Aydın Kimdir? Aydın ve İdeolojik Sorun Üzerine

Cemal Zöngür kullanıcısının resmi
Aydın olmanın tarifi her ne kadar açık olsa da Türkiye vb. ülkelerde, aydın kişiyi tarif

etmek görünenden daha karmaşık bir durumdur. Bunun temelindeki birinci karmaşıklık ve içinden çıkılması zor olanı, söz konusu devlet yönetimleri ve toplum, kendi değerleri üzerinden değil, yabancısı oldukları değerler ve metafizik söylencelerle kimlik, kişilik kazanmalarıdır. İkincisi ise, yaşadıkları ülkelerin coğrafi, ekonomik, tarih, etnik kültürel yapılarının ayırdına varmadan, her konuda tepeden inmeci aşağılık kompleksiyle, ümmetçi veya sözde demokrasi ile her şeyi birbirine karıştırıp, hepsinin üzerini Arap İslam ve sahte laiklik soslarına bulayan anlayışla aydın, demokrat olunmasıdır. Üçüncü noktaysa, siyasi parti, örgüt ve dini inançlar içerisinde ideolojik faaliyet gösteren kişiler, mevcut sisteme karşı olunca kendilerini aydın sanmalarıdır. Ve Türkiye’de toplumun çoğu bu şekilde aydın, çağdaş ve ilerici olunduğuna inandırıldı.
 
İdeoloji Nedir: Herhangi bir siyasi parti, örgüt ve dini düşünce içerisinde, bilinçli bilinçsiz inanılarak teorik ve askeri politika yürütmektir. Bu demek söz konusu düşüncelere bağlı hareket eden ideolojik bireylerin çoğunluğunun, aydın olduğu anlamına asla gelmiyor. Üstelik ideolojik her militan, sadece bağlılığa dayalı hareket ederler. Çoğunluğu kendi siyaseti ve genel dünya düzeni, tarih hakkında, yeterli bilgiye sahip değillerdir. Oysa ideolojik aydın kişi gerek kendi ideolojisiyle ilgili gerekse genel kültürler hakkında, teorik düşünce, politikalar üreten insandır ki, bu her yapıda birkaç kişi ile sınırlıdır.
 
Aydın Kişi: Siyaset, sanat, ekonomi, kültür ve insan yaşamını ilgilendiren alanlarda, bilimsel kurallarla nesnel üretim yapandır. Bu kişiler ilgilendiği alanlarda ister ideolojik olsun ister de ideoloji dışı, bilimsel bilgilerle donanımlı olarak bağlı olduğu kurum veya kitleyi aydınlatandır. Aydın olmanın bu temel kavramından hareket edildiğinde, her siyasi, düşünce, sınıf, katman, yapı ve ideolojinin, kendi aydını olduğu gerçeğini ifade ediyor. Nesnel açıdan aydınlığın böyle bir temeli varken, bir de öznel düşünce üreten kişilerin aydın olup olmama durumu tartışma konusudur.
 
Öznellik; her ne kadar bireyin herhangi bir konuyla ilgili kendi yargı ve düşüncesine dayanarak teori üretimi olsa da belirli zaman diliminde doğrulanıp, nesnel yaşamsal gerçeklikle bağlantısı kurulduğunda, bu da artık nesnel aydın düşüncesi demektir. Aydın olma ile ilgili temel bilgiler bu ölçülerdeyken, yine de yaşanılan ülkelerin devlet yönetimlerinin evrensel ölçülere ve temel demokratik kurallara bağlı olup olmaması da belirleyicidir. Bu yüzden aydın kişiler bilimsel kurallara bağlı, nesnel doğrultuda üretim yapmış olsalar bile, devletin engeli söz konu ise, her zaman bu durum ciddi bir tartışma konusu ortaya çıkarmaktadır.
 
