GÖBEKLİTEPE, BİZE NEYİ ANLATIYOR?[*]
anlamadığına tapar!”[1]
anlamadığına tapar!”[1]
Türküler söyleyeyim sana
En güzel düşlere dalıp gülümse
Gün gelir sokaklara düşer ahım
İlkbahar yağmurlarında ayaklanır
Sokaklarda vurulan cemreler.
Bırak oyunların yarım kalsın
Sakın çıkma dışarı!
Sokaklarımızda ölüm kol geziyor
Küçük avuçlarında sıkılı kalır umut
Ölüm saf tuttuğu yer de vurulursun..
Sen vurulursun!
Kuşların kanadı kırılır iner yeryüzüne
sökün, sökün olur dağlardan bulutlar
Kılavuzlar şaşırırlar yolunu
Yön bulamaz göklerde turnalar
Hiç adil değil şu mülkün gerçeği,
Ürkekliğinde can, ıssız gecenin,
Dilde destan olur halkın gerçeği…
Oynaşırken camda titrek damlalar
Sızılıyor dilimde aşka cümleler
Yasaklara düşmüş aşk a gelmeler
Dilde destan olur halkın gerçeği..
Can sevdaya düşer yol tutuklanır
Aşka düşer yanar gül tutuklanır
Doğruyu söyleyen dil tutuklanır
Dilde destan olur halkın gerçegi.
Umutlar yüklemiş, dert heybesine.
Ölüm titrer halkın her nefesinde
Ezgisi yanık bir şiir sesimde!
Sırada bekleyen yine çok değerli yazar ve şair arkadaşlarımın eserlerini okumaya ve onlardan bir şeyler öğrenmeye özen gösteriyorum ayrıca.
Hani neredeyse Türkiye ile ilişkisi olan herkesin İzmir’i işittiğine ruhum gibi eminim. İşte sevgili yazar arkadaşım Necmettin, Mendil Sen Kokuyordu kitabının ilk öyküsü ile sizi İzmir’in kordon boyundaki güzelliklerle tanıştırıyor. Melisa, bu isim kordona çok yakışmış gibi geldi bana, bir de Melisa’nın ortadan kaybolmasından sonra onu büyük bir sabırla bekleyen bir sevdalı genç olan Fırat.
Takmazdık, duymazdan gelirdik hep onları. “Başka işiniz mi yok sizin!” derdik hep birlikte, ağız birliği edercesine.
Kolay mı?
T.“C”yi sembolize eden Çankaya’yı bile doğrudan etkileyen bir soru(n)dur söz konusu olan!
“Nasıl” mı?
1921 yılında Çankaya’da tepenin yamacında bulunan bağ evinin ilk sahibi, 1915 tehciri sırasında Ankara’dan ayrılmak zorunda kalan Ermeni Kasapyan ailesiydi!
El koyarken yok eden soykırım, “unutuluşa” mahkûm edilirken; Gabriel García Márquez’in, ‘Anlatmak İçin Yaşamak’ başlıklı yapıtındaki dediği gibi: “Hayat, insanın yaşadığı değildir; aslolan, hatırladığı ve anlatmak için nasıl hatırladığıdır.”[3]
......
İkimiz de sustuk. Dışarısı daha da ilginçti. Hava bulutlu. Pencereme ilk damla düştü; sekti, camda küçük bir iz bıraktı. Gözüme bir hayvanın silüeti ilişti; it mi, kurt mu çıkaramadım. Gökyüzü kanarcasına çizildi. Onu cehennemi bir gürültü izledi. Sarsılır gibi olduk. Hışırtıyla inen yağmur dışarıyı görünmez kıldı. Sonra aniden kesiliverdi.
İlk iki kitabında olduğu gibi kısa sürede çok kazanmayı hedefleyenleri, müşterisine evine gelmiş bir konuk gibi davranmayan müesseseleri ve derdi popülerlik olanları eleyip sadece dürüstçe işini yapmaya uğraşan lokantaları anlatıyor Altın.
Kalanları korumak için...
IŞİD canilerinin Paris’te gerçekleştirdiği saldırılar, parçaları Ankara’da savrulan yüreğimizi bir kez daha kavurdu. Ölülerinizi, ölülerimizin yanıbaşına, yüreğimize gömdük.
Bugün burada suçüstü yakalanmış bir telaşla, terörün İslâm’la ilişkisi olmadığından dem vuracak değiliz.
Hayır, hiçbir tarihsel ya da aktüel gerekçe, kendi hâllerinde, sıradan insanların kitlesel biçimde vahşice katledilmesini aklayamaz, mazur gösteremez...
Dilimin Ucunda Çınlıyor, "biriktirme" hastası bir baba ve "atma" hastası bir annenin kızı olarak Barbie ve onun sevgilisi Ken'den nefret ederek büyümüş bir kadının yaşamını anlatıyor. Üniversitede tercih kurbanı olarak mühendislik okumaya başlayan, bir yandan da fotoğrafçılık kulübüne üye olup okulda tüm zamanını bu kulüpte geçiren genç bir kadın... Eski dergi ve gazetelerden reklam sayfaları topluyor ve bunları biriktiriyor, düğün, sünnet nişan derken rock gruplarının fotoğrafçılığına başlıyor. İlk kez âşık oluyor ama görünen o ki yanlış adama...