Oğlum Evlenin!..
Takmazdık, duymazdan gelirdik hep onları. “Başka işiniz mi yok sizin!” derdik hep birlikte, ağız birliği edercesine.
Takmazdık, duymazdan gelirdik hep onları. “Başka işiniz mi yok sizin!” derdik hep birlikte, ağız birliği edercesine.
Kolay mı?
T.“C”yi sembolize eden Çankaya’yı bile doğrudan etkileyen bir soru(n)dur söz konusu olan!
“Nasıl” mı?
1921 yılında Çankaya’da tepenin yamacında bulunan bağ evinin ilk sahibi, 1915 tehciri sırasında Ankara’dan ayrılmak zorunda kalan Ermeni Kasapyan ailesiydi!
El koyarken yok eden soykırım, “unutuluşa” mahkûm edilirken; Gabriel García Márquez’in, ‘Anlatmak İçin Yaşamak’ başlıklı yapıtındaki dediği gibi: “Hayat, insanın yaşadığı değildir; aslolan, hatırladığı ve anlatmak için nasıl hatırladığıdır.”[3]
......
İkimiz de sustuk. Dışarısı daha da ilginçti. Hava bulutlu. Pencereme ilk damla düştü; sekti, camda küçük bir iz bıraktı. Gözüme bir hayvanın silüeti ilişti; it mi, kurt mu çıkaramadım. Gökyüzü kanarcasına çizildi. Onu cehennemi bir gürültü izledi. Sarsılır gibi olduk. Hışırtıyla inen yağmur dışarıyı görünmez kıldı. Sonra aniden kesiliverdi.
İlk iki kitabında olduğu gibi kısa sürede çok kazanmayı hedefleyenleri, müşterisine evine gelmiş bir konuk gibi davranmayan müesseseleri ve derdi popülerlik olanları eleyip sadece dürüstçe işini yapmaya uğraşan lokantaları anlatıyor Altın.
Kalanları korumak için...
IŞİD canilerinin Paris’te gerçekleştirdiği saldırılar, parçaları Ankara’da savrulan yüreğimizi bir kez daha kavurdu. Ölülerinizi, ölülerimizin yanıbaşına, yüreğimize gömdük.
Bugün burada suçüstü yakalanmış bir telaşla, terörün İslâm’la ilişkisi olmadığından dem vuracak değiliz.
Hayır, hiçbir tarihsel ya da aktüel gerekçe, kendi hâllerinde, sıradan insanların kitlesel biçimde vahşice katledilmesini aklayamaz, mazur gösteremez...
Dilimin Ucunda Çınlıyor, "biriktirme" hastası bir baba ve "atma" hastası bir annenin kızı olarak Barbie ve onun sevgilisi Ken'den nefret ederek büyümüş bir kadının yaşamını anlatıyor. Üniversitede tercih kurbanı olarak mühendislik okumaya başlayan, bir yandan da fotoğrafçılık kulübüne üye olup okulda tüm zamanını bu kulüpte geçiren genç bir kadın... Eski dergi ve gazetelerden reklam sayfaları topluyor ve bunları biriktiriyor, düğün, sünnet nişan derken rock gruplarının fotoğrafçılığına başlıyor. İlk kez âşık oluyor ama görünen o ki yanlış adama...
Aprelin axrıydı, son günləriydi.
Hava isti idi, səma tərtəmiz.
Günəş göydən yerə od ələyirdi
Kədərdən xəbərsiz, qəmdən xəbərsiz.
Mən isə bu zaman tərimi silib
Yolda deyinirdim: “Ürək dayanır.
Elə bil göylə yer baş-başa verib,
Göy kimi od tutub yerlər də yanır”.
Hər tərəf yaşıllıq. Yollar boyunca,
Gör ağcaqayınlar necə əkilib.
Onların altında otrub doyunca,
Kölgəsində neçə yolçu dincəlib.
Her gittiğiniz yerde iki veya üç yıl, bazen bir, bazen de beş yıl kalabiliyorsunuz. Bölgeye göre değişiyordu kalacakları bu süreler.
O sene Naci ve Ayşegül’ün tayinleri Güneydoğu’ya çıktı. Daha önce hep büyük şehirlerde çalışmışlardı. Özgürlük ve modern hayattan uzak, dışa kapalı küçük bir şehre nasıl ayak uyduracak, nasıl yaşayacaklardı bilemiyorlardı. Bambaşka, gizemli bir dünyaydı Güneydoğu onlar için.
en incelikli müziği.”[1]
Thomas Carlyle’ın, “Gülmesini bilmeyen bir insan yalnız ihanet etmekle kalmaz, kendi hayatı bile bir ihanettir”...
Victor Borge’un, “Gülümseme iki insan arasındaki en kısa mesafedir”...
Stanislaw Jazek’in, “Bana bir toplumun neye güldüğünü söyle sana ne için adam vurabileceklerini söyleyeyim”...
George Santayana’nın, “İnsanın tek gerçek özsaygısı kendisiyle dalga geçme yeteneğine sahip olmasından gelir”...
Edith Piaf’ın, “Gülmek ve sevmek ısmarlama olmuyor”…[2]
diktatör özlemiyle yanıp tutuşur.”[1]
Geçtiğimiz günlerde, sosyal medyada 22 yaşında “gizli tanık” ifadesiyle müebbet hapis cezasına çarptırılan ve cezası Yargıtay tarafından onaylanan Gülsüm Koç’a dikkat çekmek üzere bir mesaj paylaşmıştım. Aktroll’lerden biri ikiletmeden atladı: “Kadın kadın olaydı her şeye burnunu sokmaz edepli kadın olurdu demekki bir bok yediki...” (İmla ve ifade bozuklukları aktroll’e aittir.)