B Harfi Yazım Kılavuzu
|
baba |
|
baba |
Haziran üşüdü
Gezi’de
Taksim’de
Ağaçlar sökülürken
Yapraklar sararırdı
Mevsim
Ölümle kırıştırırken
İsyan bayrağı
Göklere doğru
Yükseldi
İstanbul duy beni
Kara bulutlar sardı her yeri
Devletin sıktığı kurşunu hâlen içimde
Artık yaralı bir çocuğum bundan böyle
Yüreğim kan akıyor, ölüm bırakmıyor beni
Bu devlet Mustafa Suphi’yi Karadeniz’de boğdurmuş bir devlettir. Bu devlet birinci meclisinde kendi milletvekili Kürt Hasan Hayri’ye Avrupa’ya şirin görünmek için mecliste Kürtçe konuşturmuş sonra dava edip asmış bir devlettir.
Topal Osman çeteleri ve tümenleri ile Koçgiri’ye acımasızca saldırmış, katletmiş, yakmış ve yıkmış bir devlettir. Şeyh Said’i ve kırk yedi arkadaşını aynı gün Amed’te asmış bir devlettir. Bu devlet Ağrı Zilan katliamları yapmış bir devlettir.
İstanbul, İstanbul olalı böyle yığınsal bir eylem görmedi.
Bu öylesine bir kederdir ki, belki de Türkiyeli devrimcilerin en berbat yanıdır. Yiğittir benim ülkemin devrimcisi, mert ölür ama gelin görün ki, en liberal devrimci örgütü dahi kendi içinde bir “gizli düşman yaratır” ve onu yalnızlıkla cezalandırır. Koparır mücadelesinden.
Onların kaderlerini görünce, vay anam vay der insan!
Çoklar o kadar çoklar ki, her biri maddenin en değerli damarı gibidir.
Mevsimler devrildi. Bahara girdiğimiz bu günlerde Berkin’imiz derin uykusundan uyanır derken, sen çekip gittin be çocuk.
Asılı kalan bu kritik sorunun gölgesinde, yaşadığımız coğrafyadaki öykü eleştirisinin geçmişine baktığımızda, üç nokta arasında titreştiğini görürüz:
- Öykünün de dâhil olduğu edebiyat eleştirisinin, “ulusal dil anlayışının yerleşmesi” adına anlatım bozukluklarına, yazım yanlışlarına hapsedilmiş “güdük” bir dil eleştirisine mahkûm bırakılması
- “Öykü kişilerinin hiç konuşmaması ya da çok az konuşması”nın eleştirilmesi (Semih Gümüş, ‘Genç Öykücülerin Ağzını Bıçak Açmıyor’, Adam Öykü, Sayı: 18)