Militan, İdamlık, Sürgün: Abdülkadir Konuk[*]
Öyle vasiyet etmiş: Küllerini, dostları Hollanda kıyılarından Kuzey Denizi’ne serpmişler. Sulara karışmış…
Öyle vasiyet etmiş: Küllerini, dostları Hollanda kıyılarından Kuzey Denizi’ne serpmişler. Sulara karışmış…
1977, 16 Haziran ayının gece saat 03.00 de sarı saçlı mavi gözleri ve gülen yüzü ile hayata gözlerini yuman Ali Haydar Türkmen'i kardeşi olarak dizelerimle anlatmaya çalışıp sizlerle paylaşmak istedim.
Şenkaya’nın Kürkçü Köyü'nde
Benden iki yıl önce
Babamın yaşayan 4'üncü çocuğu
Olarak doğmuşsun...
Hangi ara büyüdü korkusuz yüreğin
Sığmaz oldu kafesine
Aldın başını gittin
Girdin Halkın hizmetine be abi
Aynı evde oturur
Birlikte okur, birlikte düşünür
Aynı sevinçleri yaşar
Aynı üzüntüleri paylaşırdık.
infazlar mevsimi ilkbahardı
mor bulutlara tutunmuş
şahinler ağladı
hani sığ suların öfkesinde
coşkulu bir direnmeydik biz
savrulamazdık örgütsüz aşklara
demem o ki sana
düşlerin kuşatıldığı an
ölümden beterdir yaşanan
bırakma kendini öyle bezgin
çık sokaklara bağır
uyanmaz gibi görünen
uyandıkça düşmanı kahreden
emeği uyandır
deli yel esmekteydi
kaybolmaktaydı rüzgarlar ve nehirler akmaktaydı
o vakitler derelerde ördekler vakvaklardı ve kazlar
koşmaktaydı yayan bir yerlere çocuklar
şımarmaktaydı kerpiç evler duvarlar sıvanmaktaydı
kimileri tungsten lambanın ışığında rüzgarı yakalardı
koyunlar sağılmakta kuzucuklar melemekteydi
Sormayın gitsin.
Zamanında bir kol kanat gerseler. Arkasını aramadan sormadan bir güvenseler kim bilir şimdi nerelerde ne projeler çözerdik.
Kim bilir ne güzel işler yapıyorduk.
Şimdi kimse bilmez çünkü böyle bir şeyi gerçekleştiremedik.
Hep nedenlerini arayıp durduk en yakınlarımızın bizi anlamadığından yakınıp durduk.
Peki, herkes böyle mi dersin? Bir türlü istediğini elde edemeyenlerin ortak kaderi...
Sana yazdım bu yazıyı, ellerim titreyerek, gözlerim dolarak ve ağlayarak. Hiçbir abartma yok sözlerimde, eğer duyuyor, işitiyorsan gittiğin yerlerde. Yalnızca sevgimi değil, sensizliğe alışamadığımı da bilmeni isterim. Alışamadım ya, alışmak da istemiyorum!.. Zor geliyor ölüm, zor geliyor sensizlik!.. Tüm dünya “anneler gününü” kutlayacakken senin gününü kutlayamamak, ellerini öpememek, hep birlikte gülüp eğlenememek zor geliyor bana be anne.
o kıpır kıpır çıldıran yakamoz saltıklarına
aş aşına baş başına vurduk yüreğimizi salkım saçak
savurduk neşemizi okyanustan nazlar çalarak
sarp atlar gibi hür ve yeniyetme delikanlılar gibi dinç
bir dost sahafındaydı tanıdım sevgi taçlısını
kondu kalbime huzur bulmayan naralar içerek
sancısını giydim o yılki kaderlerin en mühiminde
sinema atlasında gezindim bir başıma
kara kartallar gibi dikildim karşısına
keşke seni yüreğime sardım diyeydim
dilsiz miyim, susuyorum ha bire
sevdicekler gibi papatyalar alsam yanıma
Seni bilincimden daha çok seviyorum ben. Bilincimin erişebileceğinden; yükseğe, yükseğe, daha da yükseğe...
Sen benim daha çok mükemmel bir insan olmayı istememe tek sebebimsin. Bir şeye moralim bozulduğunda gözyaşlarımın göz diplerimde saklanmasının en harika nedenisin. Senin yüzünden Akdere’mi, Abidinpaşa’mı, yok yok Tuzluçayır'ımı hatta çocukluğumu, ortaokulumu, lisemi ve geçen yılları… Hatıraların benizleri soluk da olsa zihnimde yer etmesinde de payın var.
sürgün yemiş, iltica giymiş ilk ben değildim
atalarım, kimler onlar?
ne bırakıp ne çıkardılar bana?
İbrahim’e putlar bırakmışlardı bir zamanlar
Don Kişot’un atını dörtnala vurduğu çılgıncana
aşındığımız, kafamızı sıyırdığımız zamanlardı
kaplumbağanın ayağımıza konuverince şakırdadığı
başını herkesten sakladığı
kabuğunu çatlatan, ters yatıran mahlûklara
koskocaman bir hezeyandı
artık herkes ünlü herkes şımarık baba
sen gittin gideli herkes nazlı herkes süslü
arıyorum gelip gidiyorum