorsa yapmalıyım.”
Tanrı Öldü, Allah Yaşıyor
Tanrıyı öldürenler bu kadar çoğunlukta olmasaydı Nietzsche’nin veciz sözü bugün el üstünde tutulur muydu?
Bana kalırsa Tanrıyı önce Aristo, artından reform hareketleri uzantıları öldürdü. İstikrarlı ve sistemli bir öldürüş. Mükemmel bir planla tanrı tarihe gömülme operasyonları yapıldı. Sonuç başarılı. El birliğiyle kendi tanrısını öldüren Hıristiyanlık dünyası bugünü tanrısız yaşamaya alıştı. Ve alıştırıyorlar.
ŞİDDET NEDEN KAPİTALİZMİN “OLMAZSA OLMAZI”DIR?[1]
Son beş gündür burada nelerin tartışıldığına bakıyorum da... Soykırım, holocaust, savaş, katliam, faşizm, şiddet, işçi kıyımı, hapishane, göç, ekolojik yıkım, kentlerin çöküşü, imha, sansür, kriz, işsizlik, ataerki, seks ticareti, etnik çatışma, kavimkırım... Yaşadığımız günlerin düşünce ve tahayyül dünyamızı bir karabasana dönüştürdüğü aşikâr...






