Ahlâki Çürümüşlük ve Toplumsal Yok Oluş

Cemal Zöngür kullanıcısının resmi
Gelinen aşamada her türlü çürüme ve ahlâksızlıktan herkes dem vururken, ben veya biz neden, nasıl çürüdük?

Devlet, toplum ve birey olarak bu bataklıktan nasıl kurtuluruz demek yerine, hiçbir şey yokmuş gibi yozlaşmayı sürdürmek, toplum olarak insani duygu, düşünce, namus ve ahlâk tamamen ölmüş demektir. Bu da kurtarıcının başka toplumlar tarafından gerçekleşmesi anlamına geliyor. Daha açık ifadeyle, “Hırsızın her konuşmasında doğruluktan bahsetmesi. Tecavüzcünün en çok namustan bahsetmesi. Ve mahalle yanarken orospunun ayna karşısında saçını taramasındaki ahlâksızlığın ta kendisidir’’. Kimse incinip gocunmasın, Türkiye devleti ve toplumunun geldiği noktayı çok güzel tanımlıyor bu örnekler. Halbuki dünyada toprak, su, insani duygu, ahlâk, düşünce çürüyüp yozlaştığında, kolay kolay geri dönüşümü mümkün olmayan yok oluştur bu durum. İşte Türkiye bu aşamaya çoktan gelmiş bulunuyor. İnsanlık tarihine daha yakından baktığımızda, hangi duygu, düşünce, inanç, din, kültür ve araçlarla, bu noktaya gelindiği daha net anlaşılıyor.
 
İnsan denen canlının ahlaki kültür temeli mö 65 bin yıllarından itibaren Çok Tanrılı, (Poloteist) Tek Tanrılı, (Monoteist) Çift Tanrılı, (Düalist) ve Kapitalist Seküler düşünceler tarafından oluşturuldu. Bu düşünceler içerisinde hangisinin egoist, maddi görgüsüzlüğü yücelttiği derince incelenip anlaşılmadan, kimin ahlâklı, ahlâksız olduğu asla anlaşılamaz.
 
Etik (Ahlâk) kural ve mantıktan uzak, ağırlıklı olarak metafizik duygu, düşünceye dayanan ahlâk yapıları, her zaman ahlâksızlığa en çok meyilli olanlardır. Çünkü insanlar gerçek bilim ve ahlâk kuralları yerine, doğuştan var olan süperegoist hayvani güdülerdeki doyumsuzluk, bencillik, kıskançlık, kariyer ve kompleks doğrultusunda eğitilmektedirler. İstisna birey ve toplulukların dışında, mevcut devletler insanları sıralanan hayvani özelliklere göre eğittiklerinden, toplumların çoğunluğunda ahlâksızlık hat safhaya ulaştı. Bitkisel ve hayvan karakterli insanlarsa, devlete hâkim olan bu art niyetli anlayışların arkasından gitmeyi, büyük bir inanç, vatan severlik ve kurutuluş görmekteler. Esas incelenmesi gereken nokta; birey ve toplulukları eğiten, yöneten devletlerin nelere, nasıl tapındıkları ve bunları, yüce değerler olarak insanlara nasıl empoze ettiklerine bakmak gerekir. Bu çerçeveden hareketle, ahlâk felsefesinin toplum düşüncelerinde nasıl kavramsallaştırıldığı derince incelendiğinde, daha net bilgi sahibi oluyoruz.
 
Tüm dünya insanlığında büyük bir ahlaksal yozlaşma ve yok oluş hızla gerçekleştiğine göre, asırlar önce filozofların belirttiği gibi, insanlar biyolojik olarak yaşasalar dahi etik olarak ölüdürler. Filozofların belirttiği bu toplumsal ahlaki ölümün temel kaynakları, dini ve siyasi çoğu düşüncelerin her şeyin tanrı vergisi adıyla, maddiyata yüksek derecede düşkünlük, doyumsuzluk ve çıkarcı bakmanın bir sonucudur.
 
Dinin bağnaz kurallarının hem etkin olduğu hem de çarpık şekilde inandırıldığı Türkiye ve Müslüman ülkelerde ise bu durum, tartışma götürmeyecek kadar daha derin ve düzelme ihtimali çok zor olan bir aşamadadır. Türkiye ve Müslüman ülkelerin ahlaki yok oluşunu, komplekse ve duyguya yer vermeden, siyasi düşünceler üstü bakış açısıyla analiz etmek, büyük bir önem arz ediyor.
 