Evrensel demokratik kurallara biraz daha yakın devlet ve toplumlarda, aydın ya da entelektüel kişiler, doğal olarak bu ülkenin geliştirdiği kültürel yapı ve bilimsel ölçülere bağlı çalışmalar yürütürlerken, buna entelektüelliğin kazandırmış olduğu özgüven iradesi de eklediğinde, ortaya gerçek bir aydın kişi çıkıyor. Türkiye vb. ülkelerde ise, durum hem daha kötü bir niteliğe sahip hem de içerisinden çıkılması zor karmaşadan ibaret olduğunu unutmamalıyız. Çünkü Türkiye Devleti yüzyıldır demokrasicilik oynarken, aydınların yetişmesinde olumsuz büyük bir etkiye sahip. Bu yüzden Türkiye’de gerçek entelektüeller, iki elin parmak sayısını geçmiyor. Bunun maddi, manevi, kariyer, lüks yaşamdan tutalım birden çok nedenlerini de sayabiliriz. Türkiye ve Orta Doğu ülkelerinde sisteme muhalif olsun olmasın çoğunluk, direkt veya dolaylı şekilde, devlete benzer ölçülerde üretim yapmaları, toplumun geri, yanlış bilgilerle yaşamasında ikinci olumsuzluktur. Türkiye’deki toplumsal ve sınıfsal olumsuzlukları, sınıf katmalarının yapılarına bakarak daha da somutlaştırabiliriz.
 
Türkiye devleti ulus olma ve kültürel alanlarda bireylere kimlik kazandırırken, toplulukların anadil ve öz kültür değerleriyle uyuşmayan, yabancı dil ve dini efsanelerle şekillendirdi. Oysa Türkiye toplumunun çoğunluğu, yabancısı olduğu Arap İslam dil, din, geleneklerini istemediği halde hem halk hem de çoğu aydın kişiler, devletin bu dayatmasına maddi, manevi ve siyasi olarak karşı koyamadıklarından iradesiz, bilimden uzak kimlik ve kişilik kazandılar.
 
Örneğin Türk Türklüğünü, Kürt Kürtlüğünü, Balkan Balkanlığını; Gürcü, Laz, Çerkez vb. halklar, kendi değerlerinden uzak Arap İslam mantığına sarılarak aile, topluluk ve sözde ulus oldular. Halbuki bu halkların hepsi doğal biyolojik ve kültürel değerlerinin dışında, tamamen zıt bir iklim ve toprağa ekilmiş fidanlar gibi ya çoğu kurudu ya da başkalaşıma uğradı. Ve bu yapıyla kime, neye benzediği belli olmayan tatsız, tuzsuz ürünler niteliğine dönüştürüldüler. Aydınlarda bu toplumun içerisinden çıktığına göre, mevcut sistemin engellerini aşıp gerçek bir entelektüel olmak, düşünülenden daha da zor. Onun için bizim gibi toplumlarda aydın sayısı, iki elin parmak sayısını geçmiyor. Sınıfsal katmanların durumuna baktığımızda, daha geri bir yapıyla karşılaşıyoruz.
 
Hem ekonomik açıdan hem de toplumsal ve nicelik olarak önemli bir sınıfı oluşturan emekçiler; devletin akıl, mantık, bilim ve demokrasi dışılığı yüzünden, kendi sendikalarını ve kültürünü oluşturamadılar. İnandırıldıkları masallarsa “Allah, Din, Devlet” borazanlığına dayanan yapay, göstermelik sendika ve kültür döküntüsüyle avundular. Bu niteliksizlik yüzünden ne ailelerine ne de topluma umut verebildiler. Devşirme devletin, devşirme sendika çatısı altında, iradesiz köle gibi yaşamaları neticesinde, işçi sınıfını temsil edecek, gerçek entelektüeller hiçbir zaman var olmadı bu ülkede. Ne gariptir ki işçi ve memur sendika başkanları, düzen partilerine kapağı attıklarında parlamenter olunca her şeyi unutuyorlar.
 
Türkiye gibi ülkelerin burjuvazi ve bürokratlarıysa; kendi sınıflarının niteliklerinden habersiz, kültürsüz, nepotist değerlerle yaşamaktalar. Teknolojik birçok imkânı kullandıkları halde, ne dünya burjuva sınıfıyla entegre olabildiler ne de modern sınıf kültürünü öğrendiler. Her noktada din ve ırk şovenistliği ile, kendi sınıf değerlerine dahi aykırı yaşamaya devam ediyorlar.
 
