
İnsanda ve toplumlardaki karakter sapması yalnızca 21. Yy da gerçekleşen bir durum değildir. İlkel komünal, köleci, kapitalist, sosyalist ve modern her çağda, sürekli büyük karakter sapmaları gerçekleşmiştir. Günümüzdeki karakter sapmasının eskilere göre, en büyük farkı hem insan topluluklarının nüfus olarak aşırı derecede çoğalması hem de teknik, iletişim, ulaşım araçlarının astronomik düzeyde gelişmiş olmasıdır. Bu da günümüz dünyasında yaşanan tüm olayları, herkesin duyması ve görmesi sonucunda, sanki öncesine göre daha büyük karakter sapması olduğu kanaatini oluşturmaktadır. Eksi çağlarda benzer karaktersizlikler daha anormal şekilde yaşanarak günümüze gelindi. Örneğin eski çağlarda yaşanan karakter sapmasından, sadece bir örnek verecek olursak; kral tanrılar, peygamberler, imparator ve devlet yöneticileri, ganimet işgali için yaptıkları savaşlarda, kadın erkek demeden insanları köleleştirmekten tutalım, sudan bahanelerle öldürülüp kellelerinden kaleler yapılmıştır. Bu güçlerin arkasından giden tapınmacı bireylerde, kendi gücüne göre çevresine benzer şeyleri yaşattı. Aynı şekilde tiyatro arenalarında insanların aslanlara boğdurularak parçalanmaları gibi.
İnsandaki karakterin güzelliği ve sapması denizlerin şahlanıp dalgalanmasına benzer. Ne zaman iklimsel ve çevresel olaylar şiddetlenmişse, denizlerin dalgalanıp kükremesi sonucunda ulaştığı yer ve canlıları yutup yok etmesinin aynısıdır. Deniz ve doğadaki gelgit olayı sakinleştiğinde her şey normale dönerken, insanlarda bu durum sürekli devam etmekte. İşte insanın duygu, düşünce, istek, arzu ve edimlerinin, denizlerin dalgalanması gibi her an şahlanması neticesinde karakter sapması gerçekleşiyor.
İnsan ilk doğuşuyla ne kadar hayvani özelliklere sahip olsa da iyi ve kötü karakter şekillenmesi, hiçbir zaman kendiliğinden oluşan bir durum değildir. Kişinin beslenme, eğitim, kültür niteliği sosyal varlıklar ve sosyal çevresine bağlı şekillenir. İnsanlığı doğrudan ilgilendiren bu özelliğin, insanlık tarihinde ne zaman, nasıl geliştiğini ve kötüleştiğini anlamak için, önce düşüncenin başlama, gelişim ve sapma metodolojisine bakmak gerekir.
İnsani karakterin kısa tanımını yapacak olursak; maddi ve manevi her şeyin bir sınırı olduğunu, bunu sürekli düşünüp ve sorgulayan eğitim, bilgi, bilinç ve duygusuna güvenerek çevresini rahatsız etmeden, üst ahlâk kurallarına göre yaşamaktır. İfade etmeye çalıştığım tanımın metodolojik tarihine baktığımızda, insanlık karakterini her düşünce, her din ve siyasi görüş kendisine göre şekillendirip, kimin daha karakterli ve kimin karaktersiz olduğu gerçeği çoğu zaman anlaşılmadı. Ve her anlayış kendisinin daha karakterliği olduğunu öne sürerek, tüm gerçekler rahatlıkla alt üst edildi.
Gerçek karakterli kişi ve toplumu anlamak için, insanı insan (Karakterli) yapan felsefelere bakmak gerekir. Bu da insanlık tarihini farklı düşüncelerden tekrar tekrar okuyup incelemekle mümkün. Bizdeki halk deyiminde olduğu gibi, “Kimse demez benim ayranım ekşi”. Her düşünce, din, inanç ve teori kendisine göre ahlâk şekillendirmesi yapıp, birçok şeyde olduğu gibi ahlâk ve karakterde derin yanlışlar, yanılgılar ve vurdum duymazlıklar başını alıp gitmiştir. Karakter sapmasında en büyük etkiye dinler sahiptir. Tek tanrılı dinler dönemine gelmeden, insanların ilkel şekilde düşünmeye başladığı tarihten değerlendirme yaparak, günümüzdeki gerçekliğe gelmeye çalışalım.
