Kül/ Sait Almış

Edebiyat Bahcesi kullanıcısının resmi
Deniz pırıl pırıl, dümdüzdü. En küçük bir kıpırtı yoktu. Sırtlarında çantaları, gözlerinde kara güneş gözlükleri, suratları tıpkı deniz gibi dümdüz, mimiksiz insanlar birikmeye başladı rıhtımda.

Her yeni gelen kendinden önce gelenleri selamlıyor, yakın olduklarına sarılıyor, uzaktan tanıdıklarını baş hareketiyle selamlıyordu.

Esrarengiz bir hava vardı rıhtımda. Herkes merak içindeydi. Yolcuların kıyafetleri yüzlerindeki ifadeyle uyumsuzdu. Rengârenk şort ve tişörtler giymişlerdi. Endişeliydiler. Ne de olsa davet sahibi Çılgın Sevoş’du. Her şey olabilirdi. Davetiyelerde Sevim Hanım’la birlikte neşeli bir deniz yolculuğuna çıkılacağı, çılgın bir partiye uygun deniz kıyafetleri ile gelinmesi rica ediliyordu.

30 yıl İzmir’in belli başlı liselerinde resim öğretmenliği yapan, İzmir’in sevilen ressamlarından Sevim Akçalı’nın daveti üzerine toplanmıştı rıhtımdaki insanlar. Sevim Hanım insanları şaşırtmayı severdi. 20 yıldır Foça’da yaşıyordu, ama bu süre içinde hiç kimseyle görüşmedi. Sergi de açmadı Foça’ya yerleşeli. 20 yıldır onu oğlu ve gelininden başka kimse görmedi.

Oğlu Kerem annesinin hazırlayıp kendisine verdiği listeye sadık kalarak davetiyeleri tek tek kendi eliyle postaya verdi. Davetiye metnini annesi yazmıştı. Davetiyede “beni ve son yirmi yılımı merak ediyorsanız bu törene mutlaka katılmalısınız,” yazıyordu.

Görünüşe bakılırsa davet edilenler tam liste rıhtımdaydı. Herkes iki şeyi merak ediyordu. Birincisi, İzmir sanat dünyasının afeti devranı, çok canlar yakan Çılgın Sevoş 90 yaşında nasıl görünüyordu? İkincisi, her sergisi çığır açan Sevim Hanım’ın görmeyi umdukları olgunluk resimleri nasıl bir çılgınlık abidesiydi?

Kerem annesinin çalınmasını istediği şarkıları kapsayan bir CD’yi Mayıs Bir adlı gezi teknesinin genç ve yakışıklı kaptanı, sırdaşı Suat’a verdi. Suat Kaptan, Sevim Hanım’ı teknesinde ağırlamak için çok çaba göstermiş, defalarca davet etmiş, her defasında atlatılmıştı.

Foça için fazla bir insan diye tanımladığı Sevim Hanım’ı ağırlamak bu güne kısmetmiş diye düşünüyordu. Garip bir durumdu. Sevim Hanım’ın bunca yıl sonra teknesinde olduğunu kavramakta zorluk çekiyordu. Duygularını düşüncelerini toparlayıp bir kenara koyarak, tekneyi yönetecek zihinsel ve bedensel uyanıklıkta kalmaya çalışıyordu. Bu zor gününde babası Ercan Kaptan yalnız bırakmamıştı oğlunu.

Suat Kaptan motoru çalıştırdı. Kerem’in verdiği CD’yi müzik setine yerleştirdi, ama açmadı. Ercan Kaptan ve torunu Selin yolcuları davetliler listesine bakarak tek tek tekneye almaya başladılar…

***

Tüm yolcular yerleşince, Mayıs Bir demir aldı. Sevim Hanım’ı merak edenler için Suat Kaptan bir anons yaptı: “Sevim Hanım çok önceden tekneye geldi, bugünün anısına bir eser üzerinde çalışıyor. Eser bittiğinde, bizzat Sevim Hanım tarafından sizlerin görüşüne sunulacaktır!”

Kaptanın konuşmasından sonra müzik çalar ses verdi. Herkes, Sevim Hanım’ın zevkine uygun senfonik bir müzik bekliyordu. Beklenenin tersine oyun havaları çalmaya başladı. Kerem ve karısı başı çekti, oynamaya önce onlar kalktılar. Onları gören konuklar da oynamaya başladı. Ege’nin zeybek ve rembetiko havaları ardı ardına çalıyordu. Konuklar coştukça coştu.

