Son Yazılar

Toprak Kokusu

Necmettin Yalçınkaya kullanıcısının resmi

 Burnumun direği sızladı. Yavaş adımlarla sokağın içinde yürürken, sokağın eski haline dönmüş, çocukluğumu yeniden yaşıyordum sanki. Sağımı solumu incelerken elektrik direğinin dibindeki evi görünce sevindim. Ev neredeyse hiç değişmemiş hâlâ zamana karşı direniyordu. İçindekileri hayal etmeye başladım. Sait Dede otoriterdi ama aynı zamanda çocuklara karşı sevecendi. Şeker ve limonata dağıttığı günlere gittim. Bir köşede durmuş, etrafına bakıyordu. Beni görünce gülümsedi.
“Gel evladım, limonata vereyim iç, kendi ellerimle yaptım.” dedi. Duymazdan gelince.

İçimdeki Şizofren Melek

Abdullah Oral kullanıcısının resmi

Serseri kurşun misali nerede durur bilinmez!
İçimdeki Şizofren Melek
 
Bu akşam;
Şiire sol yanım ile girmem gerekiyor,
Ki düşünmek; anlatmak ağır suç
Sağ ım kan kusturur sınır ötesinde!
Şiiri kalemime göre dikleştiriyorum!
Mürekkepten çalmayı düşünmedim hiç..
 
Sokaklar taşıyamaz gerçekleri,
Umut ışığı kısıldıkça, kısıtlandı düşler
Her şair kendi sözleriyle asıldı
Her söz yazarının dudaklarında patlar
Gayrı İnsanlık kendi içinde bile!
Kendine yasaklarla güne başlar..
 

Her gün yeni acılarla bizi öldürüyorlar

İsmail Güner kullanıcısının resmi

Hırlı mı hırsız mı üstünde hiç durmadan ülkene yerleştirdiğin sığınmacıyı; sırf biraz dilini öğrendi, uyum sağladı diye vatandaşlık pasını cebine koyarsan…
Mülteci toplulukların ülkesini sömürme sonucu ülkenizin sosyal refah düzeyi gelişmişliğine dayanarak, sığınmacıyı en kötü angarya işlerinde çalıştırıp aşağılarsan…
Uluslararası standartlara göre ayrılan sosyal yardım fonundan mahrum bırakırsan…
Bu nedenle ülkendeki hırsızlık nedeniyle olay yerine çağrılan polisin gitmezse…
Metrolarda yapılan taciz, tecavüzleri önlemezsen…

Oyun

Hasan Sağlam kullanıcısının resmi

Martin Luther King, “Bir gün, dört çocuğumun da derilerinin rengi ile değil de kişilikleri ile yargılanacağı bir ülkede yaşayacaklarına dair bir hayalim var” demişti, ancak bu yaşamsal insani hayalleri vuruldu ve ayrımcılık hala tenler, diller, inançlar, cinsiyetler üzerinden gırla yapılıyor. 
Hrant Dink; “Kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz. Evet biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce...” İnsanın kuşkulu duygusuna, güvercinin ürkek telaşına aldırmadı.

BURCU BURCU İZMİR

Oya Uslu kullanıcısının resmi

Şadırvanların üzerindeki kümbetlere de kuşlar konuyordu. Sebillerden su verilince onlar da içerlerdi insanlarla birlikte. Hele pembe ve yeşil sütunlar harikaydı. Mermerlerin Marsilya’dan getirtildiğini duymuştu. Saatini de Alman İmparatoru II. Wilhelm’in hediye ettiği söylentileri vardı. Kule tamamlanınca onu üst kısma koyacaklardı mutlaka.
Meydanda onun gibi meraklı insanlar vardı. İki adamın konuşmasına kulak misafiri oldu.
“Gördün mü; o kadar yağmur yağdı, güneş kızdırdı, yine de çökmedi kule.” dedi biri.
Diğeri omuz silkti.

Susmanın Sırası da, Zamanı da Değil..

Erdal Yıldırım kullanıcısının resmi
Papaz Niemöller, siyasal, toplumsal baskılar karşısında susarak kendini kurtarmaya çalışanlarla ilgili düşüncesini bizzat kendi yaşamını örnek göstererek şöyle ifade ediyor.
 
“Naziler Komünistleri götürdüklerinde, sesimi çıkarmadım, çünkü ben ‘Komünist’ değildim. 
 Sonra Sendikacıları alıp götürdüler, ben sesimi çıkarmadım, çünkü ‘Sendikacı’ değildim.

Belli

Abdullah Oral kullanıcısının resmi

Bağlarım vurulmuş dalda gülüyle
Haykırıp durursun insan diliyle
Kazananda belli kaybedenlerde…
 
Ölen sorgulanır öldürenler ak
Tüm izler karıştı bak bu günlerde
Bu kalleş ölümün tarafları yok
Kazananda belli kaybedenlerde…
 
Umut can çekişir gelen her günde
Ne iman ne inanç kalmış şu dinde
Bıçak ceryan olmuş oynuyor tende
Kazananda belli kaybedenlerde…
 
Halkımın sırtında zorba kamçısı
Dizlerden gözlere vurur sancısı
Barış diyenlerin bitmiyor yası

BARIŞ İÇİN AKADEMİ (Mİ?)

Temel Demirer kullanıcısının resmi

 
“Barış,
insanların birbirlerine
gerçek adlarını
söyleyebildikleri bir zamandır.”[2]
 
Barış için savaş karşısında akademiyi, sorumluluklarını konuştuğumuz bu toplantıyı neden Ege ya da Dokuz Eylül veya herhangi bir Üniversitesi’nin bir salonunda, kampüsünde düzenleyemiyoruz? Neden bu insanî eylemimiz üniversitelerde yasaklı, “sakıncalı”? Bu soru(n)ların yanıtını verebilirseniz, barış için savaş karşısında Türk(iye) akademisinin zavallılığının vardığı sümsüklüğün ne demek olduğunu da kavrarsınız.

Sayfalar

Hapishane Edebiyatı

Ümüş Eylül Dergisinin 54. Sayısı Çıktı
Tekirdağ Cezaevi tutsaklarınca elle yazılıp mektuplarla dağıtılan Ümüş Eylül Kültür-Sanat dergisinin Ocak-Şubat-Mart 2025 tarihli 54. sayısı...
Ümüş Eylül Dergisinin 53. Sayısı Yayınla...
Tekirdağ Cezaevi tutsaklarınca elle yazılıp mektuplarla dağıtılan  Ümüş Eylül Kültür-Sanat dergisinin Ekim-Kasım-Aralık 2024 tarihli 53. sayısı...
Düşünsel özgürlüğün Sınırsız Kütüphanesi...
Görülmüştür Kolektifi, Redfotoğraf grubu ve Karşı Sanat, “içerdekilerle dışardakileri buluşturan” ortak bir sergiye daha imza atıyor. Fotoğrafçılar,...

Konuk Yazarlar

MİRİNA DERWÊŞ/ Yılmaz ELAGÖZ
Derwêş , li ser nivînê xwe  razabû. Lihêfek kevn û bipîne li ser wî bû.  Linghên xwe   kişandibûn ber bi zikê xwe ve û destên...
Turist Tavuk mu Kaz mı? Erhan Tığlı
Kazıklarımız buradan oraya yol olur, yollarımızda trafik canavarı bol olur. Acılı kebaplarımızla karnını, acıklı şarkılarla kafasını şişiririz; halis...
Kaç Can Hakkı Olmalı İnsanın? Veli Erdem
                                         ...