
kültür, sanatını kendi doğallığı içerisinde yaşatırken, ideolojik yaklaşım veya etkiler, genelde bazı toplumların kendilerini kanıtlayamama durumlarından kaynaklıdır.
İnsanın kendisi; doğası gereği sanat ve kültür demektir. Bu zaman, çağ, şartlara göre her birey ve toplumun çabasıyla ileriye doğru bir ivme kazanırken, daha çok ulusal yapılar şeklinde devam eder. Ancak tarihi yaşananlardan görebildiğimiz gibi egoist, bencil, çıkarcı, doyumsuz birçok grup ve toplumlar, diğer halklara baskı, katliam, hükümranlık uygulamaları neticesinde, söz konusu halk ve topluluklar ya asimile edilmişlerdir ya da geri bırakılmışlardır. Tam da bu nedenle ekonomik, kültür ve sanatta ideolojileşme başlamaktadır. Ve dünyadaki toplumların çoğu, bu amaçlarla ideolojik hareket etmişlerdir. İdeolojik aşama tamamladıktan sonra, artık ideolojiye ihtiyaç duyulmaz, çünkü her zaman ideolojik hareket etmek, duraklamak ya da donup kalmaktır.
İDEOLOJİ: Her topluluğunun düşünce, kültür ve sanatını kabul ettirme ve meşruluk kazandırmada en etkili siyasal, askeri, teorik ve politik katalizörüdür.
İdeoloji kelimesi; Fransızca “İde ve Yunanca Logos” ifadeleri birleştirilerek oluşturulmuştur. Daha derin kaynağıysa, büyük ihtimalle insan beyninde “İD” olarak yer alan bölümden yararlanılarak var olan bir kelimedir. Bizim İd'imizde toplanan dil, din, inanç, kültür ve sanatsal yapılar, insanın düşünce ve kültürel bütünlüğünün ana merkezi olduğuna göre, bu temelden oluşma ihtimali daha yüksektir. Mevcut düşünsel kültür yapısıyla yaşamaya çalışan insan toplulukları, bazen kendi içlerinde, bazen farklı topluluklar tarafından baskı ve egemenlik altına alınmaları neticesinde, asimilasyona maruz bırakılarak yok edilmişlerdir.
Asimilasyon ve baskıların farkında olan birey, grup, topluluk ve uluslar, kültürlerinin yok olmasını önlemek, geliştirmek ve çevreye kabul ettirmek amacıyla, düşünsel ideolojik politika geliştirirler. Bu yüzden ideoloji, her birey ve topluluk için amaca daha erken ulaşmayı sağlayan en etkili yol ve yöntemdir. İdeoloji ile ilgili bu noktaya kadar bir sorun yok. Çünkü kendisini var etmenin tek etkili yöntemi, ideolojik olarak örgütlenip mücadele etmekten geçiyor. Ve dünyadaki çoğu toplumlar bu şekilde hareket ederek, kendilerini çevreye ve dünyaya ancak kabul ettirmişlerdir. İdeoloji ile ilgili esas sorun, bu aşamanın tamamlanmasından sonra başlıyor.
Bir topluluk, ideolojik askeri ve siyasal teoriye dayanan politik kültürel mücadele sonucunda, tam bağımsız ya da özerk bir statüye kavuştuğunda, artık ideolojiye gerek duymaz. Şartların el verdiği doğrultuda evrensel, demokratik düşünüp, çevre ve dünyayla entegre şekilde yaşar. Buna rağmen bazı birey, grup, topluluk ve uluslaşmış devletler, hâlâ eski ideolojik yapılarına sarılarak hareket ediyorlarsa, kültürel olarak kendilerini tam olarak geliştiremedikleri içindir.
İdeolojinin nereye ve ne zamana kadar etkisinin olduğunu bilmeyen ya da kendi kültür değerlerine güvenmeyen birey, grup, topluluk ve devletlerse, eski ideolojik yapılarında ısrar etmeleri neticesinde, sürekli çevreyle ve dünyayla sorunlu şekilde yaşarlar. Ki buna en somut çarpıcı örnekler, Türkiye ve Orta Doğu ülkeleridir. Söz konusu devlet ve toplumlar, hâlâ Orta Çağ’dan kalma kültürel ideolojik yapıda ısrar ettiklerinden hem kendi içlerinde hem de çevre ve dünyayla zıtlaşarak yaşıyorlar. İfade ettiğim gibi ideoloji ilk aşamalarda, önemli bir siyasal politik mekanizma iken, geçerliliği bittikten sonra ısrar edilmesi ciddi engel teşkil eden bir siyasal sorundur. Her toplum bu gerçekliğin farkında olmalıdır.
Cemal Zöngür
Kaynak:
ALTHUSSERCİ TEORİDE ‘İDEOLOJİ’ KAVRAMININ ANALİZİ: KLASİK MARKSİST ANLAYIŞTAN FARKLARI VE KAPİTALİST DEVLET KURAMINDAKİ ROLÜ
Osman AÇAR
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/2281127
Tarih boyunca devletler iktidarlarının devamlılığını sağlamak ve meşrulaştırmak için birçok argümana başvurmuşlardır. İdeoloji de bu argümanların başında gelmektedir. Tarihsel süreçte farklı bağlamlarda çeşitli anlamlarda kullanılan ideoloji, Althusser ile farklı bir boyut kazanmıştır. İdeoloji Althusser’le birlikte, her şeyi kapsayan, tarih ve zaman dışı, maddi bir yapısı olan bir kavrama dönüşmüştür. Bu bağlamda çalışmanın kapsamını Althusser’in ideoloji teorisi oluşturmaktadır. Bu çalışmayla amaçlanan, Althusserci ideolojiyi ve bu ideolojinin devlet kuramındaki yerini klasik Marksist anlayışla olan farklılıkları da içine alacak şekilde ortaya koymaktır. Çalışmada ulaşılan sonuçta Althusser devletin ideolojik aygıtları ile monist yapıdaki Marksist devlet kuramını düalist yapıya kavuşturduğu görülmektedir. Althusser, klasik Marksist anlayıştan farklı olarak, ideolojiyi salt ekonomik pratiğin uzantısı olarak ele almamıştır. O, ideolojinin felsefi, siyasi ve sosyolojik boyutlarını da göz önünde bulundurarak ideolojiyi ebedi olan maddi bir pratik şeklinde değerlendirmiştir. Ayrıca devlet iktidarı ile devlet aygıtı arasındaki farkı ortaya koymuş, ideolojinin kapitalist sistemdeki rolünü göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Althusser, ideoloji, devletin ideolojik aygıtları, marksizm.






