İnsan, Kültür, Felsefe, Siyaset ve Aleviler-4-
Gerçek siyaset; insan için en zor şartlarda bunu kendi yaşamında uygulama iradesini gösteren felsefi bir duruştur. Uygulanmayan siyasetle yaşamak, hayal deryasında boğulup yok olmaktır.
Gerçek siyaset; insan için en zor şartlarda bunu kendi yaşamında uygulama iradesini gösteren felsefi bir duruştur. Uygulanmayan siyasetle yaşamak, hayal deryasında boğulup yok olmaktır.
Merhaba Sevgili Ahmed Arif,
2 Haziran 1991’de, güzel bir dünya özlemiyle çarpan kalbinin yankısında, gökyüzünü aydınlatan yıldız sağanakları altında geçtin karanfil kokulu ömürlerimizden.
Tam yirmi dokuz yıl olmuş aramızdan ayrılalı, aynı tekmil ufuklara şöyle karşılıklı bir dağ gibi bakmayalı. Minareleri adımlayan balerin güvercinlere rüzgâr vadileri boylayan toy cerenlere nefes olmayalı. Silinmiş gitmiş yıllar zamanın taşlaştığı sulardan, yumrukları sıkılı meydanlardan nice sevinçler, hasretler kalmış kalbimize.
Bir asi kimseye bağımlı değildir.
O kendi eşsizliğine saygı duyar.”[1]
bir meydan okumadır.”[1]
Cengiz (Gündoğdu) hoca(mız) zamana da, egemen düşünceye de meydan okumaya ısrarla devam ediyor. Yarının, geleceğin ahlâkı estetik konusunda da hepimize, herkese hayat bilgisi dersi vermeyi sürdürüyor. Hem de, “estetik” denildiğinde akla ilk gelenin estetik ameliyat olduğu kapitalist kültürel çölün orta yerinde!
Felsefeyi doğru, tam anlayıp kavramamış veya felsefeden uzak kişi, toplumlar, fireni boşalıp savrulan arabaya benzer. Dinci ve kapitalistlerin türlü hilelerle insanları arkalarından sürükleyip kullanmaları, felsefesiz eğitimin bir sonucudur. Felsefe; insanın sorgulama yeteneğini geliştiren en büyük yaşam kaynağıdır.
Tanrı maskını çıkardı
hapşırdı üstümüze,
maskeni tak, evine gir
mezarında öl devletini
ayla dansa kaldır kuşları
başlasın maskeli balo.
karanlığı uzaklaştıramaz;
bunu ancak ışık yapabilir.”[2]
Satırlar Yılmaz Özdil’in. Birlikte okuyalım.
“Sene 2002…
AKP geldi.
onu açıklar ve yargılar.
Bunu yaparken de tarafsız kalamaz.”[1]
Pauline Kael’in, “Filmin sonsuz olanakları neredeyse unutuldu, öncüler ve çoğu sinema aşığıyla birlikte sinema da kendinden bir şeyler yitirdi,” notunu düştüğü bir hâlde, hakkında Luis Buñuel’in, “Sinema, duygular, düşler ve içgüdü dünyalarını anlatmak için en iyi araçtır”…
Roman Polanski’nin, “Sinema size bir salonda oturmakta olduğunuzu unutturmalıdır”…