Barış Süreci ve Siyasi Anlayışların Samimiyetsizliği
Buna rağmen emperyalistler çıkarları gereği barış, demokrasiden bahsetmedikçe, Türkiye gibi ülkelerde kimsenin barıştan dem vurmaması, toplumunun sürü gibi yönetildiğinin en somut kanıtıdır.
Buna rağmen emperyalistler çıkarları gereği barış, demokrasiden bahsetmedikçe, Türkiye gibi ülkelerde kimsenin barıştan dem vurmaması, toplumunun sürü gibi yönetildiğinin en somut kanıtıdır.
Derginin bu sayıdaki dosya konusu ise Gülten Akın. Bu sayıda dosya yazarları Asya Akkaya, Bircan Çelik, Kamber Değirmenci, Murat Bjeduğ
Sözyüzü dergisinde ayrıca Nar sayfası adıyla kadın üzerine yazılar da yer alıyor. Türkiye’de Kadın Hakları başlıklı yazısıyla Sinem Nazlı Demir yer alıyor.
Öykü, şiir ve deneme yazılarıyla katkıda bulunanlar,
üst ulusal bir kimlikle bunu anayasal olarak uygulamasıdır. Bunun dışında çeşitli kelime oyunlarıyla üstün din ve ırkçılığa dayanan tüm siyasal yapılar, faşistlikten başka bir şey değildir. Türkiye devlet yönetiminin yaptığı gibi bizim Kürtlerle, Alevilerle, Ermenilerle, Yahudilerle, Rumlarla bir sorunumuz yok, hepsi bizim vatandaşımız derken, tüm insani haklarını yasaklayıp her on yılda fiziki ve psikolojik katliamı sürdürmesi, eşi benzeri görülmemiş bir faşizm türüdür. Artık insanlar bu gerçeği görüp ona göre tavır almalıdırlar.
Bugün 4 Kasım. Yepyeni bir pencereden bak bu sabah hayata. Çocuk masumiyetiyle, genç kalbinle, barış duygularınla, sevgi kalbinle ve bayram sevinciyle karşıla yeni doğan günü ve haftayı.
Gülümse! Hayata, geçmişe, yarınlara, umutlarına gülümse! Hatalarından dersler çıkartmayı öğrenmelisin. Unutma! Hayatta hata diye bir şey yoktur aslında.
Bizim hata sandığımız bütün o yanılgılara büyüklerimiz bu işe “tecrübe” diyorlar. Koyup önüne eksik yanlarını aynada kendine bakar gibi iyi bak.
en büyük sorumlusu ve yaratıcısı, bölgesel ve küresel çapta emperyalist amaçlı hareket eden devletlerin, bilinçli şekilde ülkelerin iç işlerine burunlarını sokup, bazılarını satın alarak çatıştırmalarının sonucudur. Başka yerde suçlu aranmamalı.
SUS-MA !
İÇERİDE DIŞARIDA SANSÜR VE OTO-SANSÜR
Ülkemizde siyasal iklim giderek daha da kararıyor. Büyük bedeller verilerek kazanılan demokratik hak ve özgürlükler her geçen gün daha da daralıyor. Yaratılan dehşet ikliminden politik mahpuslar ve muhalif sanatçılar gibi dezavantajlı gruplar da etkileniyor. Bu koşullarda makro ve mikro iktidarların bazen artan bazen azalan oranda -on yıllardır- uyguladığı sansür, yaratıcılığa ket vuruyor. Toplumun nefes borularından en önemlisi “sanat” üretimi güdükleşiyor.
İtirazımıza gülmüş, “Sözümü tekrar ediyorum, edebi bir hastalıktır yazmak ve tedavisi asla mümkün değildir.” diye yinelemişti Ömer Polat öğretmenimiz bizim bilgiç ve vakur tavrımıza karşın.
O yönlü bilgi edinmek isteyenler, internet üzerinden ya da kütüphanelere giderek pekâlâ öğrenebilirler. Sadece yaşamının bir kesitinden, Hildesheim’deki iki üç yıllık yaşamından bahsedeceğim. Beni böylesi bir yazıyı yazmaya iten sebebin başında, Bay Schindler'in de bir zamanlar Hildesheim'de yaşamış olmasıdır. Bu merakımdan ötürü birkaç kez Hildesheim'deki kütüphaneye uğradım. Hildesheim'deki yaşamıyla ilgili bir şeyler bulmanın umuduyla gittim birkaç kez. Sağ olsun görevli hanım bu konuda birkaç kitap getirip gösterdi.
Bilgisayarın hatta uçağın…
Her türlü teknolojik imkânın, renk renk elbiselerin, pahalı parfümün, kremlerin ve pahalı alışkanlıkların…
Ve sen!..
Her şey olabilirsin…
Güzel ya da çirkin.
Uzun ya da kısa olabilirsin.
Boylu poslu.
Gösterişli ya da gösterişsiz…
Tombul ya da zayıf…
Genç ya da yaşlı…
Kadın ya da erkek olabilirsin…
Anne, baba olabilirsin.
Kardeş, ağabey, dost, arkadaş…
Ülkemizdeki bu kötü tabloyu tersine çevirmek suretiyle Yurttaşlarımızın satın alma gücünü ve refah düzeyini yükseltmektir. Bunun için yeni projeler üretmektir...
Alternatif bir programın ana başlıkları şöyle sıralayabiliriz.
Yazdıklarım günümüzün koşullarına göre ülkenin ihtiyaca göre bu genişletilebilir veya kısaltılabilir, bağlayıcı değildir.
Çağdaş hukuk devleti, demokrasi, laik, sosyal ve hukuk devleti esaslarına dayanan bir ülke yaratmak ve yaşatmak.
Yasakları asgariye indiren ve yurttaşı devlet karşısında özgürleştiren ve koruyan bir ülke yaratmak.