Gerçekten Biz İnsan mıyız? -10-
Kaderciliğin İnsanlığı Bitirişi
Kadercilik (Fatalizm): Bilgisiz, çaresiz, düşünce ve sorgulama yeteneği gelişmemiş, mantık dışı hayal ve söylencelerle kendini oyalamaktır.
Kaderciliğin İnsanlığı Bitirişi
Kadercilik (Fatalizm): Bilgisiz, çaresiz, düşünce ve sorgulama yeteneği gelişmemiş, mantık dışı hayal ve söylencelerle kendini oyalamaktır.
seslenmeyen yazar
mutsuz ve çaresiz bir yazardır.”[1]
Rainer Maria Rilke, “Yazmadan, yaşamayı becerebileceğini sanıyorsan, yazma!” derken; yazmanın ne demek veya ne kadar önemli olduğunun altını çizer…
İnsanı Kötülüğe Sürükleyen Esas Etkenler
Evrensel ölçülerde özgür düşünme ve sorgulama imkanı olmayan her birey kötülüğe daha yakın, insanlığa tamamen uzak demektir. Bütün bunların sorumlusu ise devlet ve dinlerdir. Çünkü devlet ve dinler, bireyleri her zaman kolayca kontrol edip yönlendireceği basit seviyede eğitirler. Çoğu devletler, kendi belirlediği yaşam ve düşünce seviyenin üstüne, insanların çıkmasına asla fırsat tanınmamışlardır. Bu da bilgisiz, bilinçsiz, içgüdüsel, cinsel dürtü, paranın esiri, mesleki bilgi ve duyduklarıyla düşünerek düşük zekayla yaşamaktır.
Not: Bu araştırma yazısı "Kebikeç" adlı hakemli dergide yayınlanmıştı. Güncellenmiş halini yeniden paylaşıyorum.
Mektup nedir... Tarihteki ve edebiyattaki yeri nedir... Görülmüştür damgalı mektuplar... İllegal mektuplar...
Demokratik olmayan devletlerde, özerk devlet üstü denetleme ve yargılama kurumu olmadığı sürece, iktidara gelen her siyasi yapı, devleti kutsallaştırarak mutlaka hırsızlık yapar. Onun için sürekli insanlar ya gerçek demokrasi; veya herkesi sorgulayacak devlet üstü özerk bir hukuk diye bağırmaktadırlar.
görünmeyen değişmiyor.”[2]
Felsefeci ve Hümanist Aydınlar, ticaretin bu şekilde hiçbir sınır tanımadan sürdürülmesi durumunda, insanlığa büyük zarar vereceği endişesiyle, evrensel ticari ilkelerin oluşmasına öncülük ederek, bir noktaya kadar başarılı oldukları söylenebilir.
Ekonomi ve Ticaretin İnsanı Ahlaksızlaştırması
Yılgın türküler söylemek de
Çünkü yürüyor umudun ordusu
Umutsuzluğu kurşuna dizerek”[2]
Friedrich Engels’in, “Bir sınıf olarak burjuvazinin de zorbalığıyla yüz yüze gelirler; burjuvazi onları insan olarak değil nesne olarak görür; insani varlık olarak değil ‘emek’ ya da ‘el’ olarak görür,”[3] diye betimlediği; dünyanın lanetlilerinin kurtarıcısı proletaryaya dair çok şey söylendi, söyleniyor da; ancak bunlardan en önemlisi, “Mülksüzleştirenler mülksüzleştirilirler,”[4] biçiminde formüle edilen misyonudur.
Entegrasyon ve sentezleme, pozitif bilimsel ilkelerle somut değerlere dayanarak gerçekleşir. Hem İslam hem Avrupalı gibi görünüp ikisi arasında kalmak, soysuzlaşarak nihilizme gidiştir.
yapamayacağını düşünen yapamaz.
Bu değişmez ve tartışılmaz bir kuraldır.”[1]
William Butler Yeats’in, “Her şey tepetaklak, merkez tutunamıyor/ Mutlak anarşi kaplamış yeryüzünü/ Basıyor her yanı kana bulanmış sular/ Ve her yerde masumiyetin defin töreni var/ İyilerin kalmamış hiç itikadı/ Kötülerse en yoğun tutkularla dolu/ Ama bu noktaya nasıl oldu da geldik?/ Ve bu gidiş nereye?” dizeleri bugün(ümüz)ü çarpıcı biçimde anlatır.