Hayatın İçinden Edebiyat Bahçesine/ Saadet Erdoğan
Geriye dönüp baktığımda çoğu zaman elimizde olmayan nedenlerden dolayı hayatımız şekillenmiş. Sizinle de tanışmak böyle bir vesileyle olmuştu.
Geriye dönüp baktığımda çoğu zaman elimizde olmayan nedenlerden dolayı hayatımız şekillenmiş. Sizinle de tanışmak böyle bir vesileyle olmuştu.
diye mırıldana mırıldana acıdığı, destek vermeye çalıştığı bir avuç silahsız gerilla.
''Yok'' dedim, ''Sağ ol, sağ ol, benim var''
''Olsun sonra kullanırsın'' dedi titrek sesiyle.
''Peki'' dedim, ''Ver bir tane''
Uzattım parayı, sevindi. ''Mendil kalsın'' dedim, gücendi.
''Olmaz öyle şey, ben dilenci değilim''
''Peki'' dedim, ''Peki, kızma''
Aldım mendili elinden sordum: ''Adın ne senin?''
''Murat'' dedi, ''Murat ama arkadaşlar 'İnce', der zayıfım ya hani.''
''Annen, baban yok mu senin?''
''Bilmem, vardır herhalde. Hiç görmedim ki.''
''Peki nerede yaşıyorsun sen? '' dedim.
Ta ki yurt dışındaki eşim ve kızımla iletişim kurmak için oğlumun sayfasını kullanmaya başladığımdan beri. Şöyle oldu:
Bu gün katliamlara karşı tüm Batı dünyası Paris’te yüzbinlerin katıldığı bir mitingde bir araya geldi ve “teröre karşı birarada” görüntüsü verdi..
Avrupa ülkelerinde son yıllarda görülmeyen bu kanlı saldırıda içlerinde 80 yaşında Georges Wolinaki ve 76 yaşındaki Jean Cabut da olmak üzere birçok karikatürist, sanatçı, yazar katledildi. Fikir özgürlüğünün sonuna kadar savunulması, insan yaşamının, özellikle de aydın, yazar, sanatçı ve sivillerin korunması, teröre karşı birlikte hareket edilmesi, son derece yerinde, anlaşılır tavırdır.
"Kandıra F Tipi Cezaevi’nde bulunan Komünist Parti İnşa Örgütü"nü 1996 yılında kurduğu gerekçesiyle tutuklanarak müebbet hapis cezası alan ve 19 Aralık 2000 tarihindeki cezaevi operasyonu sırasında gaz bombalarından birinin göğsüne isabet etmesi sonucu KOAH hastalığına yakalanan Mehmet Canpolat, yaklaşık 38 gündür kaldırıldığı Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yatmaktaydı.
Yaralı yüreğimde kan akıyor
Canlar ne olacağım belli değil
Kimse de benim halini sormuyor
Ah gece mi gündüz mü belli değil
Hazan geldi yapraklar dökülüyor
Yaralı yüreğin derdi bilinmez
Şimdi o al gülün dalları bomboş
Bülbülün ne yapacağı bilinmez
Oy benim dertli divane yüreğim
Ne bağ ne gül ne gülistanım kaldı
Baş kaldırmış bir kara kış geliyor
Dertten, kederden başka nem kaldı
Ben dünyaya geldikten sonra da, diyet ödemek için yedi yıl kurban kesilmiş. Üç aylık bebekliğimden itibaren, yedi yaşıma kadar olan fotoğraflarımı bu kurban törenlerine borçluyum ayrıca.
...
Taranma korkusu içinde ilerliyoruz. Taş yapılı eski bir evi geçerken, kafesli penceresinden, ince, esmer bir gelin, sağ yumruğunu sol avcuna vura vura küfretti bize. Uzaktı, ne dediği anlaşılmadı. Musa Dayı, arka kapağın üstünden bacağını uzatmakla yetindi. Mesajı alan kadın, başı kopmuşçasına çırpındı. Askerler, bu sessiz filmden habersiz, Musa Dayı'ya baktılar.
Kapıçam'a yetiştiğimizde kurtulmuş olmanın ve özgürce solumanın zevkini tattık.
''Ohh be dünya varmış!''
Her birinin elinde bir tabanca… Apocu olarak bilinen, koca kulaklı, esmer olanı okuldan, diğerlerini de örgütlerinden tanıyordum. Güldük, küçümsedik onları.
''Maceracılar!''