Birey ve toplumların özellikle yazıyla başlayan düşünsel karakter, ahlâk yapıları, Kral Tanrılar ve Tek Tanrıcı Dinler tarafından şekillendirildi. Bunlardan önce yazı ve eğitimin henüz icat edilmediği Çok Tanrılı ve Ana Tanrıça döneminde, insanlar ilkel tarımın dışında sistemli düşünemedikleri için, karakter yapılarını çok fazla tartışma yapamıyoruz. Ahlâk ve adalet konusunda eleştirilip yerden yere vurulması gereken düşünceler, tek tanrıcı dinler, kapitalist seküler, laikçi ve bunlara bilgisizce inananlardır. Tüm bu anlayışları yüceltenlerse, hayvan karakterli ve sorgusuzca arkasından giden bitkisel köle karakterli insanlardır. Bu düşüncenin doğruluğunu, insanlık tarihinin özetinden daha net öğrenebiliyoruz.
 
İnsanın ilk karakter yapısı Çok Tanrılı Dinler döneminde, henüz karakter denemeyecek kadar her şey belirsiz ve bir sistematiğe sahip değildi. Yazının icadı, eğitimin gerçekleştiği Kral Tanrılar ve Tek Tanrılı dinlerle, kölecilik başta olmak üzere soy üstünlüğü, kadının eksik yaratıldığı, sınırsız servetin tanrı tarafından nasip edildiği mantığı, kutsal kitaplı inançlarca en büyük kutsal sömürü ve kazanç araçları oldu. İlerleyen süreçlerde bu mantık, modern kapitalist burjuva sınıfı ve sol düşünceler tarafından da sekülerlik adı altında daha da geliştirilip yaşatıldı. İfade ettiğim gibi kapitalist ve dinci yapıların bu düşüncelerinin ana fikri, Metafizik ahlâk felsefesidir.
 
Tanrı, din, seküler devşirmeciliği mükemmel şekilde kullanan sözde demokrat Avrupa vb. toplumlarsa, Ahlâk ve adaleti hiçbir zaman gerçek anlamda tam olarak geliştirip uygulamadılar. Her şeyi bilinçli olarak yarım ve sakat işlettiler. Bu yüzden 21. Yüzyılda insan topluluklarının geleceği, büyük bir talan ve umutsuzluğa sürüklendi. Türkiye gibi Müslüman ülkelerse yaşadıklarından en ufak ders çıkarmayıp, ukalalıkta sınır tanımamaları neticesinde, bataklık içerisinde mutlu, mesut yaşadıklarına inandıkları için, ahlâk çöküntüsünü daha da derinleşti. Makaleyi güncel, can alıcı birkaç örnekle noktalamaya çalışırsak.
 
Örneğin Türkiye gibi ülkelerde dindar, sermayeci, solcu, demokrat, liberal, Alevilere kadar toplumun büyük çoğunluğu, her şeyin en iyisini kendilerinin düşündüğüne inanan ukalalıkta ısrar etmeleri yüzünden, ahlaki ölçülerden giderek hep uzaklaştılar. Oysa böyle derin ahlaki ölçüsüzlüğe sahip birey ve toplumlar, genelde kendi dil, kültür değerlerinden uzak, sürekli başkalarının kültür ve siyasal teoremleriyle yaşadıklarından hiçbir zaman özlerine sahip olamadılar. Bu da daha fazla dejenerasyona yol açmıştır. İbni Sina, Aritoteles, Research Article ve Augustinus gibi felsefeciler, insanın üç farklı karaktere sahip olduğunu belirtmişlerdir.  
 
İnsanlardaki üç farklı karakter yapısı:
1-Bitkisel karaktere sahip insanlar.
2-Hayvani karaktere sahip insanlar.
3-Ahlaki karaktere sahip insanlar.
 
İnsan karakteri üzerine inceleme yapan felsefeciler, topluluklar içerisinde en bencil, yıkıcı, her şeye sınırsızca sahip olmak isteyenler, hayvan karakterli olanlardır der. Her türlü kullanılmaya müsait olanlarsa, bitkisel karakterlilerdir. Akılcı ve ahlaki düşünenlerse, insani karakterli olanlardır. İnsani karakterliler her toplumda azınlık dahi sayılamayacak nicelikte olduklarından, birey ve toplulukları yönlendirmede etkisizdirler. Bundan faydalanan devletler, insanları din ve maddi doyumsuzluk üzerine eğitip, buna paralel ahlâk sahibi yapılmaları neticesinde, sanki bundan başka ahlâk yokmuş algısını oluşturup, toplumun bilincine oturtulmuştur. Halbuki maddiyata sınırsızca sahip olmak ve sınırsızca yaşamak isteyen her kişi, toplum hayvan karakterlidir. Bunun başka bir tarifi yok. Bu yüzden kimse ahlâksızlığı başka nedenlerde ve başka yerde aramamalı.
Cemal Zöngür
 
Kaynaklar:
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/149816
 
Felsefeci Augustinus
İnsan şu üç karakteristik özellikle yaşamını devam ettirir.
 
