Birtakım İnsanlar/ Sait faik Abasıyanık
Öyle olmasa bu kadar ince eleyip sık dokumaya lüzum görmez; vakit gece yarısını geçmişti, derdim.
Öyle olmasa bu kadar ince eleyip sık dokumaya lüzum görmez; vakit gece yarısını geçmişti, derdim.
Çünkü
Hüzün gibi bir güzdü
Patikalar dağılmış
Karartılmış o arka sokakta
Elleri yumruklu bir militan ölmüştü.
Gül, kokusuna küsmüş
Rüzgâr dağlara çarparak ölmüştü
Bize kalan o sıcak yangın
Birde yalnızlığımız ve o vefalı öykü
Destanda denebilirdi
İçinde hayat ve ıssızlık vardı çünkü
Yalnızdı, tanığı yoktu, bilinmezdi
Tütün alırdı acımızı her akşam
Bilinmez hangi su kanar, hangi dağ yanardı
Yoksul olan her sokak ve
Her keder yolumuza çıkardı
Yorgunken emekçiler ve sokaklar
çocuklar efsaneler dinlerdi
ejderhalarla dövüşen kahraman masallarını,
ağalara ferman okumuş eşkıyaları,
anlatırlardı dilden dile.
daha tüyü bitmemiş yetimin hakkı,
harbe giden gelmeyenlerin,
dul anaları, eşlerinin toprakları,
ağaların mülkiyetine akardı.
vurulan, sürülen nice lerinin,
kıyımdan geçirilmiş milyonların emeği,
akardı bir avuç zorbanın değirmenine.
kan ter içinde,
damla damla biriktirdikleri,
el işi, göz nuru,
ne varsa ellerinde
haraç mezat bile satamadan
yoksul bir deryanın bağrından geldim
ekinleri çiğnenmiş toprakların,
emekleri ellerinden alınmış,
insanların deryasından geldim
derebeyleri tahtırevanla taşıyan,
topraksız köylülerin toprağından boy verdim
hayatın yaratıcısı emekçi deryasından,
hayatları ellerinden alınmış kadınların,
kaderlerini soyluların çizdiği yüz milyonların ,
uçsuz bucaksız esaretin hüküm sürdüğü,
başları öne eğdirilmiş emekçilerin,
baş kaldırılarından yaratıldım.
Böyle harika, doğal güzellikleri olan bir köye gelinmez mi hiç!
‘Sıdıka aklına şaşayım senin.’ dedim kendi kendime. ‘Sürekli uzak uzak yerlere tatil yapmaya gidiyorsun. Ne işin var? Gelsene Gürleyik Köyüne. Bak halkı da nasıl misafirperver. Eminim seni misafir ederlerdi köylerinde.’
Em koçberên Kurdan in
Çiya, gelî,çolan in
Me re girîn, şîvan e
Em barkêşên derdan in
Ji salane wihaye
Sûr e, seqem û baye
Agir li me dibare
Me re jiyan nemaye
Her rojê de sê dan e
Gelê me re lêdan e
Em Êzîd’in û Kurd in
Warê me Kurdîstan e
Serê me de egal e
Bajara me Şengal e
Xwîn û xezeb dibare
Ev çi rewş û pergal e
Wey wey wey şerê şerme
Me re agir û germe
Sitem û êş naqede
Li me re dîsa cirme
Mehmet Çobanoglu
13.09.2014
Stenbol
Zaman zaman acilde nöbete kaldıkları için orada çalışan hemşirelerin nasıl çalıştıkları hakkında az çok bilgi sahibiydiler. Bir doktor kendi servisine istedi beni. “ Neymiş efendim? Güzel hemşerileri kendi servisine alıyormuş.” Ama ben babacan ve iyi anlaşabileceğim bir doktorla çalışmayı seçtim. Doğum servisinde çalışacağımı ümit ederken, kendimi Üroloji servisinde buldum. İlk bir hafta alışayıp derken zaman hızla akıp gidiyordu.
Lê delalê gul, gulîlka baharê
Ez bendî te me were vê êvarê
Ji te re gîlî, gazindê min hene
Te çima ez xapandim bi her carê
Çav kilê, lêv ziravê baxçê gulan
Qaz û werdekê li ser hemû golan
Te dipêm dereng nemîne zû were
Bendewarê te me bi roj û salan
Lê bihuşta nav war û walatê min
Êşa evîna min ket dilê min
Ji cîhanê destê min neqetîne
Were bibe çare û dermanê min
Ez ketim ber bextê te min bîr neke
Germa evina dilê min sar neke
Sewda xunavê ye li min dibare
Lê ez guneme min belengaz neke
Boşlukta bir noktacığa dönüşür insan… Bazen kin ve nefret nöbetleri gelir, ölümüne karanlığa gömülür. Kendinden vazgeçmiş, kaşarlanmış ruhlar, hiçbir şey olmamış gibi tiyatro oyunculuklarına devam ederler, her seferinde bir o kadar kirlenerek. Onuruna düşkün olanlarda bu öfke büyük bir düşmanlığa bırakır yerini, hayatı daha derinden analiz edenler öfke bile duymazlar, bilirler ki, yara almış ve kirlenmiş ruhların ne kendine ne de çevresine bir yararı olur.
Ailemin de onayını alınca başladım işe. Yazmaya yazdım ya, ilk baştaki yazılarım genel olduğu için problem çıkmadı. Kendimi anlatmaya başlayınca “Şimdi ne gereği var bunların" demeye başladılar. Üzüldüm, moralim bozuldu. “Peki, dedim “sileyim öyleyse…“ Aslında dilim öyle dese de elim silmeye varmıyordu. Yüzümde okunuyordu mutsuzluğum. Anlatmaya çalıştım, “Bakın bunu yapmak istiyorum, hem kendimi buna alıştırmışken nasıl vazgeçerim“ dedimse de memnuniyetsiz yüzleri ikna edemedim.