Katılımcılar eğlenceden, içkiden, oyun oynamaktan yorgun düşünce buraya neden geldiklerini hatırladılar. Akşam olmuş henüz ne Sevim Hanım’ı ne de son eserini görmüşlerdi. Pirelenmeye başladılar.

Gün batımına yakın Foça’nın ünlü batı rüzgârı esmeye başladı. Deniz yavaş yavaş kabarıyordu. Kaptan Suat, sırdaşı Kerem’i uyardı. Fazla zamanları kalmamıştı. Hava her an patlayabilirdi. Bir an önce finale gelmek gerekiyordu. Kerem, hem katılımcıların zirveye çıkan merakını, hem kaptanın uyarısını dikkate alarak startı verdi.

***

Startı alan Suat Kaptan, Şopen’in ölüm marşını çalmaya başladı. Herkes şok oldu. Sevim Hanım ne demek istiyordu? Eline mikrofonu alan Kerem merakları giderdi. “Sevim Hanım bir hafta önce öldü. Bugün burada toplanmamızı o istedi. Onun son isteğini yerine getirmek için buradayız.” Büyük bir sessizlik ve şaşkınlık sardı kalabalığı. Sanki herkes sağır olmuştu. Kimse kimsenin ne dediğini duymuyor, anlamıyordu.

Annesi arkasında öyle bir vasiyet bırakmıştı ki, çok güvendiği oğlu Kerem bu vasiyeti yerine getirebilmek için ölümünü herkesten gizlemek zorunda kalmıştı. Bu cenaze törenini iki nedenle gizli tutmak zorundaydı Kerem. Birincisi, Sevim Hanım’ın öldüğünü öğrenen akrabaları Kerem’in başına üşüşecek, annesinin vasiyetini onlara anlatmakta zorluk çekecekti. Hele hele sağcı politikacı teyzesi Nevin Hanım’ı ikna etmesi mümkün olmayacaktı. İkincisi, annesinin cesedini Suat Kaptan’ın karşı kıyıdaki dostları sayesinde ayarladığı krematoryumda yakılması işlemi bir yerde bürokrasinin çarklarına takılıp kalacaktı.

Bu nedenlerle çok güvendiği kaptan arkadaşı Suat ile bir haftadır annesinin vasiyetini yerine getirebilmek için askeri kurmay harekât merkezi gibi çalıştı Kerem. Bir gece annesinin cansız bedeni ile gizlice Midilli’ye gidip, iki gün sonra külleri ile döndüler.

“Hepinizin bildiği gibi,” dedi Kerem; “Sevim Hanım çılgın olduğu kadar realist bir insandı. Öleceğini anladığında bana vasiyetini tüm ayrıntılarıyla anlattı. Aslında ölümcül hastalığa yakalandığı beş yıl önce bu töreni planlamaya başlamıştı annem."

Sevim Hanım daha gençliğinde nakil için uygun olan organlarını Organ Nakli Vakfı’na bağışlamış, geriye kalan parçalarının tek mirasçısı olarak oğluna teslim edilmesini vasiyet etmişti. Kurtuluş Ordusu'na destek için gittiği İrlanda’da ölen ünlü şair Ruhi Bey’in küllerinin Heybeli Ada açıklarında denize savrulması töreni onu çok etkilemişti. Daha o gün cesedinin yakılarak küllerinin her iki kıyısında dostlarının yaşadığı Ege Denizi’ne savrulmasına karar vermişti Sevim Akçalı.

“Bilmiyordunuz, ama onu uğurlamaya geldiniz bugün,” diye devam etti Kerem. “Hoş geldiniz. İsteğini tam olarak karşıladınız, içki içtiniz, eğlendiniz, onun adına teşekkür ederim. Yas içinde değil, neşe ve eğlence içinde göç etmek istiyordu bu dünyadan. O da sizin kadar eğlendi emin olun.

Bana şunu söylerdi hep: ‘Varlığımız suda can buldu, cansız varlığımı can bulduğu suya iade etmek istiyorum. Böylece, sürgit yaşayan hayatın bir parçası olacağıma inanıyorum.”

Şimdi hep birlikte onun cansız varlığını yani bu kavanoz içindeki küllerini, denizin hayat verici derinliklerine savuracağız. Çılgın Sevoş hep yaşayacak, hep bizimle olacak…

Sait Almış/Foça

Kategori: 

Bunları Okudunuz mu?

05/09/2016 - 03:52
05/01/2016 - 18:47
09/02/2013 - 17:12
09/02/2013 - 13:55
09/01/2013 - 19:45