Akman Gedik ağ günlüğü

Kentin Tezenesi Kitabı Üzerine Birkaç Kelam

Akman Gedik kullanıcısının resmi

Kendisine ATYG tarafından takdir belgesi verildi. Anladım ki Neşet Ertaş hakkında çok az şey biliyormuşum. Sunumundan istifade ettim. O buluşmada yazar dostlarımla birbirimize kitaplarımızı imzalayıp verdik. Diyarbakırlılar der ya, ''Birbirimize yaramızı sürdük,'' bizimkisi de birbirimizin gönlüne kitaplarımızı sürmek...

Hercai Konuşmalar

Akman Gedik kullanıcısının resmi

 Çığlık atmamak için kendini zor tuttu Limoniye. '' Bunu mutlaka Dehşet’e söylemeliyim!'' deyip yerinden kalktı, yatak odasına doğru ilerlerken bağırmaya başladı:
''Dehşeeet! Dehşet, kalksana ocağı batmayasıca! Konuşan Türkiye geliyor. Siyah beyaz devri bitti. Çok kanallı olacağız. Ev renklenecek Dehşet, duyuyor musun? Hele bir kalk da bak, neler oldu neler! ''

Biz Eşek Kesmeyiz Komutan Beg, Gönahtır!

Akman Gedik kullanıcısının resmi

Nisan yağmurla değil operasyonla gelmişti. Varto Ovası baharı umutla değil, kâbusla karşılıyordu. Başlarında komutanları, jandarmalar evlerin kapısını dehşetle vuruyorlardı. Köylüler korkuyla kapıyı açıp eve davet ediyorlardı jandarmaları.
 
     ''Bir çay için, '' diyorlardı.
 
      Jandarmalar köy meydanına çağırıyorlardı onları.
 
      ''Mazeret yok, tez elden gelin,'' diye de özellikle vurguluyorlardı.
 

Bir Zamanlar Bizim Mahallede

Akman Gedik kullanıcısının resmi

1978’e kadar örgütlenilmedik alan bırakılmamıştı. Sözlerimiz “bilim”le başlıyor, “Ne bileyim?”le bitiyordu. Öğrendiğimiz çoğu sözün siyasal yanı tamamdı ama bu sözler ödünçtü. Toplumsal gerçeğin iç dinamikleriyle olgunlaşan çok az söz vardı dilimizde. Sözlerimiz alıntıydı, “Kes, yapıştır!” türdendi. Satrançtan dilimize bulaşan “Şah, mat!” çok yaygındı o günlerde. Birbirimize karşı ne çok kullanır olmuştuk! Düşlediğimiz gelecek için çok kararlıydık ama ya gereçlerimiz yetersizdi ya da biz uygun gereç bulamamıştık.

Benim Adım Sıpa

Akman Gedik kullanıcısının resmi

Heybetullah‘ın aksine karısı Gülkibar etine dolgun, kalçaları ise birer araba tekerleğiydi. Bir beli vardı ki sormayın iki tane babayiğit el ele verse belini saramazdı. Değme bir pehlivanın belini andırıyordu. Belinin üzerinde de altını andıran, parlak tenekeden yapılma ucuz bir kemer olurdu çoğu zaman. Gülkibar yürüyünce yer gök zangırdardı yürüyüşünden. Ey insanlar seyreyleyin beni, yürüyorum derdi adeta.

Kendi Programına Hapsolmak

Akman Gedik kullanıcısının resmi

Size Maria Golitou'yu anlatacağım. Hikâyesi bilinmeyenlerin hikâyesi bu. Ünlü biri değil, içimizden biri. Maria bir Yunan, iki kız kardeşi daha var. Biri Maria'nın ikizi. Maria, yirmi yıllık dostum. Öğretmen, hâlen çalışıyor. Yirmi yıl önce çocuklarıma özel ders vermişti. Anne ve babası, eski kuşak göçmenlerden; şimdi emekli ikisi de.
Son birkaç yıldır Maria ile karşılaşmamıştım. Geçenlerde çarşıda karşılaştık. Tanıyamadım onu. Maria gülerek bana doğru geldi. Saçları beyaza durmuş. Yüzünden hüzün akıyordu. Hâl hatırdan sonra, “Neler yapıyorsun başka?” dedim, gözleri doldu.

Hildesheim’den Oskar Schindler Geçti

Akman Gedik kullanıcısının resmi

O yönlü bilgi edinmek isteyenler, internet üzerinden ya da kütüphanelere giderek pekâlâ öğrenebilirler. Sadece yaşamının bir kesitinden, Hildesheim’deki iki üç yıllık yaşamından bahsedeceğim. Beni böylesi bir yazıyı yazmaya iten sebebin başında, Bay Schindler'in de bir zamanlar Hildesheim'de yaşamış olmasıdır. Bu merakımdan ötürü birkaç kez Hildesheim'deki kütüphaneye uğradım. Hildesheim'deki yaşamıyla ilgili bir şeyler bulmanın umuduyla gittim birkaç kez. Sağ olsun görevli hanım bu konuda birkaç kitap getirip gösterdi.

Baba Sen Anamı…?

Akman Gedik kullanıcısının resmi

Emekli olduktan sonra tam rahata erdim diyecekken başlamış ağrıları amca ile eşinin. Ne zaman doktora varsa derdini anlatamadan geri gelmiş. El kol işaretleri ya da bildiği yarım yamalak Almancası ile anlatmaya çalışmış derdini, ama nafile. Ne o tam anlatabilmiş ne de doktor anlayabilmiş. Doktorun verdiği ilaçlar ağrılarını dindirememiş. Her gün bir yerleri ağrıyıp durmaktaymış.

Sayfalar

Hapishane Edebiyatı

Ümüş Eylül Dergisinin 54. Sayısı Çıktı
Tekirdağ Cezaevi tutsaklarınca elle yazılıp mektuplarla dağıtılan Ümüş Eylül Kültür-Sanat dergisinin Ocak-Şubat-Mart 2025 tarihli 54. sayısı...
Ümüş Eylül Dergisinin 53. Sayısı Yayınla...
Tekirdağ Cezaevi tutsaklarınca elle yazılıp mektuplarla dağıtılan  Ümüş Eylül Kültür-Sanat dergisinin Ekim-Kasım-Aralık 2024 tarihli 53. sayısı...
Düşünsel özgürlüğün Sınırsız Kütüphanesi...
Görülmüştür Kolektifi, Redfotoğraf grubu ve Karşı Sanat, “içerdekilerle dışardakileri buluşturan” ortak bir sergiye daha imza atıyor. Fotoğrafçılar,...

Konuk Yazarlar

Feyza Eren’den Akdeniz’e Lirik Bir Güzel...
  Uzun yıllardır sanat yaşamını ABD’de sürdüren Feyza Eren, “Vedadır Belki” adlı, tekli çalışmasıyla yeniden...
80’LİK DULLAR-1/ Sedat ÖNCER
Çünkü nüfusu orta yaşın da çok ötesinde insanlardan kuruluydu. Beldenin tek camisinden gün yoktu ki bir sela sesi duyulmasın… Emeklilerin tercih...
ZİNE/ Nazir Atila
Zine birden telaşlandı. İçini derin bir üzüntü kapladı. Yüreği korkuyla karışık bir heyecanla atmaya başladı. “Korkma Zine, okulun reviri var,...
RSS - Akman Gedik ağ günlüğü beslemesine abone olun.