
yüce inançlar, demokrasi uğruna her yerde yaşandığına göre, kimse ben temizim diyemez. Hepimiz ve tüm teoriler suçludur, suçlu olmasaydık dünyamız gerçek barışa çoktan kavuşmuş olurdu. Bu ahlaksızlıklar ilk uygarlıklardan başlayıp, sürekli üstüne ekleyerek günümüze kadar hızından en ufak bir şey kaybetmeden gelmiştir. Ve daha da ileriye gideceğe benziyor.
Uzaktan bakıldığında çoğu insanın şu ifadede bulunduğunu sezinliyor gibiyim. Ne demek benim bizim inancımız, kültürümüz, siyasi teorimiz en iyisi ve en çağdaşıdır, kendimizden şüphemiz yok. Şüphesi olanlar kendine baksın dercesine, özgüven adeta tavan yaptı insanlarda. Evet insanda özgüven olması şart, ancak bunun bilimsel bir kuralı var. En basitinden tarafsız, derin bilgi, kültür, ahlak anlayışına sahip olmaktır. Bilimsel yöntem ve kurala göre kazanılmayan özgüven, cahil güvenidir ki bu her an her türlü olumsuzluğu yapmaktır. Şimdi yüce inançlar ve yüksek teorilerin, insanlığı neden asgari düzeyde de olsa insan yapmaya yetmediğini, biraz daha farklı pencerelerden irdeleyelim.
Bir araç, ev, apartman ya da üretim yapacak fabrikaya sahip olmayı düşünelim. Herkesin bildiği gibi önce en uygun zemin, plan, proje hazırlanır. Devamında düşünülen aracın niteliklerine göre malzemeler toplanarak, üretim veya montaj aşamasına geçilir. Malzeme tedariki sırasında veya üretim aşamasında, en ufak olumsuzluk, suistimal, art niyet, ortaya çıkacak araç ya da üretimde kalitesizlik kaçınılmazdır. Bu malın satımını olumsuz etkileyeceği gibi düşünülen ihtiyaca cevap vermeyecektir. Arkasından diğer olumsuzluklar giderek çoğalmaya başlar.
Yaklaşık 5000 yıldır insanlığa akıl, bilgi, düşünce, teori, kültür veren inançlar ve siyasi teorileri, birer üretim fabrikası olarak düşünelim. Ve bu fabrikalar (Düşünceler) inşa edilirken, bunlar yüzde kaç oranda çağın gerçekliğine uygun gerçekçi bir teoriye sahip olup olmadıkları iyi hesap edilmelidir. Bu can alıcı sorunun cevabı büyük küçük, maddi manevi kariyer hesabı ve en ufak çekinceye düşmeden verilmediği sürece tüm din, inançlar ve siyasi teoriler ya yüzeyseldir ya da art niyetlidir. Biliyorum “Kimse demez benim ayranım ekşi”. Her kişi ve topluluk kendi kültür, siyasi teorisini yüceltmekte serbest, fakat ortada büyük bir insanlık, ahlak erozyonu varken, kendisini sorgulatmayan inanç ve siyasi teoriler, ayıplarını örtmek için bu tavrı gösterirler.
Sol teorilerden en hümanist inanç ve dinlere kadar hepsi, hedeflediği amaca bir an evvel ulaşmak için insanları eğitip, bilinçli olgun birer birey yetiştirmek yerine, şartlandırılmış ya da inandırılmış kitleler oluşturmaktadırlar. İstisnalar haricinde bu anlayış özellikle Ortadoğu, Afrika ve Amerika Kıtası’nda, düşünülenden daha ilkel şekilde gerçekleştiriliyor. Söz konusu toplumların aydın ve entelektüellerinin yüzeyselliğinden görüyoruz bunu. Birde Avrupa’ya bakalım.