M.Ö.65 bin Paleolitik ve M.Ö.30 bin Mezolitik Çağda, insanlar henüz doğru düzgün konuşma dillerini geliştirememişlerdi. Bilinç altında toplanan duygu ve ilkel düşüncelerini kaba saba bozuk ses ve işaretlerle yerine getirdiklerinden, bu çağlarda karakterin iyi ve kötülüğünden bahsetmek doğru olmaz. Yine M.Ö.15 bin Neolitik Çağa gelindiğinde, tarımın icadıyla birlikte insandaki konuşma yeteneğinin epeyce gelişmesiyle, resim yazıları (Hiyeroglif) öğrenmeleri neticesinde, duygu ve düşüncelerini biraz daha düzenli ifade etmeleri, artık iyi ve kötü olayları birbirinden yavaş yavaş ayrıştırdıklarını anlıyoruz. Ki bunun en büyük örneği, insanlığı aile ve topluluk yapan Anatanrıçalığın başlamış olması, iyi karakter ve insanlık tarihindeki en büyük gelişmedir. Bu tarihsel aşamadan sonra kral tanrıcılığın başlamasıyla, insanlar köle ve cariye olarak alınıp satılması, insanlık karakteri gelişmeden yeniden saptırılarak, toplulukların %99’u bu karaktersizliği kutsal tanrı emri görerek yaşadı. Bu da yetmedi tek tanrıcılık felsefesi, insanlığı adeta daha derin bir karaktersizliğe sürükledi.
Dinlerle birlikte doğan merkantalist ve kapitalistler ise, dinlerin uydurdukları yalanları daha da büyütüp süslerken, modernizmi de buna eklemeleri neticesinde, insani karakter doğmadan öldürüldü. Söz konusu peygamberler soyu ve bu soya sorgusuz sualsiz itaat edip hizmet edenler, kutsal kitaplarda yazan yalan ve hileli masallara göre kendilerince iyi bir insan ve karaktere sahibi olduklarına inanmaları, her türlü insanlık dışı muamele ve yaşama sürüklendiler. Bu dinler ve modern kapitalizmin gerçekleştirdiği ahlâkın, iyi bir karakter olmasını beklemek, insanlık tarihinden bir şey anlamamaktır. Daha da can alıcı bir örnekse.
Sözde eğitim ve teknolojiye sahip toplumlar, çıkarları için her şeyi kullanmak mübahtır anlayışı ile, 21.yüzyılda da insanların karaktersizleşmesini sağladı. İlgili kaynaklar şu gerçekleri veriyor bize. Dünya yüzünde yaşayan sekiz milyar insanın %90’ı çeşitli dinlere inanırken, devletlerin bu dinleri her türlü destekleyip itibarlı göstermesi, toplumlarda yeşeren üst ahlâk ve insani karakterin yozlaşmasına en büyük katkıyı sağladı ve sağlamaya da devam ediliyor. Her çağda bu insanlık dışı duruma dur diyen üç büyük felsefenin olduğunu unutmamak gerekir. Bunlardan ilki; M.Ö.8.yüzyılda Zerdüştlüğün Düalist felsefesindeki Aydınlık ve Karanlık teorisi, insani karakter ve üst ahlâkın gelişmesi için her türlü çabayı göstermiş olması. İkinci aşamada; M.Ö.550 ile 479 yıllarında Konfüçyüs’ün iyi ve kötü insan karakterini tarif eden teoriyi topluma öğretmesi. Üçüncü aşamada; M.Ö.4.yüzyıldan itibaren Helenli felsefecilerin tüm zorluklara rağmen, insani düşüncenin gelişmesi için, düşündürmeyi sağlayan ve sorgulayan modern felsefi teoriyi geliştirmiş olmaları. Zerdüştlük, Konfüçyüslük, Helenistik ve Avrupa’da gelişen gerçek entelektüelizmin dışında, özellikle dinler ve devletler eliyle her çağda insani karakter sürekli saptırılmaya çalışıldı. Karakter sapmasında tüm çağlar ve zaman dilimleri, birbirinin aynısı olurken, sadece teknik araçlar ve insan niceliğindeki artışta bir farlılık mevcuttur.
