özgürlük
Kurda Kuşa Yem Olmam Ben
Bu ne hâldir susuz kaldım
Kötü günler buldu beni
Boynu bükük üzgün kaldım
Ben heybeme dert doldurdum
Sürgünün oldum gidiyorum
Bir diyardan bir diyara
Savrulup gidiyorum
Yıllar oldu yorgunum ben
Yaşam yükü ağır bana
Umutlarımı parça parça
Düzen olmuş düşman bana
Şu yüreğim asla şaşmaz
Aydınlıktır, yolum benim
Zora karşın isyandayım
Tüm vicdanım rahat benim
Kurda kuşa yem olmam ben
Yola çıktım geliyorum
Yüreğimi yol eyledim
Yorulsam da yürüyorum
2019’a aşk ve özgürlük ısmarlamalı…
...
ÜTOPYALARIMIZI BİLEMELİ
Yaz bitti!
Yazla kışın dengede durduğu
Falcıların “Terazi” vakti olan Eylül,
Ekim’le “Akrep”leşti.
Sonra Kasım seslendi uzaktan
Kırgın, solgun ve yaralı…
Derken Aralık göründü
İki canlı.
Yeni yıla gebe.
O halde hazır olmalı:
Ütopyalarımızı bilemeli…
Adil Okay
ÇOCUKLUĞUM
ÇOCUKLUĞUM
Özgürleşme Zihinde Başlar
En yakınlarımızla bize ait bir yaşam alanımız olması için bir eve ihtiyaç duyarken ailemizdeki, sosyal çevremizdeki insanlar bizden “daha iyi” evlerde oturuyor diye borçlanıp tüm paramızı daha iyi tasarlanmış beton yığınlarına gömüyoruz. Kendimizi, işini kaybetmekten daha çok korkarak daha çok çalışmak zorunda olan insanlara dönüştürüyoruz. Hayatımızı kazanabilmek için çalışmaya ihtiyaç duyarken para kaynakları için çalışan gönüllü kölelere dönüşüyoruz. Tabi ki sadece kendimiz için çalışmıyoruz çocuklarımıza da iyi bir gelecek bırakmak istiyoruz.
Tartışılan Aslî Soru(n) Özgürlüktür[*]
15 Haziran 2016 tarihli, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2016/ 2498 nolu, Cumhuriyet Başsavcı Vekili İdris Kurt (34405) imzalı iddianamesiyle, “düşünce ve ifade özgürlüğü”nü savunduğum için yeniden ve bir kez daha karşınızdayım.
Siz bakmayın “iddianame”nin bizleri Türk Ceza Kanunu 220/ 8.1, 53. maddelerinden “Örgütün veya Amacının Propagandasını Yapma Suçlaması”yla yargılamaya kalkışmasına!
Yağmur Tanesi
Gözlerinde mutluluğun eksikliği
Hüzün olmuş bakışlarında,
Duygular ayaklandırmış umutları!
Ondandır günlerin nefessiz kalışı..
Oysa mavi gözlerin,
İmgesiydi özgürlüğün!
Sensizliğin siluetine kazınırken hasret!
Kirpiğime oturmuş,
Özlemlerde aradım seni
Ey Özgürlük...
Gözlerim;
Bir ışık yolu oldu uzandı mavi denize
Uzaklaşan dalgalarda seyrettim
Yakamozlar içinde ayak izlerimi..
Bir gün bir yağmur tanesi gibi
Bulutlardan düşeceğim!
Melankoli mi Öfke mi?[1]
ve yeni bir söz söylemek,
insanların en korktuğu şeylerdir.”[2]
NAZIM’I ANLATMAK
NAZIM’I ANLATMAK
Denizin dibindeki alabalığın
Yüzgeçlerine takılmak gibi,
Bir şey Nazım’ı anlatmak.
Özgürlüğe kulaç atmak,
Kara parçalarının gözükmediği
Denizin ortasından,
Umutlarını avuçlarına alıp,
Şafak sökmeden önce karaya ulaşmak ve
1961 yazı ortalarındaki
Küba’nın resmini Çizmek gibi,
Bir şey Nazım’ı anlatmak.
Hiroşima’da önce saçları yanan
Kız çocuğunun sonra bedeni yanarken,
Şeker yemeyi düşlediği gibi,
Bir şey Nazım’ı anlatmak.






