Bizim Karının İsmi Neydi?
Toplu kaydedilmeye gidilince bir yıl ara ile genelde birinci ayın biri olurdu çoğunun doğum tarihi. Hem basit hem de akılda kalandı “1“rakamı. Bu mesele de öyle bir mesele...
Toplu kaydedilmeye gidilince bir yıl ara ile genelde birinci ayın biri olurdu çoğunun doğum tarihi. Hem basit hem de akılda kalandı “1“rakamı. Bu mesele de öyle bir mesele...
Heybetullah‘ın aksine karısı Gülkibar etine dolgun, kalçaları ise birer araba tekerleğiydi. Bir beli vardı ki sormayın iki tane babayiğit el ele verse belini saramazdı. Değme bir pehlivanın belini andırıyordu. Belinin üzerinde de altını andıran, parlak tenekeden yapılma ucuz bir kemer olurdu çoğu zaman. Gülkibar yürüyünce yer gök zangırdardı yürüyüşünden. Ey insanlar seyreyleyin beni, yürüyorum derdi adeta.
Geveze zihin, hiç susmazsın ki, bahse girerim laf ebeliğinde kimse eline su dökemez, nasıl gene o öyle, sabahtan akşama kadar cav cav cav, dır dır dır… eden bir şey olsaydı ne ala, hepten zırvaloji, bilmem kaç yıl önceki halk deyişiyle “poh”tan adamların “poh”tan sözlerine yeni yeni laf yetiştiriyorsun, “şu şunu derken, ona şunu demeliydin, şunu yapmalıydın, şunu etmeliydin…” vs. vs. Niye o zaman cevap vermedin? Seni tutan mı vardı? İlle de kokuşturup öyle servis edeceksin temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp önüme getireceksin.
Kuru ve çatlak avuçlarında tuttuğu kızılcık sopasıyla uzunca bir süre onun yüzüne baktı. Dünya kadar yaşlı, mutsuz ve endişeli görünüyordu. Arkadan bakıldığında çökmüş omuzları, bükülmüş beli ve cılız, incecik bacaklarıyla canlı bir iskeleti andırıyordu.
“Söyle, sen onun nerede olduğunu biliyorsun.” diyordu, öfke püskürüyordu annemin yüzüne, giden ablamın ardından. Yine Meto’yla* buluşup, el ele mısır tarlasına girerken gördüklerini söylemiş komşular O gün fena dayak yedi ablam.
Bir gece düşünde incecik yağan bir yağmur altında dolaştı. Sabah uyandığında bütün vücudu ıslaktı. Şaşırdı. Dışarı çıktı. Güneşte kuruttu kendini. Ertesi gece avucuna biraz toprak aldı. Düşlerinin tabanına serdi. Yağmur hâlâ yağıyordu. Islak toprak kokusu her yanını sardı ve ardından güneş doğdu. Uyanmaya yakın toprakların üzerine “Bir gece daha,” dedi, "sadece bir gece. Bir dahaki sefere elimde tohumla geleceğim düşüme, avucumda sakladığım toprağa…"
Emekli olduktan sonra tam rahata erdim diyecekken başlamış ağrıları amca ile eşinin. Ne zaman doktora varsa derdini anlatamadan geri gelmiş. El kol işaretleri ya da bildiği yarım yamalak Almancası ile anlatmaya çalışmış derdini, ama nafile. Ne o tam anlatabilmiş ne de doktor anlayabilmiş. Doktorun verdiği ilaçlar ağrılarını dindirememiş. Her gün bir yerleri ağrıyıp durmaktaymış.