Utanmak/ Sıdo için/ Sevda KURAN
Ben vakitlice davranmış, gün batımını da izlemek için kahvelerin gürültüsünden uzakça bir bankı gözüme kestirip oturmuştum.
Bir süre sonra, üstündeki üniformadan öğrenci olduğu anlaşılan bir genç kız, yanıma gelip “Affedersiniz, ben de yanınıza oturabilir miyim? “ dedi.
Başımı kaldırıp baktım, narin yapılı, uzun siyah saçlı, zeytin gözlü bir kız, yüzünde de tatlı bir gülümseme. Biraz daha kenara kayıp, “Tabii,” dedim, “buyur otur.”
Çoluk çocuğu yok Salacalı Hamdi Efendi’nin. Hiç evlenmemiş. Emekli olunca kendisine Habeş cinsi bir kedi alıp onunla yaşamaya başlamış. Ama işte olacak bu ya herkes Salacalı Hamdi Efendi’den kötü haber beklerken kedisi ölmüş. Bir var ki kediyi normal gömmek istememiş Hamdi Efendi. Muhtara da bu yüzden gitmiş.
Kapıda karşılamış onu muhtar. Ne de olsa seçmeni. Bir yudum çay içtikten sonra Hamdi Efendi, “Bizim kedi,” demiş, “sizlere ömür. Bir var ki öylesine gömüp ayrılmak istemiyorum ondan. İmam Efendi’yle bir konuşsan da Salaca Camisinden kaldırsak şunun naaşını.”
“Neyse ki gülün yapraklarını yolmadan yetiştin,” dedi Murat, eliyle banktaki gül yapraklarını yere attı, yana kayarak yanında Berna’ya yer açtı.
“Keşke gülün yaprakları yerine dikenlerini koparsaydın,” dedi Berna gülün sapındaki dikenlere dokunmamaya çalışarak. “Dikenler batarsa acıtır.”
“Onları sen gelmeden törpüledim. Mesela, neden buluşmamıza geç kaldığını sormayacağım.”
“Bütün gün somurtmanı istemem Murat. Evde taşınmadan önce son bir işim kalmıştı onu hallettim. Sinan’ın eşyalarını koliledim, sonra da kapıcıya bıraktım, çünkü yeni evimde onları istemiyorum.”
Bakışlar altında Ezilir Kadın
Bu nasıl gidişat, bu nasıl evre
Doğuşundan beri Üzülür Kadın
Erkeği ayartan şeytan sanılır
Kaba ilkellikler ona sayılır
Sözde iltifatlar, gözde soyulur
Köşe bucak kaçar, Büzülür Kadın
Yüzme bilmese de atılır göle
Canına tak dedi, çektiği çile
Kimine sermaye, kimine köle
Kablardan kablara Süzülür Kadın
Erkekler sistemden alır cesaret
Tecavüzler, töre, kuma esaret
Kucaktan kucağa geçer bir hayat
Ellerden ellere Bozulur Kadın
Artık nerede duracağımızı bilemiyoruz: Hangi mekânın içinde, hangi gökyüzünün altında, hangi düzenin yanında, hangi kargaşanın kaosunda… Soruları çoğaltmak mümkün. Fakat tüm soruların aynı gerçeği yansıttığı bir hakikat. Kim olduğumuzu bilmediğimiz müddetçe sorular etrafında dönüp dolaşmak kaçınılmaz oluyor. Zaten kim olduğumuzu bilseydik, durmamız gereken yerde olacağımız muhakkaktı. Durumumuz böyle olmadığı için, soru işareti eklediğimiz tüm cümleler bizi ele veriyor.
Babam, annemi döverdi. Babam beni, abimi döverdi. Ben o yaşlarda babalar döver diye biliyordum. Babalar döver…
Anneler olmayınca, evlerin yalnız dört duvardan ibaret olacağını da, annem gidince öğrenmiştim. Sabahları “Elinizi, yüzünüzü yıkayın, kahvaltı hazır” diyen olmadığı gibi, günlerce aç kalsan, “Aç mısın” diye soranın da olmadığını öğrendim. Öğrendiklerim içinde canımı en çok yakan şey ise, anne kokusu olmayınca, çocuklar kaç yaşında olursa olsun, büyüdüğüydü.
Ben altı yaşında büyüdüm.
Ki, kulluk, esaret yaşamın her alanında karşımıza çıkmaktadır. Konumuza denk düşen veciz bir sözle konumuzu açalım.
Kirlilerin başa, temizlerin taşa çekildiği çelişkili, isli puslu dönemi yaşıyoruz heyhat!
İnsani değerlerle taçlanmış bir yurt toprağında vatan parçası bir anlam kazanır ancak!
Ki, insanlar aç oldukları zaman inançlarını bile yerler!
Oysa ki amaç, yaşlanarak değil, yaşayarak ölmekdir.
Sevgi ve sanatla nakış nakış süslenmiş dostluk, umut ve payla şımla bezenmiş kilimlerde şekillenmiş bir ideoloji ve inanç ulvileşir, yücelir ancak.
Hele bir de sorguya alınacak başka insanın bulunmayışı (beni kınamayın ne olur!) işkence seanslarımın bitmez bilmez sürelere yayılması, zaman geçtikçe vücudumun iyice iflas etmesine neden oluyor. Yaşam bir çelişkiler toplamıymış şimdi daha iyi anlıyorum. Sorguya alınacak başka arkadaşımın olmayışı, beni gerçekten mutlu ediyor. Bu iki ayda şunu öğrendim ki, insan başkalarına yapılanları ve onun çektiği acıları taşıyamıyor.