DOSTUMDUN DOSTUMSUN
birden uğrardı. Ben buna bir isim bulamamıştım o zaman
birden uğrardı. Ben buna bir isim bulamamıştım o zaman
Cengiz Gündoğdu’nun, “Bu kitabın konusu, Adnan Özyalçıner’in öykücülüğünü bilimsel diyalektik maddeci öğretiyle ele almaktır.
Madde 542: Yazarların yazma serüvenlerinden alınacak çok dersler vardır. Hele içinde yazma arzusu harlananlar açısından bulunmaz deneyimler taşımaktadır. Her yazarın ortak paydası olabilecek teknikleri olsa da kendine özgü özellikleri de mevcuttur.
Madde 543: V. Woolf şöyle der; “Roman okumak, zor ve karmaşık bir sanattır. Roman yazarının, o büyük sanatkârın size sunduklarından sonuna kadar faydalanmak istiyorsanız, muazzam duyarlılıkta bir algıya sahip olmakla kalmamalı, muazzam gözü peklikte bir hayal gücüne de sahip olmalısınız.”
DUVAR YAZISI EDEBİYAT KAYINTISI
LIII - LIV
Madde 521: Sartre, “Edebiyat Nedir?” eserinden:
Öncellikle şiddetin kendiliğinden ortaya çıkmadığına hemfikir olmamız gerekiyor. Şiddet, yavaş yavaş organize olan, yerine göre çeteleşen yerine göre devletleşen bir ifade etme biçimidir. İfade etme yöntemler daraldığında şiddet bir ifade etme biçime evrilir.
Bizim en büyük eğlencemiz sokaklarda, ya da kapı önlerinde ve müsait olan her yerde hep beraber oynamaktı. Sokakta oynamak diye bir kavram vardı yani. O zaman kafelerde, alışveriş merkezlerinde buluşmazdık. Okula arkadaşlarımızla gider, birlikte çıkar, oynaya zıplaya yürüyerek gelirdik. Servis falan yoktu. Hatta öyle olurdu ki çantalarımızı kaldırımlara koyar oyuna bile dalardık. Annelerimiz ya da aile büyüklerimiz bu durumu bildiklerinden bizlere ekmek arası bir şeyler hazırlar gönderirdi.
Sana anlatmaya devam ediyorum, aşkı anlatacağım. Neden ama? Aşkı fazla mı önemsiyorum? Sınıf mücadelesinde aşkın yeri nedir? Bunca kıyım içerisinde aşka yer var mı? Aragon mutlu olabilir miydi? Ben nasıl mutlu olabilirim?
Beni yadırgıyorsunuz, söylediklerinizi duyar gibiyim: Kavgada aşka yer yok! Reddediyorum, aşk yoksa kavga da yok! Eylül şiirlerinde söylemiştim:
eylülün gölgesinde yazdıklarım
aşk şiirleridir
denebilir ki neden kavga şiiri değil
ya kavganın kendisi aşk değil mi?
Belki bir elinde mutluluk olacak bir elinde umut,
Hangisini bana bahşedecekti hayat dedikleri zaman
Mutluluk mu yoksa mutluluğa duyulan umut mu? Umutsuz mutluluk olmazdı ya zaten!
Umut düştü benim payıma da! Umut etmek, umutla yaşamak…
Umut nedir peki? Siz de hiç düşündünüz mü? Bir mutluluk mu yoksa acı çekmek mi?
Yoksa sadece bir çaresizlik mi umut! Neydi?
Kuşadası Güzelçamlı’daki masmavi bir denizin kıyısında berrak dalgaların arkasından gelecek Sevda gemisini beklemek mi umut?
Umut neydi ki bana hayat umut etmeyi öğretiyor?
Öyle alanlar vardır ki sadece bulunmak bile size mutluluk verir. Bir obje ya da bir anı, belki bir koku sizi evinizde hissettirir.
Böyle alanlara kavuşmak çok zor değil. Sadece içinizden gelen sese kulak verin.
Uzmanlar der ki; sevginin ağırlığını en fazla hissettirdiği duygu güven, en az hissettirdiği ise korkudur.
Şöyle bir örnek verecek olursak, sevgiyi bir tahterevalliye benzetirsek ağırlık güven tarafında olduğu zaman korku, korku tarafında olduğu zaman da güven aşağıdadır.
Ulaştırır bizi yıldızlara
Katıksız gerçekleri şarkısında
Söylerken bir insan ölmek pahasına
Anlamını bulur o şarkı damarlarında atarken
Şarkım ne gelip geçici övgüler dizer
Ne de başkalarına ün katar
Yoksul ülkemin kök salmıştır toprağına
Orada her şeyin bittiği ve başladığı yerde
Söylerim o her zaman yiğit ve derin
Sonsuza dek yeni olacak şarkıyı.” Victor Hara