KÖR TİMSAH
Kör dişleriyle beni ufalıyarak, ancak o küçük karın çukuruna atabilirdi.
Kör dişleriyle beni ufalıyarak, ancak o küçük karın çukuruna atabilirdi.
Evimizin sırtını dayadığı Gola Ostoro Dağı’nın eteklerini eğile büküle dolanıp giden eski bir kağnı yolu vardı. Öğle miydi, sabah mıydı hatırlamıyorum o yola girdim. Tanrı’yı bulmaya, onunla konuşmaya gidiyordum. Masal ustası yataktaydı, dili tutulmuştu, çok sevdiği tütün tabakası, piposu boynu büküktü. Büyüdüğümüz o evde sanki her şey gözden ibaretti. Birkaç ay içinde olmuştu, yüzü erimiş, gözleri kocaman olmuştu. Sırtında taşlar taşıyarak evler yapmıştı, etrafında sıra sıra kavak, erik ve dut ağaçları dikmişti.
Bir çivi de ben mi desem yoksa demesem mi?
Tanrının yarattığı ee mükemmel canlının sen olduğuna inansam mı, inanmasam mı?
Seni mi inkâr etsem yoksa seni yaratanı mı?
Ya da, ikinizi de yok sayıp kurtulsam mı? Nereden tutsam bilemiyorum. “Bu bir rüya olmalı“ desem değil. “Bu gerçek diyorum“ dayanamıyorum. İstemediğiniz bir nefes alışın ve o yaşamın saray efendilerini ayakta tutan direklere çivi olmak nasıl bir duygu? Ve sizi çakan çekicin sapını tutan elin size ait olması ne acı değil mi?
“Xece nine ne olursun benim kuyruğumu bana geri ver, ben işimi hep bu kuyruğum ile yapıyorum” demiş.
Nine, tilkiye “Git içtiğin sütümü getir, sana kuyruğunu geri veririm” demiş.
Tilki gider ayak keçiye yürümüş. Yalvarmış yakarmış. “Keçi kardeş. Bana biraz süt ver. Sütü getirip nineye vereceğim. Nineden kuyruğumu geri alacam. Kuyruğum ile işimi yaparım” demiş.
Keçi: “Tilki tilki pis tilki git bana biraz yaprak getir. Yaprağı yiyecem bana süt gelsin. Şu iriyarı memelerime süt dolsun ki sana süt vereyim” demiş.
Arkadaşlarımın çoğu emekli öğretmen. Hepsini saygıyla selamlıyorum. Ben böyleyim işte. Açık sözlü bir yazarım. Huyum kurusun.
Herkesin bir Dersim’i var. Dersimlinin dahi pek çok Dersim’i var. Bu kavgada gerçek ne, kim haklı kim haksız inanın bana tarihin hiç bir kesitinde anlaşılmayacaktır. Neden mi, Jele hikâyesinde anlattığım gibi Dersimli dahi gittiği yerlerden Dersim’e dair anlatılan fikirlerle geri döndü, birisinin elinde Kemalizm, birinin elinde Kürt sopası, ne kadar Ermeni ya da Zaza’yız tartışması, üst üste, iç içe kavga edip gidiyor.
Gözlerimde yaşlar sızıyor istemesem de. Yavaşça kalktım yataktan, kapıyı açtım. Sabah olmak üzere... Çıktım dışarıya.
Koştuum… koştuum… Durmadan koştuum! Önüme bakmadan, karşıma bakmadan, nereye gittiğimi bilmeden koştum. Çıplak ayakla koştum. Ayak tabanlarımı acıtan çakıl taşlarına ve nefesimin tükendiğine aldırış etmeden koştum. Acılarım arkamdan koşuyor, sanki beni kovalıyordu. Birazcık yavaşlasam yine omuzlarıma çullanacak beni yavaşlatacaklardı sanıyordum. Kaçıyordum her şeyden. Tek başıma savaşmaktan bıkmış usanmıştım.
8 Kasım 2014 Cumartesi günü, Greenpeace'in çağrısına uyarak Soma'nın Yırca Köyüne gittik.
Aylardır, kamulaştırılıp termik santral yapımı için Kolin Şirketine peşkeş çekilen zeytinliklerini kurtarmaya çalışan Yırcalıların yanına.
Şirketin özel güvenlik güçlerince kadın erkek, yaşlı demeden yerlerde sürüklenen, demir çubuklarla dövülen, gençleri dağa kaldırılan, danıştay kararı gelmeden birkaç saat önce, gecenin karanlığında 6000 zeytin ağacı kesilen Yırcalıların yanına.
Kurtlar kuyrukları omuzda, itler apış arasında gezermiş. İtlerin sesi çıkmazken, kurtların uluması dağları inletirmiş.
''Ceddimiz kurt neslimiz kurt / Hep kahraman Kurt milleti''
İtler, kurtları kin ve nefretle dinler, derin derin iç çekerlermiş. Yılları aylar, ayları günler kovalamış. İtler çoğaldıkça çoğalmış. Dağlara,vadilere sığmaz olmuşlar. İtlerin padişahı tekmil itlere haber salmış. ''Tez elde toplanıla!''
Geniş Zaman Olumlu: