Konuk Yazarlar

Arap Kenan/ Mehmet Güzelay

Edebiyat Bahcesi kullanıcısının resmi

 

Yolumuzun üstündeki Cevdet Amca’nın manavından artık hangi meyve varsa paramızı denkleştirir, elma, armut, ayva, muşmula, mandalina ve portakal alır, paylaşırdık. Hem sohbet eder hem de meyve yiye yiye yürürdük. Ama Arap Kenan nedense meyvesini yemez, çantasına kordu. Ne zamanki Fakirhanenin üstündeki dik merdivenlerin başına geldik, o zaman çantasından çıkarır, başlardı yemeye. Oysa biz meyvemizi çoktan yiyip bitirmiş olurduk. Kenan, okula varıncaya kadar ağzını şapırdatarak yiyordu. Hepimiz ona gıcık oluyorduk.

Guli Orhan/ Mehmet Güzelay

Edebiyat Bahcesi kullanıcısının resmi

 

O zamanlar Mehtap Mahallesi, Çamlık, Şirinyer ve Buca’nın her yeri boş arsa doluydu. Bu yüzden Guli Orhan birkaç yere bakmak zorundaydı. Zaten çoğu zaman maçlara yetişemezdi. Yetişse bile karnı aç olurdu. Bu da yetmezmiş gibi eşeği kendisine yük olurdu.

Maça yetiştiğinde, kim varsa eşeği ona teslim ederdi. 60’lı yılların sonu yetmişli yılların başı ya, ben on bir on iki yaşında var yokum. Guli Orhan genellikle bana denk gelirdi. “Şerif, karnım aç,” derdi, “Yıldız Bakkal’a koş, 50 kuruşluk helva, yarım ekmek bir de gazoz al.”

Vatansız ve Sahipsiz Bir Yeryüzüydü Düşüm

Edebiyat Bahcesi kullanıcısının resmi

karanlığa kin kustu inancım
göğsümü kanatırken zulüm
durmuş zamanın ölü vaktindeydim
aldırmadım
yanılan andır diyordum
çocukluğum ve gençliğim
efkârımın yalımlarında kanasa da
hiç eğilmedi başım
sırtımda çürüdü nemli duvarlar
ağırlığı omuzlarıma çökünce ağlayanların
patika yollarda yürüdüm
isyanım çıldırdı
sesimi direnen türkülerle ezgiledim
vatansız ve sahipsiz bir yeryüzüydü düşüm
toprağın her yerde herkesin olduğu
gökyüzünün hepimize mavi baktığı
vatansız ve sahipsiz bir yeryüzüydü

Sonsuzluğa uçan uçurtma: Şeytaniko!/ Mehmet Güzelay

Edebiyat Bahcesi kullanıcısının resmi

Mahallede, bir kaldırımın üzerine sıralanmış, boş boş oturuyorduk. Ardından kalkıp top oynamaya başladık. Bir süre sonra sıkılınca top oynamayı bıraktık. Kalkıp evlerimizin yolunu tutuyorduk ki,
 “Şero, Şirinyer’e gidelim.” dedi Heci.
“Oğlum, şimdi orada, bu sıcakta ne yaparız?” diye sordum.
“Aklıma bir şey geldi, oraya varınca sen de beğeneceksin.” deyince, “”İyi o halde gidelim.” dedim.

Salkım Taneli Kadınlar/ Cengiz Yeziz

Edebiyat Bahcesi kullanıcısının resmi

“Bak işte Fadime Abla senin oğlanın yaptığına bak!” dedi,  meme uçlarındaki diş izlerini göstererek. “Dişleri etime kadar battı. Kanadı bile, bu izler geçer mi abla?” diye sordu.  “Annem görürse öldürür beni!”
“Ay ay ay kör olma sen e mi! El kadar çocuğun ağzına memeni mi verdin? Sende hiç akıl yok mu?”
“Ne bileyim abla! Hani çocukları emzirirler ya bende ‘nasıl bir şeymiş bu, diyerekten şey ettim.”
“Nerdeyse üç yaşına girdi, meme mi verilir çocuğun ağzına?”
 Taze gelin birden atladı:
“Geçer kız geçer korkma ben biliyom o izleri.”
Fadime:

