KADINLAR, KAPİTALİZM, FAŞİZM VE AKP[*]
kadınların çığlıklarıyla
yankılanıp duruyor.”[1]
kadınların çığlıklarıyla
yankılanıp duruyor.”[1]
Bir tek evren var, o da kanayan bir evren.”[1]
Barış (ile savaş) gerçeğine ilişkin genel/ beylik laflar etmek yerine; barışı (ve savaşı) hangi zeminde ve tabloda konuştuğumuzu belirlemek, meselenin özü açısından kilit önemdedir.
Emperyalist/ kapitalist bir dünyada ve coğrafyada yaşa(tıl)dığımız veriliyken ve de “Genel olarak kapitalizm ve özel olarak emperyalizm, demokrasiyi bir hayal hâline getirir”ken[2] sistemin sürdürülemezliği hiç kimse için “sır” olmasa gerek.
Taklit yeteneği çok iyiydi. Gırgır ve şamatayı sever öykündüğü yoldaşlarını bire bir taklit ederken dernektekileri gülmekten kırar geçirirdi.
Çalışkandı; tam bir görev adamıydı. “Teoriden anlamam, ben pratik adamıyım!” derdi. Kızdı mı hemen parlardı, ama çabuk da sönerdi.
Bir gün dernek basıldı. Gözaltına alındı, sorgusundan sonra da tutuklandı. Buca Cezaevi’nde mahpus yattı. Çıktıktan sonra birkaç yoldaşıyla birlikte Meriç’ten Yunanistan’a geçmiş, oradan da Lavrion Kampı’na…
-Ne yazarsın?
-Martıları, denizi, maviyi, ufku, kelebeği, çiçeği, umutsuzluğu, aşkı, barları, meyhaneleri, aldatılmışlığı...
Ben yazarım; güzel kadınları, düşleri, fantezileri, dört kıtaya hükmeden şanlı tarihimi, Anadolu'ya sıkışmış son ulusumu...
Sen yazar olamazsın! Evinden, toprağından, kapısındaki ağaçtan, inciri, üzümü, zeytini işleyen tezgâhından, teknesinden, oltasından, düşlerinden koparılan Alenayı, Adonisi, Gergoru, Dimitri'yi yazdın mı?
Yazmadım!
Şehrin tüm sokaklarında yürünmüyor
Diyarbakır’a ne çok mermi yağıyor
Oy soğuk ölüm namludan çıkageldi
Tüm insanların ciğerini yakıyor
Nicedir devlet halka aman vermiyor
Diyarbakır’a ne çok mermi yağıyor
Tankla-topla tüm etrafı kuşatmışlar
Yuvalar, evler yakılıp yıkılıyor
Bu halk eşkıyayı, katili tanıyor
Diyarbakır’a ne çok mermi yağıyor
İsyan direnişi onurdur, özgürlük
Anneler kazmalı, kürekli bekliyor
Bir sabah kalkıp İranlı arkadaşların çalıştığı bir mağazaya gittim. Orada beş İranlı çalışıyordu biliyordum. Önce Darüş'le karşılaştım. O yüzünün yarısını sargı beziyle kapatmıştı. Gözlerinin altı morarmış, çökmüştü.
'Bu adam ya birisiyle kavga etmiş, ya da bir yere çarpmış.' Dedim kendi kendime.
-Darüş Bey hayrola birisiyle kavga falan mı ettiniz? Geçmiş olsun.
-Yok, dedi kavga etmedim, burun ameliyatı geçirdim.
-Gözlerinin altı çökmüş, morarmış.
-Burnumu çok küçük yaptılar.
-Hayırlı olsun yeni burnun.
-Sağol Ali Ağbi.
Murat Uyurkulak’ın, “Vaktiyle bir ihtimaldi ve çok güzeldi,”[2] notunu düştüğü; Cornelius Castoriadis’ün, “Önce bir tahayyüldür,” dediği devrim, radikal sosyalistlerin indinde güncelliğini yitirmeyen -“olmazsa olmaz”- “Tek yol”dur; dünyayı değiştiren devrimci praksistir; engellenemezdir; gereklidir.
Sadece bu kadar da değil: Egemenlerin kâbusu, ezilenlerin şölenidir; Prometheus’un takipçilerini var eden tarihsel eylemidir; bilimden sanata, beşeri münasebetlerden sosyal hayata, ekonomiden politikaya “ilerleme”nin yegâne sebebidir.
kitleler asla savaş düşkünü değildir.’’
Albert Einstein
1207’de vahşetin emareleri görülmüştü aslında. Ciddiye almamışlardı Katharlar. (Şimdiden sonra Arınmışlar diyeceğiz onlara.) Frank ülkesinin kuzeyi sakindi. Bir rüyayı ciddiye alıp kurulu düzenlerini bozamazlardı.
Güneş yok oldu
Okyanussa zaten yoktu
Sana yazayım dedim kalem yok oldu
Şiir yok oldu
Güfte beste zaten yoktu
Çocuk karaya vurunca insanlık da yok oldu...
Yüksel Kurtul