Geçmişte ve Günümüzde Toplumlardaki Karakter Sapmaları:
1-Toplumların %90’ını din ve inançların, yalancı masallarına inanarak ahlâk sahibi olmaları.
2-Düşünüp, bir türlü gerçekleştiremediği kahramanlıkları, gerçekleştirmiş gibi büyük yalanlarla topluma empoze edip, karakter sahibi yapılması.
3-İnsanlar her şeyi düşünebildiği halde, gerçek adaleti hiçbir zaman uygulamaması.
4-Namus ve ahlâktan sürekli bahsedilirken, aileden çevreye kadar her türlü ahlâksızlığın artarak devam ettirilmesi.
5-Devletler başta olmak üzere tüm bireyler, faiz vb. kazançlar haram ya da usulsüz olduğunu bildiği halde, herkesin bu yoldan direkt ve dolaylı kâr elde etmesi.
6-Medeni ve dini yasaların çoğu, tecavüz gibi davranışları yasak ettiği halde, inanan inanmayan çoğu insanların, farklı evlilik ya da ilişkilerde bulunması.
7-Devletler ve bireyler geçmişten günümüze, modern köleciliği sürdürmekte ısrar etmeleri.
8-Ürettiği ya da ticaretini yaptığı ürünleri, yasal oranların dışında satmak.
9-Devlet yönetimlerinden dini, siyasi, örgütsel ve kurumsal yapılarda, en ufak anlaşmazlıkta kişi veya kişilere zarar vermek için her türlü yola baş vurulması.
10-Toplum ve bireylerin büyük çoğunluğu, dostlarının başarısını kolayca kabullenip taktir etme kültür ve karakterine sahip olmaması.
11-Ezberlenmiş veya ezberletilmiş bilgilerle entelektüel, demokrat, çağdaş, ahlâk sahibi olmak.
12-Başkalarını beğenmezken, kendisinin eksikliklerini görmezlikten gelmek.
İnsanlık var olduğu günden bu zamana kadar gerçekleştirdiği karakter sapmalarını, sayfalarca yazmak mümkün iken, şu gerçeği rahatlıkla anlayabiliyoruz. İnsan biyolojik yapısıyla en çok karaktersizliğe açık olduğundan, çoğunluk bu bilinçle hareket ediyor. Bunu önlemenin tek yolu, düşündüren ve sorgulatan eğitime, kültüre sahip olmaktır. Düşündüren ve sorgulatan bilincin dışındaki tüm çabalar, dostlar bizi pazarda görsün misali ile en büyük karaktersizliktir.
Cemal Zöngür
Kaynaklar:
Alaaddin Şenel; İnsanlık Tarihi- İmge Yayınları.
Alaaddin Şenel; Siyasal Düşünceler Tarihi- Bilim ve Sanat.
Friedrich Nietzsche; Basın devletim metresi, adalet de fahişesi olursa, devleti pezevenkler yönetir.
Yapay Zeka Bakışı
Sekiz milyar insanın ne kadarının inandığına dair kesin bir istatistik olmamakla birlikte, 2024 yılındaki bir Facebook gönderisine göre, dünya nüfusunun yaklaşık olarak %33'ü Hıristiyan, %22'si Müslüman, %14'ü Hindu, %7'si Budist ve %12'si de diğer dinlere mensuptur; toplamda dünya nüfusunun %12'sinin ise dini inancı yoktur.