Türkiyeli sol ve sosyalistlerse; sürekli emek sermaye çelişkisine dayanan teorik kültürle yetinip, sorunların bununla biteceğine inanmaları, topluma geven veremedikleri gibi örgütlülüklerini de geliştiremediler. Ve sosyalistlerin çoğu, dünya emekçileriyle entegre olamadıkları gibi, entegre olacak nitelikteki sosyalist entelektüellerse parmak sayısını geçmiyor. Türkiyeli sol aydınların çoğunluğu burjuva sınıfı gibi nepotistliği bir türlü aşamadılar. Sıralanan nedenlerden kaynaklı, bizim toplumda aydınların siyasi tercihlerinin olup olmayacağı dahi tartışma konusudur.
 
Aydın kişinin elbette ideolojisi ya da siyasi tercihi vardır, olmalıdır da. Ancak bu kişi gerçekten bir aydınsa hem kendi ideolojisine hem de toplumsal olaylara, diğer insanlar gibi sıradan bakan kişi değildir. Öncelikle kendi ideolojisine ve sahip olduğu değerlere, yeri geldiğinde eleştirel bakan ve tavır koyandır. Bu tavrı etnik yapı, ulusal üstünlük, ideolojik fark, inanç, kariyer hesabı yapmadan gerçekleştirir. Türkiye’de ise ideolojik olan olmayan aydınların çoğunluğu kariyer, maddi çıkar ve devlete benzeyen ufuksuz, vizyonsuz mantık doğrultusunda düşünce üretenlerdir. İfade etmeye çalıştığım ve ifade edilecek yüzlerce sorunlar yüzünden, demokrasi kültürü ve demokratik hukuksal düzen hep engellenmekte. Demokrasinin olmadığı ülkelerde, demokrasiyi yalnızca düzen taraftarları değil, emekçiler ve soldaki nepotist anlayışta ciddi şekilde engel oluşturandır.
 
Bazı şeyleri bilmek, söylemek, düşünmek önemli ancak, söylem ile eylem arasında uyum ile, toplum ve dünya koşullarını anlayarak hareket etmek nesnel düşünmektir. Mevcut zorbalıklara karşı alternatif bir güç, sorgulama, vicdan, adalet ve ahlaki karakterden uzak düşünsel yapılar, ne kadar aydınım dese de hiçbir önemi olmadığını bilmelidir Aydınım diyen kişiler. 07.12.2025
Cemal Zöngür
 
Kaynaklar :
 Prof. Dr. Louann Brizandini – Kadın Beyni. Say Yayınları.
    //                 //                  - Erkek Beyni.  Say Yayınları.
 Yoal Noah Harari – Sapiens.  Kolektif yayınları.
 Robert Ezra Park – İnsanın Doğası. Pinhan Yayıncılık.
Alfred Adler – İnsanın Doğası. Payel Yayınları.
David Egleman- Beyin - Domingo Yayınları.
Wilhelm Riech –İnsanın Doğadaki Yeri. Payel yayınları.
Yalçın Küçük, Aydın Üzerine Tezler 5 Cilt.
Yalçın Küçük, Türkiye Üzerine Tezler 5 Cilt.
 
https://bilimvegelecek.com.tr/index.php/2023/08/18/aydin-kimdir-kim-aydindir/
 
Ender Helvacıoğlu
 
“Aydın” nasıl bir kavramdır? Nesnel, tarihsel ve toplumsal bir kavram mı, yoksa bir değer yargısı olarak kullanılan ve olumluluk atfedilen bir kavram mı? Genellikle ikinci biçimde kullanılır; sol çevrelerde dahi… “Aydın”a kendiliğinden bir olumluluk atfedilir. Aydın ilericidir, muhaliftir, eleştireldir, sorgulayıcıdır, otoriteye karşıdır, genel olarak solcudur, hatta sosyalisttir gibi… “Gerici olan, tutucu olan, iktidardan, sermayeden, emperyalizmden yana olan kişi aydın olamaz” denir.
 
Bu tanımlar bir değer yargısı belirtiyor, “Aydın kimdir ve işlevi nedir?” sorularına nesnel ve bilimsel bir yanıt vermiyor. Eğer “aydın kişi” böyle belirlenirse, “aydın olma durumu” kişiden kişiye değişecek, öznel bir yargı haline gelecek, bir toplumsal kesimi belirlemenin gereği olan nesnelliğini ve bilimselliğini yitirecektir. Nesnellik bir kere yitirildi mi, öznel değerlendirmelerin sonu gelmez: “Sağcı aydın olmaz”, “İslamcı aydın olmaz”, “Milliyetçi aydın olmaz”, “Liberal aydın olmaz”, “Vatanını sevmeyen aydın olamaz”, “Oportünistten hiç olmaz” vb…
 
