DÜŞ
Uzak ve eski bir kavl
Taşlardan dinlerdik rivayetleri
Uzak ve eski bir kavl
Taşlardan dinlerdik rivayetleri
şevkim kırıldı
bir daha, bir daha
sevmem ben asla
ihanet zincirini kırarım
yalnızlığı koynumda saklarım
ben bu diyardan durmam usta
sarışın mutlulukların
eşliğinde içtim rakıyı
acıları meze yaptım
her türlü insan tanıdım
lakin kimseye tapmadım
direndim, eğilmedim usta
ekmeğimi gözyaşıma bandım
kanayan yarama tuz bastım
elzem kırgınlıkları ardımda bıraktım
namerde boyun eğmedim
zalimin zulmüne yenilmedim usta
10 Eylül 2019
Sonra
Derin dokunuşlar süsledi o’nu
İnce belli
Narin
Sarı, kızıl, siyah saçlı
Gözleri mavi, kahverengi, yeşil
İri iri bakar
Can yakar
Canı yanar
Yırtılır perdeleri
Kanar avuçlarının içi
İnciler dökülür yanağından
Yalnız yol alır
Karanlığa dolanır
Dizleri yaralanır
Yine allanır
Yine pullanır
O kadın incindi
Dirildi
İrkildi
Ve ayrıldı
İliği
Kemiğinden
Aynı tende
Aynı bedende
Eti, kemiği acıdı
Her parçası
Ayrı yerde kanadı
Bahar olsun o gün
Mavi olsun gök
Deniz mavi
Sığmıyorum bu hayata
Elbet vardır bir yerlerde
Aydınlıklar
Masallar
Düşler
Anlıyor musun
Ölürsem bir bahar olsun
İlla ama illa
Yerim
Çocukların ayak ucu olsun
Kimilerinin
Belki
Balonlar uçururuz
Belki
Taştan evler yaparız
Soba kurar ısıtırız
Patates közleriz
Hiç olmayan evimize
Mesela ben
Saflığı
Çizerim çocuk yüzüme
Dürüstlüğü
Yetişkinlere
Şarkılar söylerim
Çocuklar uyurken
ben deliyim
kafama estiği gibiyim
kim ne der değil
ben ne diyorum
ona bakarım
yaralarım var
Cizre gibi kanar
Kobane gibi yanar
Kızıldere gibi akar
durmaz haykırışlar
ağıt yakar analar
tutsak dilim
sürgün bedenim
yorgunum yorgun
bin yıl geçmiş gibi
ağırım kendime
bana bakma sen
ben deliyim
eylem güzelim
seni ben
militan yuregimle
illegal sevdim
barikatları yıktım
sürgün edildim
zulme direndim
“çakal ulumalarının besmeleye karıştığı
karartmalı bir temmuz akşamı
otuz üç can
canan, yoldaş, kardeş
alevler arasında sır oldular
hüzne boyandı Sivas
hüzne boyandı şiir
nota fırça fotoğraf…”
Yüzün eşkâlidir rüzgârın
Ellerin bulut
Ve rüzgârın serinliğidir sözlerin
Işıl ışıl gözlerin
Uyanışı sabahın
Ah ne desem sana
Kalbini nasıl sarmışsa pençesi acının
Mutluluk kadar yakışıyor sana hüzün
Oysa sen
Burçlarında durmalısın hayat direncinin
Sulara düşerken gölgen
Günlerin seslenişi ellerinde incinmesin
Hafiften öpücüğü konmalı hep dudağına tebessümün
BABAMMM
(Kızlarından Ruşen Hakkı’ya niyetine… Haddimi aştımsa affola)
Aah babam…
Hâlâ yetim rüyalarımın üstünü örten sonsuz adam
Aah babam…
Gürleyen kahkahalarının içinde serçeler uçuşan
Kara gözlüklerinin ardında şiirli bir çocuk saklayan
Gurbete uzayan emeğine yaslanarak dimdik büyümüş
Ömrünü aşk ile anneme ilikleyen adam
Aah babam…
Daktilosundan uçuşan harflerden boynumuza kolye yapan
Aah babam…
Zalime bodoslamadan söven