“ÖZGÜRLÜĞÜN SESİ” 11 TEMMUZ'DA MANNHEİM'DA AÇILIYOR
50 MAHPUS VE 50 FOTOĞRAFÇININ BİRLİKTE HAZIRLADIĞI SERGİ “ÖZGÜRLÜĞÜN SESİ” 11 TEMMUZ'DA MANNHEİM'DA AÇILIYOR
Adresse: Die Hüte Maulbeerinsel (WSV-Wiese) Lauffener Str. 68259 Mannheim
50 MAHPUS VE 50 FOTOĞRAFÇININ BİRLİKTE HAZIRLADIĞI SERGİ “ÖZGÜRLÜĞÜN SESİ” 11 TEMMUZ'DA MANNHEİM'DA AÇILIYOR
Adresse: Die Hüte Maulbeerinsel (WSV-Wiese) Lauffener Str. 68259 Mannheim
iç içe geçmişse, özgürlükler garantide değilse anayasa yok demektir. Kuvvet kimdeyse o hâkimdir.”[1]
Durmadan, anayasa tartışılır coğrafyamızda, ulu orta ve konjonktürel dalgalanmalara bağıntılı olarak. Anayasa tartışması “İyi” midir? Halkın ihtiyaçlarına yanıt verdiği sürece; “kötü” müdür, nafile özellikler yüklenilip, içeriği boşaltıldıkça!
“İlk ve Orta Çağ'da çoğu toplumlar kendilerine göre dinler icat ederek yaşamışlardır. Yeni Çağ'da ise akılcı toplumlar, başkalarının dinlerini reforme ederek sahiplenip faydalanmışlardır. Türk, Kürt ve Farslar, Araplardan ileri özelliklere sahip oldukları halde, İslam gericiliğini Araplardan daha radikal şekilde sahiplenmeleri, dünyada başka örneği bulunmayan bir yozlaşmadır”.
ve başkalarının
yalnızlığına karşı yazar.”[1]
Yazmak, yaşam serüveninin tarihe tanıklığı, taraflığıdır; hem de “Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmazsam deli olacaktım,”[2] satırlarındaki tutkuyla ve “Edebi eserler, insanı yeni ve mesut, başka iyi ve güzel bir dünyaya götürmeye yardım etmiyorlarsa neye yarar?” sorusuyla Sait Faik Abasıyanık’ın…
Kuşkuya yer yok: Yazmak yaşamak, hesaplaşmaktır yaşananlarla, yaşatılanlarla…
TUTSAKLARIN UMUT METAFORLARI: ‘KARANLIKTA KAHKAHA’
Uzun yıllardır cezaevindeki siyasi tutsaklar ile dayanışma gösteren ve bu noktada sanatsal faaliyetler yürüten Görülmüştür Kolektifi ve Redfotoğraf Grubu, Karşı Sanat'ın girişimiyle farklı cezaevlerinde kalan tutsakların çalışmalarını konu alan “Karanlıkta Kahkaha” adlı yeni bir sergi hazırladı.
Bu sergide, uzun yıllardır cezaevinde tutulan yazar, şair, ressam ve mimarlar ile farklı coğrafyalarda yaşayan fotoğrafçıların “umut” imgeleri bir araya getirildi.
Öncelikle toplulukları belirli kural, düzen ve ahlaki ölçülerde yaşamasını sağlayıp, ulus olma niteliğine kavuşturan dört temel yapıyı hatırlayarak başlayalım. Bunlar Maddi Hukuk, Ahlak, Din ve Görgü kurallarıdır. Bir ülke ve toplumda ahlaki çöküntü başlamışa, o toplum ya dağılıp yok olur ya da bölgenin ilkesiz ve en ufak değeri olmayan sürüleri gözüyle bakılır.
Öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının, hemen hemen tüm maddeleri birbirini boşa çıkaran, çelişen ve kavram karmaşasına sahip olması, her şeyi olduğundan daha zora sokandır. Gerçek Adalet ilkesine göre toplumu yönetmek isteyen siyasi düşünceler, başta anayasa olmak üzere çoğu yasa ve kanunları kaldırıp, çağın gerçekliğine ve gerçekçi sosyal demokrasi kültürüne uygun yasalar yapmakla mümkündür. Yeni Anayasa yapılmadan, istisna yönetici bireylerin dışında başarılı yönetim performansı göstermek, oldukça zor bir iştir.
Herkes kendinde eksik olanı arar; tıpkı ezilenlerin eşitlik, kardeşlik ve barışı aradığı gibi…
Bu elbette sınıflı-sömürücü zorbalık koşullarında “Et pium desiderium” ya da Türkçesi ile “Gerçekleşmesi olası olmayan gelecek veya geçmiş bir şeye duyulan derin hasret” hâlidir.
Ki bu da ezen/ ezilen ilişkileri sürdükçe eşitlik, kardeşlik ve barışın imkânsızlığına işaret eder.
Bu yeterli değil mi?”[1]
Eduardo Galeano’nun, “Politikacılar, konuşur ama hiçbir şey söylemezler. Seçmenler, oy kullanır ama seçemezler,” diye betimleyip; Lucy Parsons’un da, “Zenginlerin servetlerini oylamanıza izin vereceğine asla inanmayın,” vurgusuyla tarif ettiği, burjuvazinin seçim(sizlik) kargaşasının ardından,[2] gerçek gündemimiz olan 1 Mayıs 2024’ün arifesindeyiz.
hayat bu,
bazı şeyleri de hatırlar.”[2]
Kanımca, “Serius est quam cogitas/ Vakit sandığından da geç” diye betimlenmesi gereken bir eşikteyiz; “Cennete giden yol cehennemden başlar,” vurgusundaki üzere Dante Alighieri’nin…