Türkçedeki “aydın” sözcüğünün Batı dillerindeki karşılığı “intellectual/entelektüel”dir. “Entelektüel” sözcüğünün tanımı “Kapsamlı bilgi ve birikim gerektiren soyut konularla derinlemesine ilgilenen kişi. Fikir ve bilgi üreten ve/veya yayan kişi”dir ve bir değer yargısı içermez, nesneldir. “Aydın” sözcüğü Türkçeye, Batı dillerindeki nesnel bir kavram olan “intellectual”ın karşılığı olarak değil, Arapça “münevver” (aydınlatılmış, nurlu, ışıklı) sözcüğünün karşılığı olarak girmiştir. Bir toplumsal kesimi tanımlayan nesnel bir kavram olarak değil, kendiliğinden olumluluk atfedilen bir kavram olarak kullanılmasının temelinde yatan neden budur. Ama nasıl girmiş olursa olsun, madem “aydınlar” denen bir toplumsal kesimi tanımlamak için “aydın” diye bir sözcüğümüz var, onun nesnel ve sosyolojik tanımını yapmak durumundayız.
 
Aydınlar, belli değerlere sahip olan kişiler değil, bir toplumsal kesimdirler. En genel tanımıyla, bilinçli olarak sistematik düşünce, ideoloji, politika ve sanat eseri üreten kişilerdir. Ve bu üretimi bir sınıf için ve bir sınıf adına yaparlar. Yani burjuvaziden, sermayeden, emperyalizmden, aristokrasiden yana aydınlar da vardır; ulusal kurtuluştan, işçi sınıfından, emekçiden yana aydınlar da… İslamcı aydın da vardır, laik aydın da; kapitalist aydın da vardır, sosyalist aydın da; faşizan aydın da vardır, demokrat aydın da… Her sınıfın (ve daha dar anlamda rejimin), onun adına düşünce, bilgi, ideoloji, dünya görüşü, politika ve sanat-edebiyat eseri üreten aydınları bulunur.
 
Kısacası “aydın”, nesnel ve sınıfsal bir kavramdır. Uygarlıkla, yani sınıflılıkla birlikte ortaya…
 

Kategori: 

Yorumlar

Aydın Can kullanıcısının resmi

Aydın Can (doğrulanmadı) tarafından tarihinde gönderildi

Eline emeğine sağlık hocam.Bu bakış açısı ile hareket edilse idi, ülkede ve Orta Doğu'da halklar daha hızlı bilinçlenir ve dağınık, cılız SoL olmazdı.Dürüst,samimiyet ve ortak akıl ile ortak çalışmayla hareket edemeyenler,toplumun gerisine düşerler.

Hapishane Edebiyatı

Ümüş Eylül Dergisinin 54. Sayısı Çıktı
Tekirdağ Cezaevi tutsaklarınca elle yazılıp mektuplarla dağıtılan Ümüş Eylül Kültür-Sanat dergisinin Ocak-Şubat-Mart 2025 tarihli 54. sayısı...
Ümüş Eylül Dergisinin 53. Sayısı Yayınla...
Tekirdağ Cezaevi tutsaklarınca elle yazılıp mektuplarla dağıtılan  Ümüş Eylül Kültür-Sanat dergisinin Ekim-Kasım-Aralık 2024 tarihli 53. sayısı...
Düşünsel özgürlüğün Sınırsız Kütüphanesi...
Görülmüştür Kolektifi, Redfotoğraf grubu ve Karşı Sanat, “içerdekilerle dışardakileri buluşturan” ortak bir sergiye daha imza atıyor. Fotoğrafçılar,...

Konuk Yazarlar

MİRİNA DERWÊŞ/ Yılmaz ELAGÖZ
Derwêş , li ser nivînê xwe  razabû. Lihêfek kevn û bipîne li ser wî bû.  Linghên xwe   kişandibûn ber bi zikê xwe ve û destên...
Turist Tavuk mu Kaz mı? Erhan Tığlı
Kazıklarımız buradan oraya yol olur, yollarımızda trafik canavarı bol olur. Acılı kebaplarımızla karnını, acıklı şarkılarla kafasını şişiririz; halis...
Kaç Can Hakkı Olmalı İnsanın? Veli Erdem
                                         ...