https://tr.wikipedia.org/wiki/Zerd%C3%BC%C5%9Ft
Zerdüşt Felsefesi:
Zerdüştlüğün MÖ 6. yüzyılda formunu tamamlamış en eski tek tanrılı dinlerden olduğu sanılır. Ancak keşfedilmiş olan Ketef Hinnom (Gümüş Muska Yazıtı), aynı yüzyıla tarihlendiğinden, 'formunu tamamlamış en eski tek tanrılı din' görüşü, bir iddia olarak kabul edilebilir olmuştur. Zerdüşt Gatalar'da insanı gerçek (asha) ile yalan (druj) arasında ruhsal mücadele veren bir varlık olarak görür. Asha'nın ana konsepti Zerdüştlük'ün temelini oluşturur.
Buna göre insanlığın diğer bütün yaratılanlar gibi tek amacı doğruluğu muhafaza edip ayakta tutmaktır. Bu amaca hayatın içinde aktif bir rol alarak ve yapıcı düşünce ve fikirlerle ulaşılabilir.
Zerdüştlük bilge dini olarak adlandırılır. Klasik Yunan filozoflarından Herakleitos'un Zerdüşt'ün fikirlerinden etkilendiğine inanılır.
https://tr.wikipedia.org/wiki/Konf%C3%BC%C3%A7y%C3%BCs
Konfüçyüs Öğretisi:
Kongzi bütün eski Çin metinlerini gözden geçirmiş, daha önceki Çin filozof ve düşünürlerinin yazılarını derleyerek yorumlamıştır. Bunların arasında Yi Jing çok önemli yer tutar. Hatta yeniden doğsam hayatımı tümüyle Yi Jing'i anlamaya verirdim dediği, söylenir. Ona büyük bağlılık gösteren ve ondan edebiyat, tarih, felsefe-ahlak öğrenen öğrencileri, ölümünden sonra onun sözlerini ve görüşlerini toplamışlardır. Öğretisi, değişik zamanlarda farklı nitelikte felsefi ve inançsal bir kimlik kazanıp ahlaki-siyasi bir öğreti olarak öne çıkmıştır.
Kongzi öğretisinin ilgi alanı sadece insan ve insan-toplum ilişkilerini kapsar. Bu sistemin temelinde, insan doğasının iyi olduğuna itimat yatar. Kongzi'in kendi ve öğrencileriyle yaptığı konuşmaları toplayan Lun Yu (Çince 論語 / 论语, lùn yǔ / lún yǔ), dört temel kavramı içerir:[kaynak belirtilmeli]
Anaya ve babaya saygı (孝, xiao),
İnsancıllık / merhametlilik (仁, ren),
Adalet (義, yi),
Törenler (禮 / 礼, li).
Anaya ve babaya saygı, büyüklere hürmet, ahlak kurallarının başında gelen erdemlerdir. Her insan bu kurallara uygun yaşamayı amaçlamalı ve bunu çevresine dostça, sevecen, ılımlı, güvenilir, dürüst davranışlarla göstermelidir. Kongzi'ye göre, "Yüce" insan olmanın ilk şartı, bu dört erdeme ulaşılması asla mümkün olmasa da, yılmadan gayret göstermektir. Gerçeği görmek, çaba gösteren herkes için mümkündür. Bunun aracı da Kongzi'ye göre bilgidir. Bilgi sahibi olmak, insanların mevki durumuna göre ayrım yapmadan, herkese açık olmalıdır.
Kongzi'nin öğretisi din değil, eski Wu-geleneğine dayanan etik felsefedir. Öğretisinde kesin bir hiyerarşi söz konusudur. İnsan ilişkilerinde birbirine uyum gösterme silsilesi şöyledir:
Yöneten: Yer ve Göğü izlemeli
Vatandaş: Yönetene uymalı
Genç: Yaşlıya uymalı
Kadın: Kocasına uymalı
Çocuklar: Ana-babaya uymalı
Bu erdemlere ulaşmanın yolu bilgiden geçer. İnsan, hayatı boyunca alçak gönüllülüğünü koruyarak, yeni şeyler öğrenmeye çaba göstermelidir.






