Türkiye'de Kamu Yöneticilerinin Karakter Yapısı
Oturmuş bir devlet düzeninde ideolojik kalmak adamcılık, yolsuzluk, ayrımcılık, ötekileştirme, zıtlaşma, kıskançlık, çatışma ve yalancılık demektir.
Oturmuş bir devlet düzeninde ideolojik kalmak adamcılık, yolsuzluk, ayrımcılık, ötekileştirme, zıtlaşma, kıskançlık, çatışma ve yalancılık demektir.
Edebiyat her dönem toplumsal altüst oluşlarda tanıklık yaparak, dolaylı da olsa tarihe not düşmüş ve “kamunun vicdanı” olmuştur. 12 Eylül de bir toplumsal alt üst oluştur. İlk on yıl, yani 1980-1990 arası yüz binlerce insan zarar görmüştür. Sağ kalanlar da yaşayan ölü haline getirilmiştir. Bu mezalimin edebiyata yansımaması mümkün değildir. Ancak ne ölçüde, nasıl ve hangi estetik boyutlarda yansımıştır? Konuyu irdeleyebilmek için kısaca 80 öncesi edebiyatın durumuna göz atmakta yarar var: O dönemde dünyada ‘sosyalist gerçekçi’ akımın prestiji oldukça fazlaydı.
yetmişbin dev işçim kalktı yürüdü.
kokuşmuş düzene sahip çıkanın
alnın çatına baktı yürüdü yürüdü yürüdü.”[1]
Karl Marx ile Friedrich Engels’in, “Gerçek hareketin her adımı, bir düzine programdan daha önemlidir,”[2] saptamasıyla betimlenen 15-16 Haziran 1970 işçi sınıfınındır; öğreten tarihimizdir hâlâ ve her zaman.
Okuyarak onun da gönlünü hoş tutmak istiyordu. İnanıyor ve biliyordu ki kendisi okursa annesi mezarında çok rahat uyuyacaktı.
Demek ki metafizikçi felseciler, her şeyi biliyorlardı, çıkarları için görmezlikten geldiler. Bu makalede insanlığın hayvani karakterle yaşamasına katkı sunan, idealist metafizikçi felsefecileri ve işbirlikçilerini deşifre etmeye çalışacağız.
Hayat emekçisi
Yaşanmış acıların şahidi
Dünün ve bugünün vefa dolu insanı Ali dayım.
Gülüşlerinde sakladığı gözyaşlarını yüreğine akıtan Ali dayım
Binlerce kurşun sıkılmış tarihine
Kerbela torunuydu.
Zulmün karanlığında hayata tutunmuş
İnsanlığa dargın
gözlerinde kanlı bir tarihin yas tutmuş bakışları
Parmaklarında kahır dolu bir sigara
savrulan dumanında yakılmış mazisinin soğumamış külleri…
Ali dayım!
Gülen gözlerinde gizlice ağlayan gözbebekleri
çocukken ağlatılmış mutluluklarının hıçkırıkları
Sana insanca bakmayana, senin ona insan gözüyle bakman, onu cesaretlendirirken senin korkaklığını ifade eder.
Yeniden küllerinden doğmalı
Onun için sabahlamalı ve
ona uyanmalı
doğan güneş ne?
giden gün nedir?
o yoksa bu kısırdöngü kemirir
neden bu kadar kalabalık sokaklar
o yetmez mi bir başına hepimize
gözleri yetmez mi?
Sulamaz mı yüreğimizi
Beslemez mi aç duygularımızı
o ağlatır zaten hepimizi
o yeter bize.
Bizi boş ver sen
Gel…
İnsan her mevsim aşık olmalı
Yeni bir tele dokunur gibi
Yeni bir sese kulak verir gibi
Geç tüm benzetmeleri
Gözleri yetmez mi?
Adil Okay
KINA HAZIRLAMIŞ UĞUR’UN ANASI
“Uğur Özkan şahsında Suruç katliamında hayatını kaybeden 33 düş yolcusunun anısına.”
Kına hazırlamış Uğur’un anası. Niye ki? Böyle bir gelenek mi var acaba? Birazdan toprağa verilecek oğlu. O, elinde kına tepsisi, öylece uzaklara bakıyor. Şok geçirmiştir muhtemelen. Kolay mı evlat acısına katlanmak?
Ne kadar çok insan gelmiş.
Hani derler ya , “İğne atsan yere düşmez”. İşte öyle.
Sıcak. Toz. Toprak.