Sanat Ciddiyet İster… Yazdığını yırtma - Yaptığını Yıkma Cesareti İster! *
***
Dil ve düşünce insan olmanın en temel varlığıdır. Bu da her insanın doğup yaşadığı bölge, coğrafya ve topluluğun doğal özelliklerine göre gelişir. Örneğin kişinin boğazdan çıkarmış olduğu sesin (Fonetik) tonu, bölgenin iklimsel yapısına uygun düzenli ve düzensiz seslenişle harflendirilir.
Dil eğitiminin gelişmediği çağlarda bu düzensiz ses tonları, insanların bilinçlerine tamamen oturduktan sonra, çevredeki tanınan varlıklara benzetilerek resim ve şema (Hiyeroglif) yazılarla somutlaştırılmıştır.
Bertolt Brecht’in, “Gerçekten, karanlık günlerde yaşıyorum! Doğru söz delilik,” diye tarif ettiği bir kesitten geçerken; böylesi bir kesitin “Gel seninle bir daha ağlayalım; yaşanmışlara, yaşanmamışlara, bir de hiç yaşanamayacaklara,”[3] diyen Oğuz Atay benzeri bir tutumla aşılamayacağına inananlardanım.
Karanlık günler ağlanarak, hayıflanarak aşılamaz; yaşama mündemiç (devrimci) sanat (ile tiyatro) da böyle yapılmaz…
yalanları gözler önüne sermek
aydınların sorumluluğudur.”[2]
‘Bağımlılık Okulu’ olarak tanınan, “bağımlı ülkelerin büyüme kapasitesinin bağımsız olamayacağı”nı savunan ekolün Marksist düşünürlerindendi…
“Emperyalizm”, “sömürgecilik”, “siyasal İslamcılık”, “Avrupamerkezcilik”, “eşitsiz gelişim” alanlarında dikkate değer tartışmalarda yer almış bir isimdi…
Ben seni düşlemenin seanslarında dalgınlığa güçsüzce teslim olup, dudaklarıma düşen ılık tebessümlerle yarı ayık yarı uykulu bir gevşemeyle gözlerin de yitip, bitiyorum.
Mavi bir şarkının sayfaları ve çığlıkları arasındasın, en ihtişamlı halinle. Tut ellerimi diyorum, öyle gevşek değil sıkıca. Ama görmüyorsun, çocukluğumda unutmuşcasına oralı olmuyorsun. Söylediklerim sadece kendime misali kendi kendime yaslanıyorum. ÜLKEM, ara, bul beni, bul beni çocukluğumun en yaramaz ve azarlanmayı hak etmiş, kulakları çekilmesi gereken bir oyunun kıyısındayım üstüm başım hasret.
Makalenin başlığını okuyan birçok insanın şu ifadeyi kullanacağından eminim. İnsanların kavga ve münakaşalarının sebebini bilmeyen mi var. Ancak biraz derin ve bilimsel çerçeveden bakıldığında, düşünme yeteneğine sahip insanın esasında kavga etmemesi gerekiyor.
Çünkü insanı diğer hayvan türlerinden ayıran en büyük özelliği düşünebilmesidir. Düşünmek demek neyin neden ve nasıl yapılıp yapılmamasını bilmektir. Kavga vb. olaylarının sonucunun kötü olduğunu bilen bir varlığın, bunu sürdürmesi demek ya insan olmadığını gösterir veya hayvandan daha aşağı bir varlıktır.
Din başta olmak üzere ekonomi, siyaset, yönetim ve demokrasi konusunda yüzyıldır doğru düzgün bir düşünce ve sisteme oturmayıp, sürekli fikir değiştirerek toplumla alay eden bir devlet örneğine, Türkiye'den başka bir yerde rastlanmamaktır.
Tüm gerilik ve bağnazlıklarına rağmen Arap ülkeleri dahi, bu konuda Türkiye'den daha ciddi ve inandırıcıdır. En azından İslam şeriat ve kurallarına inanıp, ileri ya da geri, fazla bir akıl karışıklığına düşmeden bildikleri yolda yaşamaya devam ederler.
Eylül, ekim, kasım üçlü arkadaşları
Issız, sessiz sonbahar ayları.
Yeni bir mevsim başlar
Sonbahar sevinçle bizi karşılar.
Yeşil yapraklar sararır
Adeta nar gibi kızarır
Sonra ağaçlarla vedalaşır
Telaşla, büyük bir heyecanla
Dallarından ayrılır
Taş zeminlere
Siyah topraklara
Birer birer düşüverir her yere
Kaplar ülkeyi rengârenk bir halı gibi
Oluşur sonbahar hazinesi.
Oluşur güzel bir manzara
Vadeder bize sanatsal bir doğa.
Göçmen kuşlar yolculuğa çıkar sıcak ülkelere
Rəhmətlik Əzizxan müəllimin əziz xatirəsinə
Əlli doqquzuncu ilin ilk günü,
Bu fani dünyaya tutdu üzünü.
Təsdiqləmək üçün öz türklüyünü
Əlindən gələni etdi Əzizxan.
Üç oğlu, kiçiyi Beyrəyi oldu,
Mətləb Nağı dostu, ürəyi oldu.
Çoxunun dayağı, köməyi oldu,
Məzlum harayına yetdi Əzizxan.
Elmi, savadıyla daim ucaldı,
Ölənəcən sadə, gülərüz qaldı.
Tanrı vermiş idi, Tanrı da aldı,
Xalqın “kisə”sindən getdi Əzizxan.
Anlayarak, bir usta kitap gibi
Bir sevda şarkısı gibi
Bir çocuk gibi şaşarak yaşamak.”[1]
16 Eylül 2016’da kaybettik Tarık Akan’ı…
* * * * *
Türk(iye) sinemasının siyah-beyaz ama renkli yıllarıydı; sinema ekranında her şeyin net olduğu bir kesitti. İyiler iyi, kötüler kötü, zenginler zengin, yoksullar yoksuldu! Her şey ya siyah ya beyazdı!