Sibel Karakız ağ günlüğü

SADAKA DEĞİL, SADIK DOST!

Sibel Karakız kullanıcısının resmi

“Sık sık sadaka veriyorum. Verdiğim sadakalar yüzünden şimdi hayattayım!” dedi kaza yerine koşanlara. Kalabalıktan biri dayanmayıp sordu:
“Kimlere veriyorsun sadakayı?”
“Bildiğin dilencilere verilen sadaka değil benimkisi. -Hoş dilencilere de vermiyor değilim!- Yani sadece maddi değil demek istedim.”
“Merak ettim doğrusu, nasıl sadaka verdiğini?”

SEVİNÇ BALONLARI

Sibel Karakız kullanıcısının resmi

Zordur bu ülke vatandaşı olmak, gerçekten çok zor! Hele hele; Çocuk olmak... Genç olmak... Kadın olmak…
 
Genç olursun, daha dünkü genç EREN gibi vurulursun…
Konuşamazsın,
Küçük gelin olursun,
Küçük işçi olursun,
Taciz edilirsin,
Giyiminle yargılanırsın,
Mucit olur desteklenmezsin,
Olmadık örgütlerin içine çekilmek istersin…
Sorgulayamazsın…
 
Oysa, o aydınlık ve tertemiz yüreğinize bırakmayı ne de çok isterdim bu dünyayı:
Çocukluğunuzdaki, neşenizi saçabilseniz…

Tecavüz

Sibel Karakız kullanıcısının resmi

 
TECAVÜZ
Sınava bir gün kalmıştı. Yıllarca verdiği emeğinin karşılığını almak istiyordu artık. Her şey yolundaydı. O son günde, kitabı kalemi bırakmış, yorulan zihnini dinlendiriyor, gireceği sınava yoğunlaşıyordu. Hanife, tam da o gün Elif’i ziyarete geldi. Hem sınıf arkadaşı, hem komşuydular. Sınavla ilgili sohbet ediyor, bir yandan da çaylarını yudumluyorlardı.
“Elif ’cim, eminim ikimiz de aynı üniversiteyi kazanacağız. Şimdiki gibi üniversite hayatımız da birlikte geçecektir.” dedi Hanife.

Cemrenin Suya Düştüğü Gün, Anıların Hayat Buluşu

Sibel Karakız kullanıcısının resmi

Bir süre etrafı seyretti. Sokaklar yağışlı kış günlerine nazaran daha hareketliydi. Karşı binada oturanlar çoktan piknik sepetini hazırlamış arabalarının arkasına yerleştiriyorlardı bile. Genç anneler küçük çocukluyla parkta koşuşturuyorlardı.  “Böyle bir günde evde durulmaz, işlerin canı cehenneme” diye mırıldandı, kendi kendine.
O günün,  cemrenin toprağa düştüğü gün olduğunu hatırladı birden. “Hoş geldin İlkbahar bugün seni kutlamalıyım.” diye mırıldandı tekrar. Hızla salona daldı. Gazete okuyan Asım Bey’in tepesine dikildi:

GİZEMLİ GÜNEYDOĞU!

Sibel Karakız kullanıcısının resmi

Her gittiğiniz yerde iki veya üç yıl, bazen bir, bazen de beş yıl kalabiliyorsunuz. Bölgeye göre değişiyordu kalacakları bu süreler.
O sene Naci ve Ayşegül’ün tayinleri Güneydoğu’ya çıktı. Daha önce hep büyük şehirlerde çalışmışlardı. Özgürlük ve modern hayattan uzak, dışa kapalı küçük bir şehre nasıl ayak uyduracak, nasıl yaşayacaklardı bilemiyorlardı.  Bambaşka, gizemli bir dünyaydı Güneydoğu onlar için.

Doğan okuyacak...

Sibel Karakız kullanıcısının resmi

Küçük ve yemyeşil çimlerle ve rengârenk çiçeklerle kaplı bir tepenin etrafına çember gibi sıralanmış tek katlı evler! Her evin önünde bulunan birer ikişer dönüm bahçelerde; domates, patlıcan, biber, fasulye kabak, salatalık gibi birçok sebze ve incir, nar, dut gibi birçok meyve ağaçları bulunmaktaydı. Bahçeler ile tarlaların sınırı bölen; şırıl şırıl akan ırmak içinde ise Kara Balık ve Yılına Balığı yaşamaktadır. Irmaktan sonra gelen uçsuz bucaksız pamuk, buğday, pancar, mısır, soya ve biber tarlaları bulunmaktır.

Babanız ne iş yapar?” diye sordular, ben üç defa yalan söyledim!

Sibel Karakız kullanıcısının resmi

Babamla tanışıklığım tüm bundan ibaretti.
Ortaokula başladığım gün okulu bırakmak istedim. İlk derse gelen öğretmen, herkese teker teker “Babanız ne iş yapıyor?” diye soruyordu.
Sıra bana gelecek diye korkudan kalbim küt küt atıyor ve ne diyeceğimi bilemiyordum. Biraz üstüme gelseler hüngür hüngür ağlayacağım. Ve sıra bana geldi:
 Ayağa kalktım, kısık bir sesle “Çiftçi” dedim ve yerime oturdum. Tüm öğrenciler birbirine yabancı gibi bakıyor, pür dikkat, herkesin babası ne iş yapıyormuş, merakla birbirlerini dinliyorlardı.

Sayfalar

RSS - Sibel Karakız ağ günlüğü beslemesine abone olun.