Ontolojik (Varlık)
Epistemolojik (Bilgi)
Etik (Ahlak)
Alaeddin Şenel- Kemirgenlerden Sömürgenlere İnsanlık Tarihi. Sayfa 724 Aristoteles’, insan karakterini üçe ayırır.
 Bitkisel karakterli insanlar.
Hayvan karakterli insanlar
Akıl yüklü karaktere sahip insanlar.
https://chat.deepseek.com/a/chat/s/d9bd9a74-4327-4397-88d2-ee6e9cf08aac
Bitki, Hayvan ve Akıl karakterli insan:
Bu ayrım, İbn-i Sina (Avicenna) tarafından yapılmıştır. İbn-i Sina, insanları "bitkisel (nebâtî), hayvansal (hayvânî) ve akıllı (insânî)" özelliklerine göre sınıflandırmıştır.
Detaylı Açıklama:
1. Bitkisel (Nebâtî) Güçler: Beslenme, büyüme ve üreme gibi temel fonksiyonlar.
2.Hayvansal (Hayvânî) Güçler: Hareket, duyusal algı ve tepkisel davranışlar.
3.Akıllı (İnsânî/Nâtık) Güç: Düşünme, mantık yürütme ve soyut kavramları anlama yeteneği.
İbn-i Sina'ya göre insan, bu üç seviyenin hepsine sahip olmakla birlikte, akıl (nâtık ruh) sayesinde diğer varlıklardan ayrılır. Bu yaklaşım, onun psikoloji ve metafizik alanındaki çalışmalarında öne çıkar.
Kaynak: İbn-i Sina'nın "eş-Şifâ" ve "el-Kanun fi't-Tıbb" gibi eserlerinde bu konu detaylı işlenmiştir.
 
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/149816
 
Araştırma Makalesi
Taşkıner KETENCİ - Metin TOPUZ
Aristoteles ve Augustinus’un İnsan Anlayışları Üzerine Özet Bu çalışmada bir Antikçağ filozofu olarak Aristoteles ve Ortaçağ’ın hemen başında yer alan Augustinus’un insan anlayışlarının ele alınması amaçlanmaktadır. Bu iki düşünürün insan anlayışları arasındaki farklılığının yol açtığı etkilerin serimlenmesi bu çalışmanın ana eksenini oluşturmaktadır. İnsan varlığına dayalı bilgisel bir insan anlayışı oluşturarak felsefe yapmak ile hazırda bulunan mevcut bir insan anlayışına dayanarak felsefe yapmak arasındaki farktır bu. Bu iki perspektif arasındaki fark, insanı Aristoteles’in yaptığı gibi “insan nedir?” sorusundan hareketle değerlendirmek ile Augustinus’un yaptığı gibi “insanın ne olduğu Hıristiyanlık tarafından anlatılmıştır” ya da bu konuda “İncil, tek ve yeterli kaynaktır” anlayışından hareketle değerlendirmek arasındaki fark ile dile getirilmektedir.
                                                  

Kategori: 

Yorumlar

Aydın Can kullanıcısının resmi

Aydın Can (doğrulanmadı) tarafından tarihinde gönderildi

Eline sağlık hocam. Günümüz ortamını iyi tespit edip yazmışsınız.
Çürüyen bir insan ilişkileri içinde sağlam bir insan kalmak çok zor.
Çürük bir zemine sağlam bir yapı, yönetim nasıl inşa edebiliriz?

Hapishane Edebiyatı

Ümüş Eylül Dergisinin 54. Sayısı Çıktı
Tekirdağ Cezaevi tutsaklarınca elle yazılıp mektuplarla dağıtılan Ümüş Eylül Kültür-Sanat dergisinin Ocak-Şubat-Mart 2025 tarihli 54. sayısı...
Ümüş Eylül Dergisinin 53. Sayısı Yayınla...
Tekirdağ Cezaevi tutsaklarınca elle yazılıp mektuplarla dağıtılan  Ümüş Eylül Kültür-Sanat dergisinin Ekim-Kasım-Aralık 2024 tarihli 53. sayısı...
Düşünsel özgürlüğün Sınırsız Kütüphanesi...
Görülmüştür Kolektifi, Redfotoğraf grubu ve Karşı Sanat, “içerdekilerle dışardakileri buluşturan” ortak bir sergiye daha imza atıyor. Fotoğrafçılar,...

Konuk Yazarlar

MİRİNA DERWÊŞ/ Yılmaz ELAGÖZ
Derwêş , li ser nivînê xwe  razabû. Lihêfek kevn û bipîne li ser wî bû.  Linghên xwe   kişandibûn ber bi zikê xwe ve û destên...
Turist Tavuk mu Kaz mı? Erhan Tığlı
Kazıklarımız buradan oraya yol olur, yollarımızda trafik canavarı bol olur. Acılı kebaplarımızla karnını, acıklı şarkılarla kafasını şişiririz; halis...
Kaç Can Hakkı Olmalı İnsanın? Veli Erdem
                                         ...