Mehmet Söğüt ağ günlüğü

Dönmeyenlerin Kitabı

Mehmet Söğüt kullanıcısının resmi

Ne anlatılırsa anlatılsın, edebiyatta önemli olan nasıl anlatıldığıdır. Roman kahramanıyla kültürel bir geziye çıkılıyor adeta. Roman kahramanı ilkin İstanbul'dadır. Etrafında ise okuyan araştıran ve araştırdıkça yeni mekânlara yelken açan öğrenciler vardır; Kepler yasalarında evrenin ahengini, ussallığını görürlerken, Beethoven’inin 7. Senfonisiyle de güzellikle birleşen ve devinen ruhsal coşku vardır. Anlatılanlardan 1990 sonrası olduğunu anlıyoruz. O yılların politik atmosferi, özgürlük aşkı anlatılırken, kaba bir politik dili aşması, kitabının önemini duyumsatmayı başarmış.

İnziva, Ayrılık ve Realite

Mehmet Söğüt kullanıcısının resmi

Mem ile Zin’in, Siyabend ile Xece’nin ve Dewreşe Evdi ile Edule’nin yurdudur nasıl olsa. Ölümüne bağlılığın ve cesaretin abideleridir her biri.
    Ondandır ki Kürt yazarların yazdıklarında masalımsı bir hava vardır… Yaşar Aksu’nun J&J Yayınları’dan Yaşlılık İnzivası (Xelweta Kalbûnê) adlı kitabında bunu görmek mümkün. Yaşar Aksu’nun da masal dinleyerek büyüdüğünü görmemek mümkün değil.  Daha ilk öyküsüyle sarıp sarmalıyor, Kürdistan coğrafyasının bitmez tükenmez dramını her cümlesine sinmiş; hüzün ve acıyla birlikte bir direnişin öyküsüdür aynı zamanda.

Suzan Samancı bir ekoldür

Mehmet Söğüt kullanıcısının resmi

Öykü ve romanları inceleme konusu olmuş, Kürt realitesini, Kürdistan gerçekliğini gerek estetik, gerekse kurgusallığının yanı sıra, şiirsel diliyle de haklı olarak edebiyat tarihinde yer edinmiştir.
  Suzan Samancı’nın "Reçine Kokuyordu Hêlin" adlı öykü kitabındaki Berçem adlı öyküsü incelenmeye değer bir öykü, daha ilk satırda bir yazarın güçlü duyarlılığını, ustalığını ve gözlem gücünü görüyoruz. Doksanlı yılların her türlü yıkımı canlanıyor gözlerimizin önünde. Edebiyatta metinler kısaldıkça zorlaşır, iki sayfaya koskoca bir dünyayı sığdırmak, herkesin harcı değil.

Maceralı bir yaşamın öyküsü

Mehmet Söğüt kullanıcısının resmi

Hüseyin Torun’un Ceylan Yayınları’ndan çıkan, ‘’Özgürlüğe Kaçış’’ adlı kitabını okuyorum. Bir değil, birkaç firarın öyküsünü içeriyor.
Devrimci mücadelesini anlatmış. Gözaltına alınışlarını ve her seferinde kaçışını, cezaevine düşüşünü vs...
Kayseri’de gözaltındayken kaçışı çok ilginçtir. Namlı kabadayı Kürt Kazım’ın hışımla karakola gelmesi ve kurtarmaya çalışırken tongaya düşmesi. Olay trajik olduğu kadar da ironiyi içeriyor.
Halkın, özellikle de kadınların faşistlere karşı koyuşunu görüyoruz. Olaylar tüm detaylarıyla anlatılmış.

Son Vaaz Dördüncü Bölüm

Mehmet Söğüt kullanıcısının resmi

Birbirlerinin pervanesi olmuşlardı. Etrafında döndükleri aşk ateşi yakıcı değildi. Tam tersine, taze kan pompalanıyordu yüreklerine.
Görüşemeden edemiyorlardı. Yeni bir kapı aralanmıştı önlerinde. O kapı onları alıp rengârenk dünyalara götürecekti. Hissediyorlardı tüm bunları; mutlu olacaktılar.  Kasabalarına sık sık gelmeye başlamış ve gittikçe de birbirlerini deli gibi sevmişlerdi. Sonunda ailelerin onayını alarak evlenmiştiler. Kağnının tekeri bir taşa denk gelmişti. Şaklama sesiyle kendine geldi. Ded Leon’a baktı.

Son Vaaz Bölüm II

Mehmet Söğüt kullanıcısının resmi

Al yanakları pembeleşti. Fazla dayanamadı bıraktı kendini. ‘’Benim değerli kızım niye ağlıyormuş?’’

‘’Sevinçten ağlıyorum baba. Yaşamın boyunca kimseye zarar vermemişsin. Kimsenin kalbini kırmamışsın. Artık öldüğünde ruhun gidip bir bedene tutsak olmayacak. Ruhun, o ışık deryasında sonsuz sevgiyle birleşecek. O yüce ışığa karışıp sonsuzluğa akacaksın. Bundan daha büyük bir onur olabilir mi?’’

Son Vaaz

Mehmet Söğüt kullanıcısının resmi

1207’de vahşetin emareleri görülmüştü aslında. Ciddiye almamışlardı Katharlar. (Şimdiden sonra Arınmışlar diyeceğiz onlara.) Frank ülkesinin kuzeyi sakindi. Bir rüyayı ciddiye alıp kurulu düzenlerini bozamazlardı.

Sayfalar

RSS - Mehmet Söğüt ağ günlüğü beslemesine abone olun.