Son Yazılar
Binbir Pencereden İnsan
O konuştukça etrafı kalabalıklaşır, herkes onu heyecanla dinlerdi. Amca meseller anlatır, deyişler okur, dünyanın yaratılışından, insanoğlunun gelişimine kadar adeta bir öğretmen edasıyla bilgi verirdi.
Abim bir gün “Amca yaşın hayli ilerledi, bu dünyada ne gördün ne anladın?” diye sorunca, amca da “Bak sabahtan beri bu karşıda uçan kuşları, gelip giden hayvanları, sallanan dal ve yaprakları, durmadan koşturan insanları görüyorum. Dünyada bu pencere gibidir. Bakıp geçip gidiyoruz Kimi iyi görür, kimi hiç görmez, kimi de işine geleni görür.” demişti.
Kâğıttan Gemilerin Battığı Yer/ 1.Bölüm
İnsan yaşamı boyunca aslında hep aynı gemiyi yapar. Değişen yalnızca eline aldığı kâğıdın dokusudur. Çocukken umutlarını katlar incecik parmaklarıyla. Bir yağmur birikintisinin kıyısında, dünyanın bütün denizlerini o küçücük suya sığdırabileceğine inanır. Her kat yerinde biraz düş vardır. Biraz merak… Biraz da henüz incinmemiş bir yüreğin duruluğu…
Sonra büyür insan. Kâğıt değişir.
Yeşil Bir Dünya İstiyorum
Çünkü doğa olmadan ne insan yaşamı mümkündür ne de yaşamın devamı…
Soluyacağımız hava, üzerinde yaşayacağımız bir dünya kalmazdı.
Derler ki:
“Tabiat aşkı, insanın ümitlerini boşa çıkarmayan yegâne aşktır.”
Ben;
Betonun değil, bahçelerin çoğaldığı,
parkların çocuk sesleriyle dolduğu,
Yakıt dumanının değil,
oksijenin gökyüzüne karıştığı,
Yakılan ağaçların değil,
dikilen fidanların konuşulduğu,
Doğaya saygının insan olmanın bir parçası sayıldığı
SEN BAŞTAN AŞAĞI BİR İHTİLALSİN
Simsiyah saçlarına geceyi bağladım; ay, omuzlarında çoğaldı
Kirpiklerine yıldızlar düştü, ben içimde bir göğe dönüştüm.
Bir gülüşün var;
Bir nefeslik,
Bir ömürlük.
Bende derinleştikçe
Zaman susuyor
Dünya diz çöküyor
Bakışının dipdiri körfezinde gölgene tutunuyorum
Ahmet Telli Abimiz[*]
yaşamın örtüsü. Çocuğun savunmasıdır şiir.”[1]
Kırk Yedi Yıllık Özlem/ Babam Niyazi Türkmen’e
Bu cümleyi kurmak bile hâlâ zor. Zaman aktı, mevsimler değişti, hayat kendi düzeni içinde yürümeye devam etti; ama sana duyduğum özlem ne eksildi ne de eskiydi artık. O, yıllarla büyüyen, sessizleşen ama hiç kaybolmayan bir duyguya dönüştü.
Seni düşündüğümde aklıma önce dürüstlük geliyor. Ardından güven ve huzur… İnsanların en zor anlarında onları dinleyen, bir çıkış yolu bulan, gerginliği yumuşatan, sözüyle olduğu kadar varlığıyla da çevresine iyi gelen o güzel insan geliyor.
Sonra çalışkanlığın…
KAVL
usanmaz bir alışkanlıkla çırpınışlarım
bir tanem
gözlerinde süzülüyor kırlangıçlarım
ne müslümanım
ne hristiyan
kalbim diyorum
kalbimin üstünde kutsal kitaptır taşıdığım resmin
duy beni bir tanem
deliliğimizden başka hiç bir peygambere inanmam
aşkımdır benim dinim
bir tanem
uğrarsam apansız şaşırma
çingeneyim
dilenciyim
içmeye geldim bakışlarını
bir saç telini dilenmeye
bakıp durma
varmışsam yorgunum hoşçakalsızım
sevdamızın teridir yüküm
Cumhuriyet Halk Partisi, Aleviler ve Demokratların Çıkmazı
bir canavar vardır. O zenginliğe, makama, yetkiye ve güce sahip olunduğunda, bu canavarın kişiyi nasıl bir karakter bozukluğuna soktuğunu kimse kolayca kabul etmez. Çoğunluk bu yüzden her zaman ahlâksızlaşarak yaşar. Bu belirlemenin özetiyse şöyledir.
Furkan Çirkin’in Yeni Şiir Kitabı “İncelikle Yontulmuş Bir Hiçlik”,
Furkan Çirkin, 2022’den bu yana uzun süreli bir sessizlikten sonra, ustalıkla ve “incelikle yontulmuş” şiirlerle geri dönüyor. “Dalgaların ülketıraş olup ülkeleri dört yandan yontması” gibi, bu şiirler de “dosta, düşmana, aşka yenildikten sonra” “kendine vurup, kendini yontarak” “dört yandan ve dört nala özgürleştiriyor.” Furkan Çirkin, bu kitabında “az”a “öz”e odaklanıyor, “Ah artık hiçbir heykeltıraşın vakti yok durup ince ince kendini yontmaya” gibi mısralarıyla hem bazı şairlere selam çakıyor hem de günümüzün naylondan ve hızlı yaşam şeklini, varoluşçu bir açıdan eleştiriyor.






