Barış Süreci ve Siyasi Anlayışların Samimiyetsizliği
Buna rağmen emperyalistler çıkarları gereği barış, demokrasiden bahsetmedikçe, Türkiye gibi ülkelerde kimsenin barıştan dem vurmaması, toplumunun sürü gibi yönetildiğinin en somut kanıtıdır.
Buna rağmen emperyalistler çıkarları gereği barış, demokrasiden bahsetmedikçe, Türkiye gibi ülkelerde kimsenin barıştan dem vurmaması, toplumunun sürü gibi yönetildiğinin en somut kanıtıdır.
Öyle alanlar vardır ki sadece bulunmak bile size mutluluk verir. Bir obje ya da bir anı, belki bir koku sizi evinizde hissettirir.
Böyle alanlara kavuşmak çok zor değil. Sadece içinizden gelen sese kulak verin.
Uzmanlar der ki; sevginin ağırlığını en fazla hissettirdiği duygu güven, en az hissettirdiği ise korkudur.
Şöyle bir örnek verecek olursak, sevgiyi bir tahterevalliye benzetirsek ağırlık güven tarafında olduğu zaman korku, korku tarafında olduğu zaman da güven aşağıdadır.
Toplu kaydedilmeye gidilince bir yıl ara ile genelde birinci ayın biri olurdu çoğunun doğum tarihi. Hem basit hem de akılda kalandı “1“rakamı. Bu mesele de öyle bir mesele...
Çünkü nüfusu orta yaşın da çok ötesinde insanlardan kuruluydu.
Beldenin tek camisinden gün yoktu ki bir sela sesi duyulmasın…
Emeklilerin tercih ettiği bir yerleşimdi ve her ne sebeple ise çok kere kocalar ölüyor, ardında bıraktıkları üç kuruş emekli maaşı ile kadınlar ileri yaşlara kadar yaşıyorlardı.
Kışın görüntü terk edilmiş insanlar kasabası iken yazın çok daha başka oluyor, tatilcilerin gelmesi ile denizle alakasız bu insanlar adeta kalabalıkta kaybolup gidiyorlardı.
***
O sonradan, yani eşi emekli olup da buraya gelip yerleşenlerden değildi.
FELSEFENİN DİPSİZ KUYUSU VII b
Ulaştırır bizi yıldızlara
Katıksız gerçekleri şarkısında
Söylerken bir insan ölmek pahasına
Anlamını bulur o şarkı damarlarında atarken
Şarkım ne gelip geçici övgüler dizer
Ne de başkalarına ün katar
Yoksul ülkemin kök salmıştır toprağına
Orada her şeyin bittiği ve başladığı yerde
Söylerim o her zaman yiğit ve derin
Sonsuza dek yeni olacak şarkıyı.” Victor Hara
Adsız ülkem yedigül verenim
Kekik kokuyor dudakların
Hasır yataklarda gözlerin aydınlığım
Saçların sarmalıyor geceyi
Bu geceleri biliriz
Yılan uyumaz
At kişnemez
Çekirgeler susar
Bu yoldaşımın matemidir
Kanlı gömleği armut ağacında
Tüfeği gelin deresinde
Dost kayalıkta saklıdır
Nice firarimiz yatar burda
Henüz bıyığı terlememiş
Henüz göğsü uç vermemiş yoldaşlarım
Yağmur gibi savrulur
Özgürlük aşkına
Halkın kurtuluşu aşkına
Kanları akar
Gelin deresine
Hey gelin deresi
“Kafanı kaldırdığında gökyüzünü görüyor musun; işte orası senin memleketindir”; “Romanın malını eşeğe yüklemişler dolmamış, keyfini deveye yüklemişler almamış,” diyen -“öteki”nin de “öteki”si- Romanlar’dan söz etmek acıların tarihinde kulaç atmak gibidir.[2]
Kolay mı?
"Eee intikam neresinde, kızmışım, sinirlenmemek için bir süre onunla konuşmamışım" diyeceksiniz. Direk soruya geçeyim hemen; peki, o, size kızmış mıydı?..
Belki de kızmamış hatta alttan almaya çalışmıştır...
Peki, biz ne yaptık? Bizi seven birisiyle iletişimi kopardık. Kendimizden onu mahrum bıraktık! Bizim yanımızda mutlu olan kişiyle yani...
İşte bu “intikam alma duygusu” demek diye düşünüyorum.
Davranışımızın arka planında bu duygu gizli öyle değil mi?
Yani intikam denen bir duygu "bizi yönetiyor"
Peki, biz kimiz?
üst ulusal bir kimlikle bunu anayasal olarak uygulamasıdır. Bunun dışında çeşitli kelime oyunlarıyla üstün din ve ırkçılığa dayanan tüm siyasal yapılar, faşistlikten başka bir şey değildir. Türkiye devlet yönetiminin yaptığı gibi bizim Kürtlerle, Alevilerle, Ermenilerle, Yahudilerle, Rumlarla bir sorunumuz yok, hepsi bizim vatandaşımız derken, tüm insani haklarını yasaklayıp her on yılda fiziki ve psikolojik katliamı sürdürmesi, eşi benzeri görülmemiş bir faşizm türüdür. Artık insanlar bu gerçeği görüp ona göre tavır almalıdırlar.