Avrupa toplumlarında faşist ideolojiye sahip bireylerin dışında, insanlar çağın olanakları doğrultusunda, öğrenilmesi gerekenleri öğrenip mantık felsefesi temeline göre yetiştirilirler. Aynı zamanda empati çok yüksek derecede kullanılır. Avrupa toplumlarındaki tek ve en büyük sorun, Avrupa egemenliğine zarar verilmesine dikkat etmeleri şartı vardır. Bu şartta uygun hareket edildiği sürece, her şeyi öğrenmek, bilmek, tartışmak ve sorgulamak serbesttir. Bizim gibi toplumlarda ister sol olsun isterde sağ ve dinciler, hepsi kendi inanç ve ideolojisinin dışındaki diğer bilgileri her zaman gereksiz, faydası olmayan şey görmeleri neticesinde, aydın müsveddeleri ile topluma yön verilmekte. Daha can alıcı farklı bir örnek; Alevilerin aydın topluluk olduğu yanılgı ve abartısıdır. Birtakım Alevi söylem ve terminolojisini ezberleyenler, kendisini aydın görmekte. Halbuki Aleviliğin felsefi derinliği zaten sınırlı, bir de bunu her derde deva şeklinde allayıp pullayarak, methiyeler düzmek, Alevileri ve toplumunu oyalamaktır. Türkiye’de solun başarısızlığında, Alevilerin suçu diğerlerinden daha fazladır.
Gerçek teorilerle yetişip “Entelektüel, Aydın” olmak ideolojik, kariyer, maddi, nepotist tutum ve davranışlardan uzak durmaktır. Unutmayalım ki başta entelektüel ve aydını, sonra da toplumu öldüren en büyük zehir nepotizmdir. Bizim aydınlarımızın çoğunun nepotizmden haberi yok.
İstisnaların dışında dünyada dini ya da laik, seküler sistem kuran düşüncelerin hemen hemen hepsi kariyer, adamcılık, güç gösterisi, çevresindekileri ötekileştirme gibi türlü oyunları, kendi sistemlerinde sürekli yaşattılar ve yaşatıyorlar. Bu ifadelerimizi kanıtlayan gerçek pratiklerse, yenilikçi olduğunu ileri süren sistemlerde dahil, Allah için çalıştıklarını ileri sürenlerin büyük iş yapanlardan tutalım, küçük esnafa kadar hepsi, ticari yalancılıkta sınır tanımadılar. Aynı şekilde üst düzeyden alt kademeye kadar beden, beyin gücüyle çalışanlar yalan, hile, kıskançlık ve ayak oyunlarıyla topluma zarar vermeleri. İfade ettiğim gibi inanç ve siyasi teorilerin çoğu, hedefe ulaşmak amacıyla sadece %20’lik doğrularla hareket ettiler ve ediyorlar. Tarihsel şu örnekler daha açıklayıcı ve kanıtlayıcıdır.
1-En ufak kaynağı ve yaşanmışlığı söz konusu dahi olmayan Âdem-Havva masalına, dünya insanlığı inandırılıp yön verilmesi.
2-Türkiye Cumhuriyet’inin kuruluş hikayesinde anlatılan Kurtuluş Savaşı masalı. Osmanlı Birinci Dünya Savaş’ında yok olmuşken, 1918’de Mondros Ateşkes Antlaşması’yla tüm emperyalistler bölgeyi terk ettiği halde, hangi askeri güç ve teknikle bu kısa sürede emperyalistlerle savaşıldı?
3-Eğitim, bilgi, sanat, meslek, dayanışma işletmeciliğinden haberi olmayan sol, topluma sosyalizmi getirip toplumu yönetmek ya da yaşatma iddiasında olması.
Tüm bunlar sağından, soluna, dincisinden dinsizine kadar hepsi, aslı astarı olmayan hikayelerle ahlak, kültür ve toplum yapısı oluşturdu. Sonunda her yapı kendi çocuklarını yedi ve yemeye devam ediyor.
Kısacası inançlar ve siyasetler; insanlık, toplum adına çalıştıklarını söylerken, iktidar hakimiyeti ve çıkardan başka şey düşünmediler. Böylece insanları insanlıktan uzaklaştırdılar. Hepsinde kin, nefret, ötekileştirme, tekelcilik, tekçilik, tutuculuk ve süperegoizm en büyük mabetleri oldu. Bundan çıkarılması gereken ders, birey ve toplumdaki tüm eksiklik ve yanlışları tespit edip gerçekçi, samimi bir şekilde, çağın araçlarıyla çözüm bulmaktır. “Eğri cetvelle doğru çizgi çizilmez”.
Cemal Zöngür.







Yorumlar
Elinize sağlık. Içinde
Elinize sağlık. Için de bulunduğum uz insan ilişkileri ve siyasi yaklaşımları iyi tarif etmişsiniz. Çōzüm ÜRETEN yapı, yaratıcı dil ve dűşűnsel güç belirleyici olacaktır.
Teşekkür ederim. Selamlar
Teşekkür ederim. Selamlar