Kök ve Çekirdek* / Ganime GÜLMEZ

Edebiyat Bahcesi kullanıcısının resmi

‘Aile ve özel mülkiyet’e dayalı bir aidiyet sistemi, insanın kendi emeğine yabancılaşma sürecinin hızıyla birlikte; çökmek bir yana, adeta ortak bir ‘insanlık kökü’, yani neredeyse tek yaşam kaynağı haline geldi.
İnsanlığın, pandemi sürecinden çok şey öğreneceği tahminleri yürütüldü. Evet çok şey öğrenildi, öğrenilmekte! Ancak bu, dünyanın bir yarısı açısından hiç de birçoğumuzun umudettiği bir güzergâhta gerçekleşemedi. Diğer yarısının payına hâlâ savaşların, çoğu ölümle sonuçlanan göçlerin reva görülmesinde ise hiçbir değişiklik olmadı!

Tabuları Yıkmak / Şehriban Tuğrul

Edebiyat Bahcesi kullanıcısının resmi

 

Sevgiyle birleşen ellerimiz ve dudaklarımızdaki kocaman gülümsemeyle, mutluluğumuzu paylaşan kalabalığa karışıyoruz. Sunulan şerbetle bisküvileri iştahla yerlerken:  “Hayırlı olsun, bir yastıkta kocayın,” dileklerinin samimiliği sarıyor ikimizi. Yanlarına vardığımız genç kızlar; yerleri süpüren, göğsü ve kolu açık, pulla işli kırmızı elbiseme dokunuyor, kuaförde yapılan saçlarıma ve makyajıma hayran hayran bakıyorlar. Onların yanağını okşuyor “Darısı başınıza!” diyorum. Kaçamak gülümseyip, “istemem, yan cebime koy” der gibi başlarını yere eğiyorlar.

Palamarkalı Kadınlar

Edebiyat Bahcesi kullanıcısının resmi

Kadın cahil, gariban bir köylüydü. On iki kişilik bir aileye gelin geldiğinde daha on dörttü yaşı, komşu köyden gelin gelmişti. Kocası ondan bir yaş büyüktü, köyün diğer erkekleri gibi, neredeyse tüm zamanını köy kahvesinde pişpirik, oynayarak geçiren biriydi. Ailenin üçüncü geliniydi kadın. Otuz beş yaşında altıncı çocuğuna hamileydi.

Sayfalar

Hapishane Edebiyatı

Ümüş Eylül Dergisinin 54. Sayısı Çıktı
Tekirdağ Cezaevi tutsaklarınca elle yazılıp mektuplarla dağıtılan Ümüş Eylül Kültür-Sanat dergisinin Ocak-Şubat-Mart 2025 tarihli 54. sayısı...
Ümüş Eylül Dergisinin 53. Sayısı Yayınla...
Tekirdağ Cezaevi tutsaklarınca elle yazılıp mektuplarla dağıtılan  Ümüş Eylül Kültür-Sanat dergisinin Ekim-Kasım-Aralık 2024 tarihli 53. sayısı...
Düşünsel özgürlüğün Sınırsız Kütüphanesi...
Görülmüştür Kolektifi, Redfotoğraf grubu ve Karşı Sanat, “içerdekilerle dışardakileri buluşturan” ortak bir sergiye daha imza atıyor. Fotoğrafçılar,...

Konuk Yazarlar

MİRİNA DERWÊŞ/ Yılmaz ELAGÖZ
Derwêş , li ser nivînê xwe  razabû. Lihêfek kevn û bipîne li ser wî bû.  Linghên xwe   kişandibûn ber bi zikê xwe ve û destên...
Turist Tavuk mu Kaz mı? Erhan Tığlı
Kazıklarımız buradan oraya yol olur, yollarımızda trafik canavarı bol olur. Acılı kebaplarımızla karnını, acıklı şarkılarla kafasını şişiririz; halis...
Kaç Can Hakkı Olmalı İnsanın? Veli Erdem
                                         ...
Konuk Yazarlar beslemesine abone olun.