Alevilere, Kürtlere, Sosyalist ve Demokratlara Çağrı
Bunun tarihteki en büyük örneğini, dünya imparatorluğu olduğu iddia edilen Osmanlı'nın, Birinci Dünya Savaşı’nda nasıl mezara gömüldüğü kanıtıdır.
Bunun tarihteki en büyük örneğini, dünya imparatorluğu olduğu iddia edilen Osmanlı'nın, Birinci Dünya Savaşı’nda nasıl mezara gömüldüğü kanıtıdır.
resim yapmanın sırrı sadeliktir.
Hayat sadeliğiyle derindir.”[1]
Edgar Degas’nın ifadesiyle, “Sanat sizin gördüğünüz değil, başkalarının görmesini sağladığınız şey”ken; sanatla uğraşmak için derdiniz, amacınız, hayaliniz olmalı. Bunlar olmadan kimse sanatçı olamaz; resim çizemez, şiir yazamaz, film çekemez, vd’leri...
Ya da hayatı bir sanat hâline getirerek sanatçı olunur…
Başka türlüsü mümkün değildir; olamaz da…
Kadir Can Aydemir
ADİL OKAY AŞK VE EDEBİYAT
Bu yazıda -ki eğer şimdiye kadar okumadıysanız- tanıtımını yaparak okumanızı önereceğim kişi, şair-yazar-fotoğrafçı Adil Okay’dır. Çünkü yazar, sık sayılabilecek ürün verme kapasitesi nedeniyle genel bir değerlendirmeyi hak etmektedir.
I.1) Öncesiyle Darbe
I.2) Önemli Bir Hatırlatma
I.3) Salvador Allende
I.4) Darbe Sonrası
Iı. Ayrım: Güncel Durum
Iı.1) Kirli Çamaşırlar Ya Da Hesaplaşma
Iı.2) Azocar Sonrası
Iıı. Ayrım: İşçiler, Yerliler, Gençler
Iıı.1) Başkaldıran Şili
şu akıllıların yol açtığı
duruma bak!”[2]
Bu buluşmada “yol”dan söz edelim, demişsiniz; hangisi olursa, nasıl olursa, nereye giderse, “yol” konuşalım.
Neden olmasın?
Umut her ne kadar soyut kavrammış gibi düşünülse de kişinin kültür ve bilincine göre somutlukta taşır. İnsan doğasına göre bunun tarifini yapmak gerekirse, doğal duygusal tepkimelerin hepsini içinde barındıran üst yaşam sevinci olarak ifade edilebilir.
Gölgelerin sırtında derin bir yara
Yitik sözlerin terkisinde donuk yüzün
Gözlerin… Gözlerin sırların kıyısına çekilirken
Değerken gözyaşıma soğudu dudakların
İşte nefesime çömeldi yalnızlığım
Üşüyorum
Biliyorum anılarımın ömrü kadarım
Üşüyorum
İnsan, her şeye görmekle başladı. Kolay mı? Görebilmek belki de beş duyunun en anlamlısıydı.
Elbette bakmakla görmek arasında, kesin bir fark vardır. John Berger’ın, “Belli bir anı ve onun sonsuzluğunu yakalayan kendiliğinden bir dürtüdür,” notunu düştüğü fotoğraf bir dildir; bir anın sonsuzluğa taşınmasıdır.
“Deve bayıltan sıcakları” şeklinde bir sıcaklık tanımı var mıdır?
O sabah evden çıktığımda, insanı ikinci adımda terleten, beşinci adımında bunaltan sıcağı böyle tanımladım. Hatta tanımlamakla kalmadım, Meteoroloji Genel Müdürlüğü’ne bu tanımın kullanılması ricasını ileteceğim mektubu kafamda tasarladım. (…) Kendi kendime güldüm” (Ket, S. 41)
AFFET
İçim şu an bomboş!
Yazmalı mıyım ya da hiç yazmamalı mıyım? Duvarların, kapıların boşluğunda gidip gelen çığlıklar anaforunda suskunlaşıyor günlerimiz.
Biz
Siz
Onlar
Susuyorlar!