HERKESE MERHABA/ Saadet Erdoğan
Ta ki yurt dışındaki eşim ve kızımla iletişim kurmak için oğlumun sayfasını kullanmaya başladığımdan beri. Şöyle oldu:
Ta ki yurt dışındaki eşim ve kızımla iletişim kurmak için oğlumun sayfasını kullanmaya başladığımdan beri. Şöyle oldu:
Bu gün katliamlara karşı tüm Batı dünyası Paris’te yüzbinlerin katıldığı bir mitingde bir araya geldi ve “teröre karşı birarada” görüntüsü verdi..
Avrupa ülkelerinde son yıllarda görülmeyen bu kanlı saldırıda içlerinde 80 yaşında Georges Wolinaki ve 76 yaşındaki Jean Cabut da olmak üzere birçok karikatürist, sanatçı, yazar katledildi. Fikir özgürlüğünün sonuna kadar savunulması, insan yaşamının, özellikle de aydın, yazar, sanatçı ve sivillerin korunması, teröre karşı birlikte hareket edilmesi, son derece yerinde, anlaşılır tavırdır.
"Kandıra F Tipi Cezaevi’nde bulunan Komünist Parti İnşa Örgütü"nü 1996 yılında kurduğu gerekçesiyle tutuklanarak müebbet hapis cezası alan ve 19 Aralık 2000 tarihindeki cezaevi operasyonu sırasında gaz bombalarından birinin göğsüne isabet etmesi sonucu KOAH hastalığına yakalanan Mehmet Canpolat, yaklaşık 38 gündür kaldırıldığı Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yatmaktaydı.
Yaralı yüreğimde kan akıyor
Canlar ne olacağım belli değil
Kimse de benim halini sormuyor
Ah gece mi gündüz mü belli değil
Hazan geldi yapraklar dökülüyor
Yaralı yüreğin derdi bilinmez
Şimdi o al gülün dalları bomboş
Bülbülün ne yapacağı bilinmez
Oy benim dertli divane yüreğim
Ne bağ ne gül ne gülistanım kaldı
Baş kaldırmış bir kara kış geliyor
Dertten, kederden başka nem kaldı
Ben dünyaya geldikten sonra da, diyet ödemek için yedi yıl kurban kesilmiş. Üç aylık bebekliğimden itibaren, yedi yaşıma kadar olan fotoğraflarımı bu kurban törenlerine borçluyum ayrıca.
...
Taranma korkusu içinde ilerliyoruz. Taş yapılı eski bir evi geçerken, kafesli penceresinden, ince, esmer bir gelin, sağ yumruğunu sol avcuna vura vura küfretti bize. Uzaktı, ne dediği anlaşılmadı. Musa Dayı, arka kapağın üstünden bacağını uzatmakla yetindi. Mesajı alan kadın, başı kopmuşçasına çırpındı. Askerler, bu sessiz filmden habersiz, Musa Dayı'ya baktılar.
Kapıçam'a yetiştiğimizde kurtulmuş olmanın ve özgürce solumanın zevkini tattık.
''Ohh be dünya varmış!''
Her birinin elinde bir tabanca… Apocu olarak bilinen, koca kulaklı, esmer olanı okuldan, diğerlerini de örgütlerinden tanıyordum. Güldük, küçümsedik onları.
''Maceracılar!''
'Faşistlerin yüzüne tokat gibi inmeliyiz bugün!'' Kişiliğine hayran kaldığım Yüzbaşıoğlu'na üzülüyor, faşizme karşı yürümenin onuruyla da teselli buluyordum.
Aralık ayıyla uyuşmayan güneşli bir gün. Komşu illerden gelmiş öğrenciler, özellikle de kızlar, vahşi bir ormanda yürüyormuşçasına ürkektiler.
-Duyduk duymadık demeyin, bundan sonra partiye gelen *DGB'lileri kolundan tuttuğum gibi merdiven boşluğuna...!
Hüseyin Esendemir ve İsmet Temizsoy'la oturup bir çareyi hal düşündük. Bas-bariton sesiyle bir dizi öneride bulundu Esendemir.
-Vallaha adamlar haklı, eskiden böyle miydi? Geçen kurultayda, Hasan Yalçın bizden ''Örnek arkadaşlar'' diye söz etmişti. Şimdi öyle mi, başını alan yukarı... Ne varsa yukarıda?
-Gençliği ilgilendiren özgün politikalar geliştirmeliyiz.
-Peki nasıl? dedi İsmet, kendini beğenmiş bir edayla.
Komünistler ölmeden önce mutlaka Müslüman mezarlığında bir parsel arsa / mezar yeri satın almalı ve dolayısı ile illa “bu dünyada bir mülk sahibi” olmalı mıdır?
Kargadan başka kuş, mezara gömülmek dışında başka “cenaze kaldırma” ve “yitirilene veda” biçimi yok mudur?
Bugün gazetede okudum:
Komünist Ovacık belediye başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu, değerli yazarımız Vedat Türkali’ye bir mektup göndermiş:
“Halkların kardeşliğine, barışa ve bu dünyanın gelip geçiciliğine vurgu yapmak istiyoruz”
demiş.